31 Ağustos 2010 Salı

İncir Çekirdeği Mutluluklar

İncir çekirdeğini doldurmayacak kadar küçük sorunları kendimize problem ederiz, kendi kendimize hayatı zindan ederiz ya hani? Ben de bu aralar incir çekirdeğini doldurmayacak kadar küçük tatlarla mutlu oluyorum. Mutluluk içimden taşıyor, akıyor gidiyor tutamıyorum, kaldı ki tutmak da istemiyorum, aksın gitsin istiyorum. Biliyorum içeride daha çok var, aktıkça bitmeyecek bir mutluluk bu. Huzurla dolu bir mutluluk, dertlerin, sıkıntıların ortasında gülebilmenin; hastane koridoruna vuran güneşi izleyerek enerji depolayabilmenin; bir anda verilen kararların neşesiyle vücuda nüfuz eden bir mutluluk bu mutluluk. O kadar küçükler ki, her an yanımda taşıyabiliyorum, o kadar küçükler ki istediğim gibi onları çoğaltabiliyorum. 

İncir çekirdeğimden taştı mutluluklarım, çoğalıyorlar, tutamıyorum, buyurun siz de ortak olun, birlikte ballandıralım hayatı...

İlk adım olarak bu şarkıyı dinleyin ve rahatlayın!


29 Ağustos 2010 Pazar

25!

İyi ki doğdum,
Gördün mü 25 oldum.... 

Dün doğum günümdü, hayatta olmamın 25. senesini kutladım. 
Çeyrek asırlık hayatım için şükranlarımı sundum ve huzurla uyudum...

26 Ağustos 2010 Perşembe

100 ve Mim!


100 oldum!!! 

Sizleri çok özledim, kafamda uçuşan konulara sürekli yenileri ekleniyor fakat bir türlü klavyem ve ben buluşamıyoruz. Uç duygular arasında hızlı geçişler yaşadığım bir dönemdeyim, bu arada sizlerle ne paylaşsam diye düşünürken bir baktım ki katılımcı sayım 100 olmuş ve ilk defa mimlenmişim. Öncelikle yanımda olduğunuz ve beni üç haneli sayılara ulaşarak desteklediğiniz için çok teşekkür ederim. Sonrasında mim hakkındaki resimlerle devam edebiliriz. 

"Paper faces" blogunun sahibi ablam tarafından mimlenmiş bulunmaktayım. Çantamın içindekileri sergilemem gerekiyor. Çantamı yaklaşık iki buçuk yıl önce Dubai'den almıştım. Açık rengi ve üzerindeki dore yansımaları ile yazlık kıyafetlerimle çok rahat bir kullanım sağlıyor. Ayrıca bolca göze sahip olduğu için günlük olarak çok sık tercih ediyorum kendisini. 



Çantamın içindekilere gelirsek; 


1. Cüzdanım, Mango;

2. Bozuk para cüzdanım, kim bilir kaç senedir benimle, üzerindeki boncuklar dökülüp çantalarımın içini boncuk deryasına çevirsede seviyorum onu kullanmayı;

3. Güneş gözlüğüm,

4. Halamın hediyesi olan aynam 10 yıldır benimle;

5. Delete;

6. Çözülmeyi bekleyen sudokum her an yanımda;

7. Cosmopolitan'ın hediyesi defterime aldığım notlar sonrasında burada sizlerle buluşuyor;

8. Rujlarım, fotoğrafı çekene kadar yanımda bu kadar çok ruj taşıdığımı fark etmemiştim. Kapaklarını açmayı unutmuşum, hepsinin hemen hemen aynı tonlarda olduğunu gerçeğini sizden saklamaya çalışmışım sanırım;

9. Makyaj çantam, Accessorize, bakmayın böyle küçük durduğuna yanındaki bütün makyaj malzemelerini taşıyor; 

10. Makyaj malzemeleri, Max Factor rimelim, Maybelline gözaltı kapatıcım, Flormar mavi göz kalemim ve Golden Rose farım ve portatif allık fırçam, sabah çıkarken üzerine aldığım allığı muhafaza edebiliyor bu sayede yanımda allık taşımıyorum;

11. Acil durumlar ve sıcaklar için çeşitli boylardaki tokalarım;

12. Mendilim ve restoranlardan kalan ıslak mendillerim. 

Bu mim karşılığında benim de birilerini mimlemem gerekiyor, bunun için bloglarını takip etmekten büyük keyif aldığım Can Direkli ve Koray Caner'i seçiyorum. Bakalım erkeklerin yanlarından ayırmadıkları neler varmış? 

En kısa zamanda yeni konularla görüşmek üzere...



18 Ağustos 2010 Çarşamba

Bitti!!!!!

Çok karışığım, öyle böyle değil. Heyecandan ne yapacağımı bilemez haldeyim. Bitti, bu son gece. Artık bundan sonra O hep yanımda olacak. Varlığına o kadar alışıktım ki, gittiğinde yokluk oldu sonra baktım ki insan her şeye alışıyormuş. Alışmak uyuşturuyormuş.. ( Bu konu hakkındaki yazım için bakınız "önceki yazılarım = başlık: Alışmalı mı Alışmamalı mı?" ) Şimdi yokluğundan çıkıp varlığına kavuşacağım. 15 ay bitti. Koskocaman 15 tane ay. Bundan sonraki hiç bir 15 ayımı böyle bilemeyeceğim. 

