30 Mart 2010 Salı

Bir Küçük Defter

Bu gün vapurda giderken yine bir sürü şey geldi aklıma sizlerle paylaşmak için.. Üzerlerine düşündüm, cümlelerimi kurdum.. Hatta sizlerin muhtemel yapabileceğiniz katılımları bile kendimce kurguladım.. Gelin görün ki çantamda kullanılmayı bekleyen ışıl ışıl, çıtı pıtı defterimi çıkarmaya üşendim ve "nasılsa aklımdalar" deyip bunları yazmadım. Şimdi noldu peki? Ben bir güzel unuttum o konuları... 

Belki de bu durum, aslında kendimde değiştirmek istediğim en belirgin özelliğimle ilgili harekete geçme zamanımın geldiğinin bir sinyalidir.. Evet ben bir üşengecim.. Hep böyle ufacık şeyleri yapmaya üşeniyorum, çoğu zaman çok ciddi sonuçlar doğurmasa da, bu günkü gibi sonrasında pişmanlık uyandıran hallere sürükleyebiliyor beni.. 

Bir önceki yazımda bir konu hakkında yazdığım zaman o konudaki farkındalığımın arttığından bahsetmiştim. Bunu bildiğim için de, hep üşengeçliğim için bir şeyler yazmak istedim ama yazdıktan sonra üşengeç olamayacağımı bilerek bunun keyfini (!) sürmeye devam etmeye çalışıyordum..

Artık sona geldim.. Üşengeçliğin sonu bu.. Mutlu son.. 
Bundan sonra küçük defterimi çıkarmaya üşenmeyeceğim için aklımdakilerin sizlerle buluşması arasındaki engeli kaldırmış olacağım...

28 Mart 2010 Pazar

Özgürlük İsteyen Düşünceler..

Kelimeler takıldı kaldı sanki boğazıma, aklımdan parmaklarıma doğru akarken tıkandılar tam orta yerde.. Göğsüme doğru bir baskı uyguluyorlar, sıkışıyor göğsüm geçit vermiyor harflere... 
Aslında ne de güzel bir şeylerden bahsedecektim, ne de rahat hissediyordum konum hakkında.. Demek ki yanılmışım.. Sadece kendimi kandırıyormuşum.. Aslında tamamen başka şeylerle doluymuşum.. 

Bir konu hakkında yazı yazdıktan sonra o konu hakkındaki farkındalığımın geliştiğini, taşların tam olarak yerlerini bulduğunu anladığımdan beri, kendimi rahatsız eden konular hakkında yazmaya karar verdim. Ne zaman otursam şu klavyenin başına daha önce düşündüğümü, hissettiğimi fark etmediğim şeyler dökülüveriyor parmaklarımdan ve gözlerim okuduklarımla parlıyor, içim rahatlıyor.. Sanki uzun zamandır aradığım cevaplar karşıma çıkmış gibi oluyor.. 

Bu aralar okuduğum kitaplar hep aynı mesajı veriyor, "herşey sende gizli".. Benim duymak istediğim mi bu, yoksa ihtiyacım olan bu olduğu için mi gidip o kitapları seçiyorum ya da sadece tesadüf mü? Bilmiyorum, ama cevabı bulmak da çok umurumda değil, ben almam gereken dersi alıyorum, nasıl  bir yolla bana ulaştığını sorgulamıyorum, bana geleni kabul ediyorum...

İşte herşey bende gizli olduğu için, kendi kendimi üzmek de benim elimde, mutlu etmek de, çözüm bulup rahatlatmak da.. Görmeyi reddettiğim şeyler bir yolunu buluyor, beynimden ve kalbimden parmaklarıma akıyor yine benim karşıma çıkıyor... 

Eminim sizin içinizde de merak ettiğiniz sorular hakkında cevaplar hazırdır.. Siz görmek isteyin, duymak isteyin, cevapların bu kadar kolay karşınıza çıktığına şaşıracaksınız...

Bahsetmeyi düşündüğüm konuya ne mi oldu? Sizin ilginizi bekliyor..


26 Mart 2010 Cuma

Cam Kenarı'nın Hediyesi...

İstanbul'dan Akbük'e yaptığımız yolculuğun ilk durağı olarak Söke'ye varmış, bizi ikinci hedefimize götürecek olan minibüsümüze binmiştik. Cam kenarında olmanın verdiği şansla, güne merhaba diyen Ege'yi izliyordum. İki gün önce sevdiğimi uzaklara yollamış olmanın hüznünden midir, yoksa uzun zamandır doğanın uyanışına tanık olmayışımdan mıdır bilinmez şu dizeler dökülüverdi kalbimden ve sudokumun yanındaki boşluklarda yer buldular kendilerine...

