cS-1aIC7oVvN0DczzfhH1B8ToLI Haziran 2010-! ♥ Fesleğen ♥ !

29 Haziran 2010 Salı

Eş Zamanlar

Eş zamanlı yaşanan hayatlarla sürüyor yaşamımız. 

Aynı anda doğuyoruz, büyüyoruz. Aynı anda okulumuz bitiyor, kepler geri sayımla fırlatılıyor. Aynı anda askerde oluyoruz, şafaklar bir atıyor. Aynı anda sözleniyoruz, kurdeleler bir bir kesiliyor. Aynı anda evleniyoruz, "evetler" sıralanıyor. Aynı anda çocuk bekliyoruz, haftaları birlikte sayıyoruz. 


Aynı zamanlar içinde eş zamanlı değilsek garipsiyoruz. Hatalı zannediyoruz kendimizi, bir suç işlemişiz gibi hissediyoruz. Eşzamanlamaya çalışıyoruz hayatımızı, "onlarla" aynı anda olmak için savaş veriyoruz. Bir bakıyoruz çok ileri gitmişiz bu sefer de durup bekliyoruz, yine eşzamanlanma için hayatımızı ayarlıyoruz.

 Ne eksik, ne fazla, hep aynı anda....

Böyle olmalı mı peki hayatta? Farklı bir zamanlama hep yanlış mı olmak zorunda? 

Ayarlamalı saatleri tek bir zamana, bırakmalı hayatı akreple yelkovanın yarışına,
Galip olur mu bilinmez bu yarışta, hep bir beraberliğe inanmalı bu hayatta...

27 Haziran 2010 Pazar

Hani olur ya...



Hani olur ya hayatında birileri, farklıdır yerleri. Öyle bir yerdir ki, koyamazsın yerlerine kimseleri. 

Hani olur ya hayatında birileri, güneş gibidir gülüşleri. Öyle bir gülerler ki, unutursun gölgeleri.

Hani olur ya hayatında birileri, derdindir kederleri. Öyle bir kederlenir ki, bulmalısındır çaresini.

Hani olur ya hayatında birileri, seversin sen gibi. Öyle bir seversin ki, bir edersin beş kişiyi. 

Hani olur ya hayatında birileri, yazarsın onlar için dizeleri. Öyle bir yazarsın ki, tebrik edersin ilk gelini... 

Ömür boyu sürecek mutluluğunuz, üzerine şiirler yazılacak kadar etkileyici, kafiyeler kadar ahenkli ve kelimelerle anlatılamayacak kadar benzersiz olsun...

25 Haziran 2010 Cuma

Saçmala-ma

Anlatacak şeylerim var, olgunlaşıyorlar, pişiyorlar, servis edilecekleri anı bekliyorlar. Bu kadar güzel cümleler hazırlanırken benim içimden sadece saçmalamak geliyor. Umarsızca aklıma geleni yazmak. Pozitif düşüncelerimden çıktığım için yaşadığım farklılıkla karamsar cümleler sıralamak. Sanki bu gün dünyanın sonuymuşçasına yakarmak. Hiç güzel şey olmazmışçasına haykırmak. En dibe inmek, orayı benimsemek, oraya tutunmaya çalışmak. Ama biliyorum ki yapamam. Bu kadar çıkar en fazla. Dahası bana uymaz, yazamam, harfleri kullanıp da sizleri kandıramam, benimseyemem yazdıklarımı, tuşlara basıp dibe dalamam.

Bir anlık hissetsem de bunları, bilirim ki geçecek bu anlar. Bilirim ki, almam gereken bir ders var. Bilirim ki, zamanı var. 

Gamsız olmak istesem de olamam, hissederim, bilirim her şeyi. En kötüyü de hissederim, en iyiyi de bilirim. Çok üzülürüm, çok da ağlarım. Çok mutlu olurum, çok da kahkaha atarım. 


Çok düşünürüm ama kahrolmam, çok hissederim ama mahvolmam... 

23 Haziran 2010 Çarşamba

İlk Ödül İlk Heyecan


İlk blog ödülümü almış bulunmaktayım. Nasıl heyecanlıyım, nasıl mutluyum... Beni bu ödüle layık gören Wimperalla'ya teşekkürlerimi sunuyorum.