Bu kavuşmamın heyecanı ile günlerdir yazacak şeyler birikiyor kafamda ama toplanamıyorum. Harfler ardı ardına düşmüyor, kelimeler yerini bulmuyor sanki. Önümüzdeki bir kaç zaman da bu şekilde devam edebileceğinden dolayı beni birazcık mazur görün. Bu güne kadar hasretliğimin en yakıcı anlarında sizlere sığındım, şimdi de kavuşmanın en çarpıcı anları ile sizlerle olacağım. 

Beni yalnız bırakmadığınız için çok çok teşekkürler.... En kısa zamanda görüşmek üzere, ben huzura kaçıyorum... 


11 Ağustos 2010 Çarşamba

Hayırlısı Dediler...

Umut etmek güzeldir de umut bağlamak kötüdür. Yorar insanı, önce tatlı bir yük biner omuzlarına, düşünürsün, hayal ettiklerinle yüzün güler bir iç çekersin, "Hadi bakalım inşallah" dersin. 

Umut ettiğinde olmama ihtimalini aklına getirirsin, hem umutlanmanın güzelliğini yaşarsın hem de düşünebilmenin ciddiyetini. Umut bağladın mı düşünmeyi unutursun çoğu zaman, sadece hissedersin, "aman ne güzel" dersin.


Umut etmem gerekirken umut bağlamışım. Hayal kırıklığı ile kurtarabilecekken durumu umut kırıklığı kaldı elimde. Şimdi Teoman'ın dediği gibi kırıklarını aldırmalıyım kalbimin...

8 Ağustos 2010 Pazar

Gamsız Hayat


Bir farkındalıktır tutturduk, sürekli farkında olmanın güzelliğinden bahsediyoruz. Hayatı bilerek yaşamanın zevki, an'ı yaşayabilme özgürlüğünden dem vuruyor, hayatı farkında yaşamanın keyfi üzerine kitaplar yazıyoruz. Peki ya farkında olmak her zaman bu kadar güzellikler mi getiriyor? Ne yazık ki hayır. Güzelliklerin farkında olabilmek kadar sorunların da farkında oluyoruz. Oluşabilecek sıkıntıları görebiliyoruz veya farkındalığımızı fark edenler tarafından farklı yönlere çekilebiliyoruz. Bu aşamada bir lütuf olan farkındalığımız en büyük düşmanımız gibi gözükebiliyor. Bu aşamada farkındalığın cilvelerine çok yüz vermememiz gerektiğini de fark etmeliyiz. Sorunlar, stres yaratıcılar, problemler elbet olacak, yaşıyoruz nihayetinde. Her şey bizlerin için var. Farkında bir yaşam sürmeyi seçme farkındalığını gösterebiliyorsak, kendimizi rahatlamamız gereken zamanları da fark edebilmeliyiz. Farkındalığınızı kullanın ve "geçici gamsız" olun, düşünmeyin, kafanızdaki tilkileri doyurmayın, aklınıza gelenlere "şu anda kapalıyız" diyin hatta hissetmeyin bile, sadece olun, o an olun. Farkındasız kalın, çevrenizde olup bitenlerin farkına varmamayı seçin, ne görmek istiyorsanız onu görün, ne duymak istiyorsanız onu işitin. Farkındasızlığın özgürlüğünü tadın...

Çok mu zor geldi bu söylediklerim, bunları yapamıyor musunuz? Siz bu güne kadar tatile çıktığınıza emin misiniz? 

3 Ağustos 2010 Salı

Sesim Yankılandı Boşluğumda

Dedim ki, ben bir zeytinyağ tenekesi gibi doldum. İçimdekileri akıtmam gerek, dökülmem gerek. Tuttular kulbumdan kaldırdılar beni, döküleyim diye müsait bir yere götürdüler. Alaşağı ettiler, kapağımı açtılar ama akıtamadım. İçimden dökülenler yetmedi beni rahatlatmaya, koydular tekrar yere. Aldılar ellerine bir bıçak, endişelendim, canım acıyacak diye korktum. Acıdı da canım. Kapağımın ters köşesine indirdiler bıçağı, bir delik açıverdiler umarsızca. Anlamadım, niye yaktılar ki canımı? Halbuki istediğim sadece içimdekileri dökmekti. Bir daha ters çeviriverdiler beni, başım döndü, kusacağım sandım, gözlerimi kapadım. Bir baktım ki, kusmuyorum sadece akıyorum, dökülüyor içimdekiler. Açtım gözlerimi, minnetle baktım ters köşeden canımı yakana. Anladım ki, sıkışmışım, hava almam gerekiyormuş. Ben tamam diyene kadar döküldüm, akıttım içimdekileri. Rahatladım, "Ohh sonunda!" dedim, sesim yankılandı boşluğumda. Mutlu oldum. Boşluğumu istediklerimle doldurdum, huzur buldum...

Not: Resim kaynak Weheartit
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...