cS-1aIC7oVvN0DczzfhH1B8ToLI Ekim 2010-! ♥ Fesleğen ♥ !

26 Ekim 2010 Salı

Bir ... Olsa ....

Bir bisikletim olsa...


 Sepetimde sadece sevgi taşısam;



Bisikletimle sahillerde gezsem;


İşe de bisikletimle gitsem;


Sevdiğimle davetlere giderken de bisikletimiz bize eşlik etse;


Dünyayı gezerken iki tekerlek üzerinde olsam,


Kızlarımla alışverişe çıksak bisikletlerimizle, 


 İlerde bir küçüğüm olduğunda o da bunu kullansa...


Hayat benim pedalları çevirdiğim hızda aksa... 

*Resimlerin kaynağı Wehearit

25 Ekim 2010 Pazartesi

Örtmenim Derdi Ki...

İlkokuldaydım, öğretmenimiz sürekli olarak derdi ki; "Öğrendiklerinizi hayatınızın içinde kullanmazsanız hiç bir işe yaramazlar." 

O zamanlar anlamsız gelirdi bu söz, kendimce düşünürdüm,  "matematikte çözdüğümüz problemler bana ne katabilir?" diye. Çok şeyler katarmış, problem çözebilmek, huzurla yaşayabilmekmiş.

Yaşım çoğaldı, okullarım ardı sıra değişti. O zaman anladım ne demek istermiş öğretmenim. Bilmek yetmezmiş, bildiğini uygulamak gerekirmiş. Bilgin kullandıkça bitmez, değerlenir, katlanır çoğalırmış. Bildiğini söylemek yetmez, bildiğini göstermek gerekirmiş.


Biliyor olduğunuza güvenmeyin kullanılmayan bilgi bilinmeyen bilgiden farksız değildir. 

20 Ekim 2010 Çarşamba

"Mutsuzluk Virüsü Size Bulaşmasın"


Bu yazı Osman Müftüoğlu'nun 4 Ekim 2010 tarihli yazısıdır. O kadar beğendim ki, noktasına virgülüne dokunmadan sizlerle paylaşmak istedim. Buyurun iyi okumalar;


Serdar Turgut çok önemli bir sorunu tartışmaya açtı. Sorun aslında dünya ölçeğinde önemli. Bulaşıcı bir viral hastalık gibi hızla yayılıyor. Yaşlı, genç, zengin, fakir dinlemiyor, herkese, her ülkeye bulaşıyor. Adı “mutsuzluk hastalığı”. Mutsuzluk virüsünün hızla yayıldığı ülkelerden biri de bizim ülkemiz, Türkiye...


MUTSUZLUK sorunu sadece bedensel yapılanmada yaptığı tahribatlar nedeniyle değil, yaptığı ruhsal tahribatlar nedeniyle de önemli. Kronik yorgunluk/Fibromiyalji'den depresyona, uykusuzluktan rahatsız ayak sendromuna kadar birçok sağlık sorununun arkasında mutsuzluk yatıyor. Son yıllarda şu nokta daha iyi anlaşıldı:  “İyi hayata giden yol”da yalnızca refah ve sağlık yeterli değil. Yeteri kadar sağlığınız ve paranız da olsa mutlu değilseniz eğer bir sürü problem ardı ardına sıraya giriyor. 


Parayla saadet olmaz


Kısacası bizim o eski ve ünlü şarkımız maalesef doğruyu söylüyor: “Parayla saadet (mutluluk) olmaz!” Yeteri kadar eğlenip gülmeden, hayatın keyfini çıkarıp kendinizi iyi hissetmeden, her yeni güne sevinçle başlayıp her gece yastığa kafanızı huzurla bırakmadan iyi hayatı yakalamanız mümkün değil. 

“Nasıl mutlu oluruz?” sorusuna cevap arama süreci insanlığın tarihi kadar eski. İlk çağlardan bu yana her insan güvenli bir dost bir çevrede yaşayıp müşfik sevgi ve saygı duyulan ilişkiler içinde kalmak ailesi ve arkadaşlarıyla keyifli huzurlu bir hayat sürmek arzusu içinde olmuş. Ama özellikle son yüzyılda –özellikle endüstri devrimi ile birlikte- “mutluluk skalası” büyük ölçüde değişmiş, mutsuzluk yaygın ve bulaşıcı bir hastalık olma eğilimine girmiştir. 