BİR BAŞKA OLUR
Ege’de güneş bir başka doğar ,
Sarı, sakin ve huzurlu;


Gündüzü sıcaktır,
Gecesi parlak;


Ege’de deniz bir başka kokar,
Mavi, berrak ve özlem dolu;


Suyu soğuktur,
Rüzgarı deli;


Ege’de dağlar bir başka durur,
Yeşil, dik ve mağrur;


Ağaçlar zeytindir,
Çiçekler zengin;


Ege’de insan bir başka olur,
Aşık, duru ve mutlu;


Yemeği balıktır,
Neşesi rakı;


Ege’de yaşam dantel gibidir,
Beyaz, zarif ve hafif...




Pelin Durukan
Mayıs - 2009 
-->

24 Mart 2010 Çarşamba

İtiraf...

Merhaba ben Pelin ve ben bir "güzel düşünceler" bağımlısıyım... 
Evet ben bir tür modern Pollyannayım. Evet ben hayatta güzel şeyler olduğuna inanıyorum. Evet ben umudumu yitirmedim. Evet ben pozitif bir insanım....

Okulda bir sunum yaptım, konusu "Çatışma Kaynağı olarak Negatif İnsanlar". Fakat sonrasında acı bir gerçekle yüzleşmem gerektiğini anladım. Artık negatif insanlar bir çatışmaya sebep olmuyor çünkü herkes bu şekilde hissediyor. Negatif insan olmak artık bir ayırıcı özellik değil tam tersi pozitif insan olmak sizi ayırıyor diğerlerinden. Pozitif bir insan olmak bir çatışmaya sebep olabiliyor... 

Sırf çatışma olmasın diye gülmekten vazgeçicek miyim peki? Tabi ki hayır! Varsın onlar vazgeçsinler kara gözlüklerinden, "ama..." ile başlayan cümlelerinden, kilitli tuttukları kalplerinden... Varsın onlar hatırlasın dudaklarının söylenmek için değil gülmek için yaratıldığını...

21 Mart 2010 Pazar

Heyecan içindeyim...


Sizlerle buradan iletişim içinde olmaya karar verdikten sonra sanki üzerimden bir yük kalktı ve ben uzun zamandır içimde sakladığım ve paylaşmak istediğim bir sürü düşüncem olduğunu fark ettim. 

İçimde bir tür kıskançlık vardı.. Yaratıcı olanların nasıl olup da yoktan var ettiklerini düşünüp, ben neden bir şeylere yaratamıyorum diyerek kendi kendime hayıflanıyor ve içten içe onlara karşı bir kıskançlık duyuyordum. Sonra fark ettim ki, ben onlara bakarken kendimi kaçırmışım.. Bende yaratıcıyım, hem de yarattıklarım hep beğeniliyor.. 

Ben ne mi yaratıyorum? Cümleler yaratıyorum!! Konuşurken, düşünürken, yazarken harfler yanyana geliyor derken kelimeler birleşiyor ve cümleler ortaya çıkıveriyor.. Cümleler başlıyor, bitiyor ve yeni bir tanesi başlıyor ve bitiyor.. O cümlelerin sonuna gelen noktalar sanmayın ki onları bitiyor, sadece her bir cümle içinde bulunduğu paragraf içerisinde özgürlüğünü ilan ediyor..  

Cümlelere özgürlüklerini kazandırmak için yazarken içimden bir enerji parmak uçlarıma doğru akıyor sanki.. Ufak bir enerji devinimi yaşıyorum yazdığım sıralarda..

Aklıma neler geliyor anlatamam, demeyeceğim çünkü biliyorum ki anlatabilirim...

17 Mart 2010 Çarşamba

Derinliklerim...

Sürekli bir selamlama, sürekli bir tanışma faslı yaşıyorum... 

Burada başlayan yazma maceram, Ruhun Aynası'nda devam etti. Buradan oraya bir yazı gitti, ordan buraya bir yazı geldi. Ama bir türlü tam yerimi bulamadım, ya da bulamadığımı sanıyordum. 
Artık biliyorum yerim neresi.. Benim yerim burası.. Orada yazdıklarımı da sizlerle paylaşmazsam bencillik etmiş olurdum.. Önce oradakileri okuyun ondan sonra yenileri ile karşınızda olacağım.. 

Sözüm söz bu sefer blogumu rahat bırakmıycam.. 

Aklımda birikenlerin sizlerle buluşması gerek artık...

Önceki yazılarımı okumak için lütfen başlığa tıklayın :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...