İşin güzeli ödülü alınca benim de ödül verebilecek olmam, 10 blogger'a ödülleri benden; 

1. Moda konusundaki güzel fikirlerini blog dünyası ile paylaşmaya başlayarak beni çok mutlu eden ablama gelsin ilk ödül; PAPER FACES

2. Haftasonlarıma iyi dilekleri ile renk katan CHİLEK

3. Uzun zamandır ortalarda gözükmese de sneaker dünyasının nabzını tutan; UNE VOGUETTE

4. Yaptığı kurabiyerlerin hala buzluğumda koruma altında tuttuğum,  MUTLU DÜKKAN

5. Sık entry girerek sürekli okunacak bir şeyler sunan, MOD(E)RATOR

6. Taze gelin Sıla, FASHION BY SIU

7. Bu aralar biraz tembellik yapsa da adaş torpilinden, PELL-İN

8. Hafif lezzetleri ile iştahıma iştah katan, SKINNYCOOK

9. Erkek dünyasından güzel bakış açısı ile modayı yorumlayan KORAY CANER

10. Ve tabi ki beni blog dünyası ile tanıştırıp, çok sevmemi sağlayan Banucum; SALINCAKTA İKİ KİŞİ

Aslında en az 10 kişiye daha ödül verebilirdim, Türk blog dünyasının bu zenginliği ve çeşitliliğine karşılık 10 ödül az bile :) 

Unuttuklarım, sayı yetersizliğinden yazamadıklarım kusura bakmasın. Başka ödüllerde görüşebilmek dileğiyle..

Dipnot: Söylemeyi unutmuşum, ödül alanlar aynı şekilde 10 kişiye ödülü dağıtacaklar.. :) 

21 Haziran 2010 Pazartesi

Lı - Li

Oturup yazmalı, akılda birikenler paylaşılmalı... 

 Beklemeli, hamken sunmamalı, pişince servis etmeli...

18 Haziran 2010 Cuma

Haftanın İçi

Son yazımı yazdığım da daha pazartesiyi yaşamaya yeni başlamıştık. Şimdi de cumayı yeni yaşamaya başlıyoruz. Haftanın içini tüketmek üzereyiz. 

Hoş anılarla başladığım haftam da, normalde hoş olmaması gereken bir anı, çok da hoş ve anlamlı yaşandı. Şu anda bu hoşluk derecesinin neresindeyim bilmiyorum. 

Hepsinden sonra aynı şey yaşanır. Ben bu sefer onu yaşamadım, ne dostlarımı bir kez daha aramak istedim, ne de bir kez daha etrafıma dikkatlice baktım. Bunları zaten hayatımın rutini yapmıştım, kaybetmeden değerini anlamayı ilke edinmiştim. Bu seferkinde farklı bir şeyler etkiledi. Önce anladım ki, su hayat. Sıvı olmak, yumuşak olmak hayatmış; katı olmak, sert olmak ise bir son... Sonra anladım ki, önemli olan başarılarla değil, sevgiyle anılmakmış. Madalyaların orada dururken, senin yaptığın iyiliklerin anlatılmasıymış... Anladım ki, yalnız olsan da, yalnız kalmazmışsın. Hak ettiğini yaşarmışsın. Hatırladım ki, nicelikler gelip geçiciymiş, nitelikler kalıcı...


Hafta'nın içi geçti, kalbimin içi değişti...

* Resim kaynak Weheartit

14 Haziran 2010 Pazartesi

Ihlamur Kokulu Anılar

Ihlamur kokuları sarmaya başladı sokakları. Hafif esen rüzgarla etrafımı sarıyor, yumuşak kokusu ile ruhumu yıkıyor sanki.

Ihlamur kokusu, çok güzel geçen ama artık sonuna geldiğimiz bir dönemde bir anı oldu hayatımda. Masal gibi geçen dört senenin sonunda o sokaktan tam da ıhlamurlar açtığında geçmiştik. Hep beraberdik, bitenleri kutlamıştık, yanyana yürüyorduk. Çoktuk, az değildik. Hiç bıkmadan yıllarca yaptığımız şeyi yapıyorduk, konuşuyorduk. Sadece konuşuyor ve gülüyorduk. Biz güldükçe ağaçlar da mutlu oluyor o enfes kokuları ile bize eşlik ediyorlardı. 