En etkili ilaç: Şükretmek


Mutlulukla ilgili herkes kendine göre bir reçete üretmiş. En güvenli reçete (daha önce de yazdığım) Ernie E. Zelinski'nin hazırladığı reçete gibi görünüyor. (Bu reçeteyi yanda bulacaksınız). Zelinski'nin reçetesinde tam on üç mutluluk ilacı var. Bunların içinde bana göre en etkili olanı, size en çok tavsiye edeceğim son ilaç, yani “şükran duygusu”dur. Bu duygu size “var olanla yetinmeyi”, “küçük güzeldir”, “az çoktur” diyebilmeyi, “sahip olduklarınızın değerini bilmeyi” öğretecek en etkili mutluluk hapıdır.


Üstelik bu ilaç BEDAVA


Geçenlerde “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” dizisini izlerken duyduğum cümle de aslında çok önemli. Cümleyi tam olarak hatırlayamıyorum ama “sevgiyi sıradan alışkanlık haline getirmemenin ne kadar tehlikeli olduğunu” vurgulayan bir deyimdi.  O cümle “bulduğumuz ve olduğumuzla yetinmenin, mevcudun da değerini bilmenin” öneminin altını kalınca çiziyordu. Bir kez daha hatırlatalım: Şükran duygusu binlerce yıldır kullanılan bir mutluluk ilacı ve her defasında yüzde yüz sonuç veriyor. Üstelik bu ilaç her zaman elinizin altında ve bedava!


KESİP SAKLAYIN: İşte mutluluk reçetesi

, Doyum sağlayacak kadar bir amaç,
, Geçinebilecek kadar bir iş,
, Temel ihtiyaçlara yetecek kadar zenginlik,
, İş ve eğlenceyi dengeleyecek kadar sağlıklı bir akıl,
, Birçok insanı beğenecek, bunlardan birazını da sevecek kadar şefkat, 
, Kendini sevecek kadar özsaygı,
, Muhtaç olanlara verecek kadar iyilik duygusu,
, Zorluklarla yüz yüze gelecek kadar cesaret,
, Sorunları çözecek kadar yaratıcılık,
, Her an gülecek kadar mizah duygusu,
, İyi bir yarını bekleyecek kadar umut,
, Hayatı bütün değerleriyle yaşayacak kadar bir sağlık,
, Sahip oldukların için şükran duygusu.

(Ernie Zelinski'den alınmıştır.)

UNUTMAYIN: Ruhunuzu onarın
MUTSUZLUK sorununun yaygınlaşmasının önemli bir nedeni de ruhumuzun gittikçe daha sık yaralanıp tırmalanması, ruhu onarmayı ihmal etme yanlışımızın gün geçtikçe yaygınlaşıp artmasıdır. “Ruhu onarmak” hepimiz için en önemli problem haline gelmiştir ve iyi hayat sadece “zevk odaklı yaşamak” ile ilgili bir şey de değildir. Doğal olarak ruh her zaman hazların, yeni ve farklı coşkuların, zapt edilmez heveslerin peşindedir. Yetinmeyi ve şükretmeyi pek bilmez ve hep yeni heyecanlara yelken açmak, yeni oyuncaklarla (!) tanışıp oynamak ister. 
Ve ne yazık ki, bu süreçte ne bunların çoğunun kendisi için zararlı olabileceğini ne de durup dinlenmesi yavaşlayıp hız kesmesi kendini onarmaya zaman ayırması gerektiğini fark etmez. Hızlandıkça hayatı daha çok ıskalarız. Iskaların ve ıskaladıklarımızın sayısı arttıkça da ruhumuz bedenden bedenimiz ruhtan kopar. Onarılacak şeylerin sayısı her gün biraz daha artar. 

Ruhu onarmak konusu önümüzdeki dönemde en önemli işlerimizden biri olmalıdır. İyi yaşamanın anahtarı ruhu onarmaktadır.



Salyangozlar kırılan kabuklarını onarabiliyorlarsa biz neden kırılan ruhlarımızı onaramayalım? 

17 Ekim 2010 Pazar

Kolonya Kokulu Cümleler

Kendinizden bıkar mısınız? 

Ben bu gün bıktım kendimden. Sesimi daha fazla duymak istemedim, nasıl konuştum, nasıl söylendim. Sürekli söyleniyor olduğuma bile söylenecek kadar kendimi kaybettim. Sonra kendime gelmem gerektiği söylendi  sevdiğim tarafından. Hem de öyle bir söylendi ki, sözcükler mıhlandı kaldı dişlerimin arasına. Duyduklarım benim sözlerimdi, ben konuşuyordum ama ses benim değildi. Kolonya gibiydi cümleler. Sanki kolonya'nın kapağı açık kalmıştı da, mis kokusu ruhumu okşarken, alkolü bedenimi canlandırıyordu. Hani limon kolonyası içini ferahlatır canlandırır, lavanta kolonyası ile nostalji dolarsın ya, aynı öyle bir etki. Harflerim çeşit çeşit kolonyalara bürünmüş karşıma çıkmıştı. Hem lavanta gibi eskilerden geliyorlardı, hem de limon gibi çarpıyorlardı. 


