cS-1aIC7oVvN0DczzfhH1B8ToLI Daha Fazla İçimde Tutamıyorum-! ♥ Fesleğen ♥ !

26 Ocak 2011 Çarşamba

Daha Fazla İçimde Tutamıyorum

Bir kaç zamandır aklımı dolduran ve bu yüzden başka şeyler düşünmemi engelleyen bir konu var, evlilik!
Bu konunun yeterince kişisel bir başlık olduğunu düşünsem de, evlilik denen şey nedense böyle kişisel şekillenmiyor. Araya gereksiz bir sürü detay giriyor...

Yaşım oldu 25, çevremdekilerin yaşları üç aşağı beş yukarı böyle. Artık "evlilik zamanı" gelmiş bir nesilmişiz gibi tutumlarla karşılaşıyoruz. Kimimiz çoktan evlendi, çocuğunu doğurdu bile. Kimimiz sadece evlendi, kimimiz ise evlilik için ilk adımları attı bu yola girdi. Henüz "evlilik" ile işi olmayanlar tavrını ortaya koydu. Bir de evlenmek isteyen ama şu anda bu sürece başlayamayanlar var. Anlayacağınız bu konuda çeşit çeşit davranışlar sergiliyoruz. Peki sorun ne?

İlk sorunum "mahalle baskısı" Yıllardır devam eden ilişkilerde eğer kız okulunu bitirmiş ve işe girmişse, erkek de aynı şekilde eğitimini tamamlamış üzerine askerliğini yapmış bir de işe girmişse potansiyel gelin ve damat olarak algılanmaları. Bu çiftin her görüldüğünde "ne zaman" sorusunun sorulmasını pek anlamlı bulmuyorum. (özellikle bu sorunun sadece kıza yöneltiliyor olması daha da can sıkıcı) Belki hiç bir zaman evlenmek istemiyorlar, belki evlenecekler ama bekledikleri şeyler var ne biliyorsunuz ey soru soran insanlar? Belki onların da tek dileği bir an önce evlenmek ama şu anda mümkün değil. Kendinizce belli süreçleri tamamlamış olan çiftlerin sıradaki ilk işleri mutlaka evlilik mi olmalı? Tanıştığınız genç bir kızla muhabbetinizin daha ilk 15 dakikasında daha neredeyse adını ezberleyemeden "nişanlın var mı, sözlü müsün?" gibi gayet kişisel soruları sormaya mecbur musunuz? Ne yapıcaksınız, o an nikah memuru kesilip nikah mı kıyacaksınız veya düğünümüze katılıp altın mı takacaksınız? Nedir bu aceleyle öğrenme telaşınız?

İkinci sorunum "düğün". Daha doğrusu düğüne yüklenen anlamlar. Düğün dediğin şey, birbirini seven iki insanın hayatlarının geri kalanını beraber geçirmek istemelerini resmiyete dökerken bu güzel olayı sevdikleriyle paylaşmasıdır. Ya da öyle olmalıdır. Paylaşılan şey para, mal, mülk olmadığına göre sadece mutluluk paylaşılacağına göre nedendir ki bütün bu tantana. Önemli olan birarada olabileceğin bir ortam yaratmaktır, mutluluğunu paylaşmak için seçtiğin yolu belirlemektir, sevincini ortaya koymak için en sevdiğin şey neyse onu yaşayabilmendir. Ya da öyle olmalıdır.

Üçüncü sorunum "mustakbel gelin adayının beyni". Biz kızlar küçükken babamıza aşıkken "evlenmeme" kararı alırız, ömrümüz boyunca babamızla kalmak isteriz. Sonra ne olursa kadınlar aklımıza girmeye başlar, bir yandan büyürüz hormonlar devreye girer ve evlenmeye karşı büyülenmeye başlarız. Babamıza olan aşkımız devam eder ama artık başka aşklar da devreye girmektedir. Üstelik büyünün etkisiyle evlilik pardon "düğün" bizim nihai amacımız haline gelmiştir. Kızlara beyaz gelinlik içinde ne kadar harika görünecekleri, büyük paralar ortaya koyularak hazırlanacak şaşalı bir düğünü hak ettiği öğretilir. O ailesinin biricik kızıdır en iyilerine layıktır. Tabi ki bence de, herkes en iyiyi hak eder.