Duyuyorum şimdi ıhlamur kokularını dalıyorum anılarıma. Yüzüme bir gülümseme yerleşiyor, kulağımda şu şiir yankılanıyor; 

ULUS TAYFA 

Eğer bir isim ararsan bu gruba,
Çok da tutsak kalma tozlu lugata,
Ulustayafadır onları en güzel tanımlayan...
Bir kalpte toplanmış beş bay dokuz bayan,
Biri çocuk,biri büyük;biri akıllı biri deli,
Tanrım şu ahenge bak farklı farklı her biri.

“Arasan da bulamazsın evrende böylesini
İspatı dışarıda,gez dünyanın her yerini”
Güllerle süslesen nazlı Gülçin’i,
Pay etsen arasına rengarenk Çiğdemi,
Bir tutam da Itır katsan üzerine,
Sarıp hepsini eşsiz bir Bukete
Fısıldasan en tatlı Ezgiyi kulaklarına...
En naçar gözlerden bile akar birkaç Damla…

“Masalara inanmazsan eğer;sus ve dinle
Hatta bir gün git de tayfayı uzaktan izle”

Yaşadıkları yer cennetten bir bahçe:adı Sar-Per
Bu ismi duyan gafil belki güler de geçer…
Bilmez ki her köşesi sevgi,huzur,arkadaşlık dolu
Sırt sırta vererek emekle açtılar bu yolu
Bu yüzden kutsaldır bu masalda her biri
Tanrı onları seçti,onlar bu masalın baş karakteri

Biri hiç seçemedi o hep “Seçil” di
Birinin kaderi güzeldi;o muradına “Eren” di
En sevimli olanın boyu uzundu ama kısaydı ismi
Farkına varamadı kimse,ayrı bir alemdi her harfi
El alemi takmasa da ismi vicdanının isyanıydı
“Pelin” diye bir çiçek verdi, kıyamadı ona Tanrı 

Her canlı tatsa da “Tayfa” tatmayacak ölümü
Çünkü bu grup cennetin dünyaya izdüşümü
Onlar ki kardeş,onlar ki yoldaş onlar “UlusTayfa”
Mahzar olmuş Her biri Tanrı’nın Lütfuna…  
                                                 Furkan Övündür 

12 Haziran 2010 Cumartesi

Sesimi Duyan Var mı?

Kişilerin arasında bir çatışma, bir sorun olduğu zaman bunu çözmenin en iyi yolu iletişim içinde olmaktır. İçinde bulunulan iletişim ortamının gerektirdiği gibi bir açık iletişim içinde olmak sağlıklı bir süreç doğuracaktır. Sizlerle açık bir iletişim yaşadığımı düşündüğüm için kafamdakileri aynen aktarıyorum; 

"Eskiden katılımlarda bulunurdunuz, yorumlar yapardınız, fikrinizi söylerdiniz... Bilgisayarımı açtığımda mail kutumda yorumlarınızı okur, yeni yazılarım için motivasyonla dolar, mutlulukla tuşlara dokunurdum. Peki ne oldu da sustunuz, yorum bırakmaz oldunuz?


 Biz işte böyle merak içindeyiz.. 

Umarım sorumu cevaplamak üzere orada birileri vardır :)

11 Haziran 2010 Cuma

Maz Şiiri

Yazsam sayfalar almaz,
Anlatsam saatler durmaz.

Sussam kalpler ağlamaz,
Sevsem aşkım durmaz...

11/06/2010 - 01:30

10 Haziran 2010 Perşembe

Değil mi?

Bu aralar kafamda çınlayanlar sadece O'nunla ilgili... Sizleri sürekli özlem dolu birinin yakarışları ile sıkmak istemiyorum. Ama işin içinden de çıkamıyorum. Benim için kendimi rahatlatmanın en kolay ve etkili yolu yazmak. Sizlerle paylaşımların arttığından beri de, yazdıklarımı sizlere okutmazsam içim rahat etmiyor. Bir yandan sürekli yazı yazmak istiyorum, bir yandan da sizleri bu düşüncelerimle boğmak istemiyorum. 