İçime çektim kokuları, cümleleri sindirdim, şöyle bir mesaj aldım. Sevdiğim yollamıştı "bak kız ne güzel demiş" diyordu "Unutmayın yeri gelince, mutlu olmak için kafanızı suyun altına sokup tepetaklak durarak nefesinizi tutarken, dik durmaya çalışmanız işe yarayabilir. Önemli olan dik durabilmek değil, başınızı suyun altına sokabilecek cesareti göstermektir. Korkmayın, dalın derinliklere bakalım neler saklı oralarda." Gerçekten ne güzel cümleler derken baktım ki bir lavanta kokusu burnuma çalındı bir canlanma yaşadım anladım ki bu cümleler de benim kolonyalarımdan kokuyor. 

Birileri konuşurken mis bir koku çalınırsa burnunuza dikkat edin sözlerine, belki de siz konuşuyorsunuzdur... 

14 Ekim 2010 Perşembe

Cevap

İş görüşmesindeydim "Çalışırken en zorlanacağın insan tipi nedir?" diye sordular, "Her şeyi bilebileceğini sanan cahiller" dedim. 

Sorsalar ki "Yaşarken en zorlanacağın insan tipi nedir?" diye, "Herkese yardım eden ama aslında tek derdi kendi iyiliği olan benciller." derdim. 



6 Ekim 2010 Çarşamba

Açılışımız Vardı!!


Paper Faces blog'nun sahibesi ve aynı isimle bir markaya sahip olan ablam Beril Öke Gülen ilk butiği bu gün açtı. 

Gerek Beril'in tasarımlarını gerekse Bilun Şen, Barış Tatar, Aslı Usta, Evrensel Ürüm, Sejda İnal, Deniz Köreken ve Rana Öztok'un tasarımlarını butikte bulabilirsiniz. 

Kimselerde olmayan, bir eşi benzerini başkasının üzerinde göremeyeceğiniz, bakışları üzerinize çekeceğiniz kıyafetler arıyorsanız butik tam size göre demektir. 


Adresi Beril'in tarifi ile aynen aktarıyorum; 

Süngü Sokak 
Adil Bey Apt.
14 A
Firuzağa / Beyoğlu 

Nasıl geleceksiniz?
Taksim Meydanı'ndan gelecekler için; Sıraselviler Caddesi'nde girip dümdüz ilerleyin, Cihangir Meydanı'nda, Fiuzağa Camii'nin önündeki kahveleri geçince, ikinci sağdaki sokaktan (Tuborg tabelalı marketin olduğu) içeri girin, sokakta düz ilerlerken sağ kolda butiği göreceksiniz.
Sahilden gelecekler için; Karaköy- Tophane'deki, Mimar Sinan Güz. San. Üni.'ye ait Tophane-i Amire binasının yanından, İtalyan Hastanesi'nin olduğu yokuşa dönüp düz ilerleyin, sol kolda, Tuborg yazılı marketin olduğu sokakran girin, Süngü Sokak'ta ilerleyin,sağ kolda butiği göreceksiniz.


Beril hepinizi bekliyor benden söylemesi, gidin, görün, gezin, deneyin, alın, mutlu olun... 

1 Ekim 2010 Cuma

-İ Halim


İdeal = Olmasına inandığım
İhtiyaç = Her zaman karşılamaya çalıştığım
İki = Birden daha çok sevdiğim
İkna = Süreç
İleri = Adımlarımın yönü
İletişim = Anahtar
İlahi = Hayatı anlamlandırmam
 İlgi = Benim ve herkesin hakkı
 İlginç = Çevremde görmek istediğim
 İlham = Bir gelip bir gidiveren
 İlişki = İkinin en güzel hali
 İlk = En heyecanlı hal
 İmkan = Sınırsızlık
 İnce = Kendimi tanımlamak istediğim
İnanç = İçimi dolduran ben
 İnsan = En değerli varlık 
İnternet = Sizlerle buluşma yolum
İrade = Hükmetmeye çalıştığım 
İroni = Kullanmayı en sevdiğim
İş = Bulmayı istediğim
İstanbul = Aşık olduğum
İstek = Gerçekleşmeleri için yaşadığım
İstikrar = Hep benimle olan
 İşaret = Etrafımı yorumlayışım
İştah = Kesilmesini istediğim
İşsiz = Kendime yakıştıramadığım
İyi = Tercihim
 İzleyici = Sayısının artmasını istediğim

Bir baktım ki, "i" beni en güzel anlatanlarla doluymuş. Var mı sizin de sizi anlatan kelimelerle dolu bir harfiniz? 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...