4 Temmuz 2010 Pazar

Sex and the City



"Salıncakta İki Kişi"'yi tanıyor musunuz bilmiyorum ama benim blog serüvenimde haklı bir yeri vardır. Yaklaşık iki hafta önce kendisinin açtığı diğer blog olan "Okuyuculardan Gelenler"'e bir yazı yollamıştım, ne yazık ki sevgili Banu o günden beri bloglarını güncellemiyor. Kendisini takip etmeye başladığımdan beri bu kadar uzun ara vermemişti, "işte benim şansım" demeyeceğim. Bekledim onu ama madem o yayınlayamıyor yazımı o zaman ben de kendi blogumda yayınlayayım bari... Keyifli okumalar... 




“Sex and The City” hayatıma gireli sadece bir sene oldu. Birçoğunuzun yıllarca onları takip ettiği düşünülürse ben çok tazecik bir takipçi oluyorum.  Kendileriyle tanışmam bir sene önce kendime özel tek başıma bir eve taşınmamla başladı. Yabancı dizileri takip edebilmek için taktırdığım uydu sayesinde yıllardır içinde olmak istediğim “Sex and The City” dünyasına dalıverdim.

Evde yalnızdım, 7/24 beraber olduğum sevdiğim askere gitmişti. Üzgündüm… Kendimi dizilere verdim, çoğunu şuursuzca izliyordum ki, onlarla tanıştım. Gece yarısı veriliyordu dizi ve bir baktım ki ben bütün gün akşam olmasını bekliyorum. Özellikle internet üzerinden izlemek istemedim, işin içine biraz heyecan katmak istedim sanırım. Her gece terapi seansı gibi geçiyordum televizyon karşısına ve kadınların dünyasında kayboluyordum.

Üniversite bitmişti ama iş bulamamıştım, bir senedir evdeydim. Sevdiğim de gitmişti. Kendimi umutsuz ev kadını gibi görmeye başlamadan önce şehir kadınları ile tanışmam hayat verdi hayallerime. Yüksek lisans başvuruları açıldı, katıldım, kazandım.

O sıra bir baktım “Sex and The City Movie” onu da izleyiverdim. Gördüm ki, sevenler zor da olsa kavuşuyor, sevdiğimi beklediğim günlerime ışık oldu. Hatırladım ki, kadınlar çalışınca harikalar yaratıyor, yeni bir okula başladığım günlerime hız verdi. Bildim ki, arkadaşlıklar kadar değerli bir hazine yok onlar her an bizimle, can dostlarımla görüşemediğimiz günlerime teselli oldu.

Bir sene bitti. Sevdiğimin gelmesine çok az kaldı, okulumun ilk senesi bitti, can dostlarımdan birinin farklı bir hayata geçişini kutladık. Bu dönemde Carrie, Miranda, Samantha ve Charlotte benimleydi. Hepsinden bir parça güç veriyordu yaptıklarıma. Carrie ile yazıyordum, Miranda ile öğreniyordum, Samantha ile güzelleşip, Charlotte ile sevdiğimi bekliyordum.

Onlar benimleyken ikinci filmlerinde onları yalnız bırakmak bana yakışmazdı. Tek başıma gittim, izledim ve kim ne derse desin, ben filmi beğendim. Varsın dizinin başında sergiledikleri güçlü  kadın imajından sıyrılıp imajı güçlü kadınlara dönüşmüş olsunlar, varsın dizi reklamlarla dolu olsun, varsın kurgusu kötü, heyecanı az olsun. Ama zaten bu bir kadın filmi değil mi? Bu bir devam filmi değil mi? Hayatımız hep böyle aynı mı devam ediyor sanki, sürekli aynı rutinde mi ilerliyoruz. Bazen bir film sadece bir film olmuyor. (Freudçular hemen aklınıza başka şeyler gelmesin)

İzlediğimden mutlu olarak ayrıldım sinema salonundan, yüzüm gülüyordu, sevdiğim dönüyordu, okulum ilerliyor, işim benim olmak üzere çok yakınımda beni bekliyordu ve sahip olduklarım bana yetiyordu... 

3 yorum:

  1. ben de yıllar önce tanışmıştım bu diziyle, çok yakın üç arkadaşımla birlikte izlerdik ara ara :)

    kendimize karakterler seçerdik, biz de dört kişi olduğumuz için tam denk gelirdi ve çok eğlenirdik izlerken :)

    sanırım "Carrie" karakteri de birçok kişiye daha yazı yazması için ilham olmuştur..

    kim ne derse desin ben de çok severim Sex&the City'nin hem dizisini hem filmlerini :)

    YanıtlaSil
  2. Yaşasın Sex and the City kardeşliği!!! :))

    YanıtlaSil
  3. bende 1,5 sene önce izlemeye başlamıştım. arka arkaya 2 bölüm veriyordu. şimdi gene başa döndüler, aynı bölümleri bile izliyorum çoğu zaman :)

    YanıtlaSil

Şimdiden çok teşekkür ederim :)

Katılımınız benim için çok önemli, her zaman beklerim...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...