Sanırım çözümsüzlüğün girdabına bıraktım kendimi, kafamı dışarı çıkarıp da sonuçlara ulaşmak için gücümü kullanmıyorum. Böyle bir zaman girdabın içinde dönmek, sersemlemek sonra yorgunluktan uyuyakalmak ve uyanıp fırtına sonrası açan güneşle taze bir başlangıç yapmak istiyorum.

Seviyoruz değil mi, yolumuzu bile bile kaybolmayı? Şimdi kurtulabilecekken biraz daha işleri karıştırmayı... Seviyoruz değil mi, duygularımızı sonuna kadar yaşamayı? Üzüntülerden kurtulabilecekken sonuna kadar ağlamayı... 
Seviyoruz ama değil mi? Hiç bir şey yapamazken bile sevebiliyoruz değil mi?

6 Haziran 2010 Pazar

Dolabımın Derinlikleri

Dolabımın en derinliklerine itiyorum, sıkıştırıyorum oraya onu. Hiç görmeyeye, duymamaya, hissetmemeye çalışıyorum. Dolabı açtığımda görmezden geliyorum, yokmuş gibi davranıyorum. Öyle yapınca sanki o da siniyor olduğu yere... Ama bazen öyle bir şey görüyorum, duyuyorum, kokluyorum ki dolabı açtığımda üzerime yığılıyor, ben altında kalıyorum. Eziliyorum sanki, boğuluyorum... Sanki hiç bitmeyecek gibi geliyor bir an, sanki hayatım boyunca onunla saklambaç oynayacağım, ben kaçacağım o sadece orada durup varlığı ile beni yakalayacak her gittiğim yerden. Ama hayır, bitecek biliyorum, onu dolabımın en ücra köşesinden çıkarıp, çöpe atacağım gün gelecek...


Dolabımda ne mi saklıyorum? O'na olan özlemimi....

*Resim kaynak weheartit.

3 Haziran 2010 Perşembe

Yaz mı Geldi?

Bir kaç gündür "gerçekten yaz mı geldi?" diye düşünmeye başlamıştım. Bir mevsime geçiş için o mevsimi temsil eden aylara girmek yeterli olmuyor. Hissetmek istiyor insan. Baharı açan gelinciklerle karşılıyorum. Yaz için de bir sürü hatırlatıcı oluyor. Bir türlü kararmayan hava, sıcaktan uyuyamamak, benim gibi bir dondurma delisi için çeşitlendirilen dondurmalar, pantalon giymeme isteği, şeftali gibi batan güneşin muhteşem renkleri, sahile inmek için bahaneler yaratma hali.... diye uzayıp gidebilir bu liste. Bir de bunlara ek olan bir şey varki, bu sene beni can evimden vuran o oldu. Yaz şarkıları! 

Her sene haziran başında piyasaya sürülen, hareketli ritimleri ile güneşle rehavete yenik düşen bedenleri uyandıran, sözleri ile aşkı hatırlatan yaz şarkılarımız. Bu güne kadar bir çok "2010 yaz şarkısı" piyasaya sürüldü ama hiç biri bana yazın geldiğini hatırlatamamıştı. Ta ki bu gün Sertab Erener'in "Koparılan Çiçekler"'ini dinleyene kadar. Bir dinledim, turuncu - sarı oldu sanki odamın içi, bir anda gözüme bir mavilik takıldı, sıcak bir rüzgarla sarmalandım birden. Anladım ki, yaz gelmiş! 

Bu şarkı ile bir kez daha anladım ki büyümüşüm. Eskiden çalan en hareketli parçalar bana yazı getirirdi, şimdi ise daha sakincene harekete geçiren, yumuşak bir sesle ruhumu okşayan bir şarkı ile yaza merhaba diyorum. Bu duruma sevinsem mi üzülsem mi bilemedim sonra boşverdim bastım play tuşuna keyifle yazın gelişini kutladım...  




