cS-1aIC7oVvN0DczzfhH1B8ToLI "Mutsuzluk Virüsü Size Bulaşmasın"-! ♥ Fesleğen ♥ !

20 Ekim 2010 Çarşamba

"Mutsuzluk Virüsü Size Bulaşmasın"


Bu yazı Osman Müftüoğlu'nun 4 Ekim 2010 tarihli yazısıdır. O kadar beğendim ki, noktasına virgülüne dokunmadan sizlerle paylaşmak istedim. Buyurun iyi okumalar;


Serdar Turgut çok önemli bir sorunu tartışmaya açtı. Sorun aslında dünya ölçeğinde önemli. Bulaşıcı bir viral hastalık gibi hızla yayılıyor. Yaşlı, genç, zengin, fakir dinlemiyor, herkese, her ülkeye bulaşıyor. Adı “mutsuzluk hastalığı”. Mutsuzluk virüsünün hızla yayıldığı ülkelerden biri de bizim ülkemiz, Türkiye...


MUTSUZLUK sorunu sadece bedensel yapılanmada yaptığı tahribatlar nedeniyle değil, yaptığı ruhsal tahribatlar nedeniyle de önemli. Kronik yorgunluk/Fibromiyalji'den depresyona, uykusuzluktan rahatsız ayak sendromuna kadar birçok sağlık sorununun arkasında mutsuzluk yatıyor. Son yıllarda şu nokta daha iyi anlaşıldı:  “İyi hayata giden yol”da yalnızca refah ve sağlık yeterli değil. Yeteri kadar sağlığınız ve paranız da olsa mutlu değilseniz eğer bir sürü problem ardı ardına sıraya giriyor. 


Parayla saadet olmaz


Kısacası bizim o eski ve ünlü şarkımız maalesef doğruyu söylüyor: “Parayla saadet (mutluluk) olmaz!” Yeteri kadar eğlenip gülmeden, hayatın keyfini çıkarıp kendinizi iyi hissetmeden, her yeni güne sevinçle başlayıp her gece yastığa kafanızı huzurla bırakmadan iyi hayatı yakalamanız mümkün değil. 

“Nasıl mutlu oluruz?” sorusuna cevap arama süreci insanlığın tarihi kadar eski. İlk çağlardan bu yana her insan güvenli bir dost bir çevrede yaşayıp müşfik sevgi ve saygı duyulan ilişkiler içinde kalmak ailesi ve arkadaşlarıyla keyifli huzurlu bir hayat sürmek arzusu içinde olmuş. Ama özellikle son yüzyılda –özellikle endüstri devrimi ile birlikte- “mutluluk skalası” büyük ölçüde değişmiş, mutsuzluk yaygın ve bulaşıcı bir hastalık olma eğilimine girmiştir. 


En etkili ilaç: Şükretmek


Mutlulukla ilgili herkes kendine göre bir reçete üretmiş. En güvenli reçete (daha önce de yazdığım) Ernie E. Zelinski'nin hazırladığı reçete gibi görünüyor. (Bu reçeteyi yanda bulacaksınız). Zelinski'nin reçetesinde tam on üç mutluluk ilacı var. Bunların içinde bana göre en etkili olanı, size en çok tavsiye edeceğim son ilaç, yani “şükran duygusu”dur. Bu duygu size “var olanla yetinmeyi”, “küçük güzeldir”, “az çoktur” diyebilmeyi, “sahip olduklarınızın değerini bilmeyi” öğretecek en etkili mutluluk hapıdır.


Üstelik bu ilaç BEDAVA


Geçenlerde “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” dizisini izlerken duyduğum cümle de aslında çok önemli. Cümleyi tam olarak hatırlayamıyorum ama “sevgiyi sıradan alışkanlık haline getirmemenin ne kadar tehlikeli olduğunu” vurgulayan bir deyimdi.  O cümle “bulduğumuz ve olduğumuzla yetinmenin, mevcudun da değerini bilmenin” öneminin altını kalınca çiziyordu. Bir kez daha hatırlatalım: Şükran duygusu binlerce yıldır kullanılan bir mutluluk ilacı ve her defasında yüzde yüz sonuç veriyor. Üstelik bu ilaç her zaman elinizin altında ve bedava!