* Resim kaynak weheartit

Sapak Kardeşliği

Bu yazımı o kadar içtenlikle yazmayı planlıyorum ki, okuduktan sonra beni bir daha okumamanızdan korkuyorum. 

"Sapak kardeşliği de neymiş?" dediğinizi duyar gibiyim, ya da ben açıklamak istiyorum onun için bahane arıyorum.  Ben bir "açıklama" ustasıyım. Nasıl mı? Şöyle ki, çevremde olan biten ne varsa ben bilirim, yanımda konuşan iki kişi anlaşamadığında ben konuya girerim çünkü kimin ne demek istediğini anlamışımdır. Övünmek için söylemiyorum bunları, kaldı ki bu huyumu kendim bile fark etmedim. Sağolsun canım arkadaşlarım fark ettiler bu açıklamacı yanımı ve bana "dipnot pelin" deyiverdiler. Hayatım gerek kendi yaptığım, gerekse çevremde yapılan konuşmalara dipnot atarak geçiyor. Ben bu dipnotlu, açıklamalı halimden pek memnunum. Ama çevremdekilerin ne kadar memnun olduğunu merak ederseniz size şöyle söyliyim ki, pek çok kez hayatlarını kolaylaştırdığımı itiraf ettiler, yokluğumda açıklamalarımı özlediklerini de duydum, artık gönlümce devam edebilirim cümlelerimi sıralamaya. 

Neyse ben size "sapak" nedir onu açıklıyordum öyle değil mi? "Sapak" özeldir, sadece iki kişiliktir, herkes sapak olamaz, sapak olmak için zeki, titiz, mükemmeliyetçi bir başak ve eline aldığını döken, düz yollarda düşen bir sakar olmak ve tabi en önemlisi sadece çift sayı olsun diye düğününü bir sene erteleme istediğini karşılıklı olarak anlayabilmek gerekir. Ben bir sapağım ve bir sapak kardeşim var.

İlham perilerimden biri, bir çok düşüncemin tohumunu atan, ampüllerin kafamda yanması için düğmeye basan, hayatımın mutluluğu için kendi hayatından bir şeyi bana sunan, saçma düşüncelerimin tek ortağı olan biri... 

Çok sevdiğim biri, hayatımda olduğu için çok mutlu olduğum ve hep hayatımda olmasını istediğim biri... Bu yazıyla birlikte artık ondan da bir yazı beklediğimi açıkça beyan ettiğim biri.. Sapak biri...

1 Haziran 2010 Salı

Uyum

Lisenin son yıllarında modayı takip etmeye başlamış ve kıyafetlerime daha fazla özen gösterir olmuştum. O zamanlar uyumlu giyinmeye takılmıştım. Benim için uyum, giydiğim kıyafetle aynı renk küpeyi takmak, aynı renk far sürmek kimi zaman aynı renk çorabı giymek hatta mümkünse aynı renk çantayı kullanmaktı. Benim için uyum demek, her şeyin aynı olmasıydı. Her şey aynı olunca bir uyumsuzluk olamazdı sanki, öyle sanırdım.  

Büyüdüm, giyim zevkim değişti. Gördüm ki, her şey aynı renk olunca uyum olunmuyor sadece sıkıcı olunuyordu. Uyum her şeyin aynı olması değil, farklı olanların uygun şekilde yanyana getirilmesiydi. 

Her şeyin aynı olmasını sağlamak daha kolaydır sanki, var olanı tekrarladın mı, kendince bir uyum elde ediverirsin. Ama esas iş farklılıkları bir araya getirebilmekte, onların arasında bir ahenk yaratabilmekte, esas iş aynı renklerle gününü boğmak değil, farklılıklarla gününe renk katmakta ve esas iş kolaya kaçmak değil, zor olanı yaparak eserinle gurur duymakta... 

Farklılıklardan yararlanarak uyumu yakalamayı günlük hayatımdan bir örnek öğretti bana, hayat böyle işte, her şeyi içinde barındırıyor. Bütün bilmemiz gerekenler günlük hayatımızın içinde bizimle oluyor, önemli olan görebilmemiz, fark edebilmemiz.. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...