KESİP SAKLAYIN: İşte mutluluk reçetesi

, Doyum sağlayacak kadar bir amaç,
, Geçinebilecek kadar bir iş,
, Temel ihtiyaçlara yetecek kadar zenginlik,
, İş ve eğlenceyi dengeleyecek kadar sağlıklı bir akıl,
, Birçok insanı beğenecek, bunlardan birazını da sevecek kadar şefkat, 
, Kendini sevecek kadar özsaygı,
, Muhtaç olanlara verecek kadar iyilik duygusu,
, Zorluklarla yüz yüze gelecek kadar cesaret,
, Sorunları çözecek kadar yaratıcılık,
, Her an gülecek kadar mizah duygusu,
, İyi bir yarını bekleyecek kadar umut,
, Hayatı bütün değerleriyle yaşayacak kadar bir sağlık,
, Sahip oldukların için şükran duygusu.

(Ernie Zelinski'den alınmıştır.)

UNUTMAYIN: Ruhunuzu onarın
MUTSUZLUK sorununun yaygınlaşmasının önemli bir nedeni de ruhumuzun gittikçe daha sık yaralanıp tırmalanması, ruhu onarmayı ihmal etme yanlışımızın gün geçtikçe yaygınlaşıp artmasıdır. “Ruhu onarmak” hepimiz için en önemli problem haline gelmiştir ve iyi hayat sadece “zevk odaklı yaşamak” ile ilgili bir şey de değildir. Doğal olarak ruh her zaman hazların, yeni ve farklı coşkuların, zapt edilmez heveslerin peşindedir. Yetinmeyi ve şükretmeyi pek bilmez ve hep yeni heyecanlara yelken açmak, yeni oyuncaklarla (!) tanışıp oynamak ister. 
Ve ne yazık ki, bu süreçte ne bunların çoğunun kendisi için zararlı olabileceğini ne de durup dinlenmesi yavaşlayıp hız kesmesi kendini onarmaya zaman ayırması gerektiğini fark etmez. Hızlandıkça hayatı daha çok ıskalarız. Iskaların ve ıskaladıklarımızın sayısı arttıkça da ruhumuz bedenden bedenimiz ruhtan kopar. Onarılacak şeylerin sayısı her gün biraz daha artar. 

Ruhu onarmak konusu önümüzdeki dönemde en önemli işlerimizden biri olmalıdır. İyi yaşamanın anahtarı ruhu onarmaktadır.



Salyangozlar kırılan kabuklarını onarabiliyorlarsa biz neden kırılan ruhlarımızı onaramayalım? 

7 yorum:

  1. Güzel yazmış ama Osman amcamız...

    YanıtlaSil
  2. Melly; ben de çok beğendim siz de okuyun istedim :)

    YanıtlaSil
  3. Çok güzel yazmış, iyi ki paylaştın bizlerle:)

    YanıtlaSil
  4. Chilek; beğendiğinize sevindim :)

    YanıtlaSil
  5. Vay, süpermiş, bizimle paylaştığın için teşekkürler. Ama en çok şu son cümleyi beğendim /senin cümlen sanırım yazıdan değil/ neden onarmayalım ki? :)

    YanıtlaSil
  6. Modafobik; beğendiğine sevindim :) Son cümle de bana ait haklısın :)

    YanıtlaSil
  7. çok güzel bir paylaşım olmuş teşekkürler

    YanıtlaSil

Şimdiden çok teşekkür ederim :)

Katılımınız benim için çok önemli, her zaman beklerim...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...