Ama! Pardon amacımız en güzel beyaz gelinlikle, binler harcanan bir düğünde süzülmek miydi, yoksa yeni hayatımızı kutlamak mıydı? Karıştı yine bak görüyor musun, araç oldu mu sana kocaman bir amaç! Yerini hazmedemedi tabi "düğün" başladı huzursuzluğa, şımardı tabi "düğün" başladı her şeyi istemeye. Mutluluğa giden yolu hızlandırması gereken o büyülü anları hazırlamak oldu mu sana çiftler için bir kabus! Girdi mi işin içine para lafları, en başında "sen nasıl istersen öyle olsun" diyen dudaklardan "ama sen de çok oluyosun" döküldü mü? Döküldü... Bir sinir, bir stres ne o "evleniliyor" ne o "düğün" var. Ben yanlış mı anladım biz o gün mutluluğumuzu paylaşmaycak mıydık? Mutluluğumuz nereye gitti? Hay Allah çok yorulmuşuz zaten bu kargaşadan dur biraz dinlenelim mi dediniz. Haklısınız o kadar stresten sonra hak ettiniz...

İsterdim ki İstanbul'da böyle yerler olsun. Tek derdi mutluluğu paylaşmak olan çiftlere açık, derdi para olmayan sadece mutluluğun yayılmasına aracı olmak isteyen, "düğün"ü halen bir araç olarak gören bir mekan. Mesela deniz kenarında kumların üzerinde bir düğün yapmaya müsait olsa veya çimenlere yayılsa konuklar. Ama yemek, olmasa sadece eğlence olsa, herkes gülse, kimse birbirini çekiştirmese, kadınlar topuklu ayakkabılar yerine çıplak ayakları ile özgürce dans etse, kadehler mutluluğa kalksa.... Yok ama böyle yerler, ya parayı verirsin ya parayı vermezsin ortada kalırsın...

Evlilik iki kişinin meselesidir. Beraber bir hayatı paylaşabileceğine inanan mutlu bir çift, evlerini ve hayatlarını birleştirme kararı alır. Bu konuyu en yakınları ile paylaşır. İsterler ki bu paylaşımın resmileştiği ana herkes tanık olsun, şahitler göstermelik gelmesinler masaya, gerçekten bir mutluluğu izliyor olsun gözler. Çift mutluluğunu paylaşırken sadece eğlenmek ister, yemek içmek boşadır, sadece vakit kaybıdır. Bir de geri kalan hayat hep tatlı geçsin diye güzel bir pasta yenir. Gelin ve damat dans eder, sonra herkes onlara eşlik eder. Daha önceden mutluluklarını resmileştirenler onların etrafında sanki kol kanat gerer. İşte ideal bir "düğün" böyle başlar, mutlu biter....


Diyeceğim o ki, bir günlük zevk için harcamamak gerek sevgileri, ömürlük yatırımlar yapmalı. Sevmeli, sevdiğinle evlenmeli...

Görsel

Edit: Şu anda bir evlilik süreci içerisinde değilim ve burada yazanların çoğu etrafımda yaşananlardan yaptığım çıkarımları yorumlamam olarak algılanabilir. Bu yazı ile kimseyi kırmak istemem.

9 yorum:

  1. Keşke anlattığın gibi olabilse ama yine dediğin gibi sen istesen bile çevren müsaade etmiyor ne yazık ki...

    YanıtlaSil
  2. Anlattıklarınız ezbere yaşananlar olmuş, artık günümüzde eskiden çok moda olan bu kalıplar azalmaya başladı..Çok iyide oldu..evet insan sevdiğinle evlenmeli, değer görmeli ve değer bilmeli..

    YanıtlaSil
  3. Tibetin Annesi; çevre de bilinçlenecek inşallah :)

    Hayatın Süs Payı; aslını yazdıklarım ya başıma gelenler ya da çevremde yaşananlar. o yüzden pek ezbere dolmadım :) ama dediğin de doğru kalıplar ufaktan ufaktan kırılmaya başladı...

    YanıtlaSil
  4. tam da bu olayların göbeğinde biri olarak katılıyorum sana. hoş ben şanslı olanlardanım. etrafımızda baskı falan yok.
    yine de oturmalı düğün olmasın, parti ortamı olsun ve tek amaç deli gibi içip dans etmek olsun dedik dedik ve sonunda bunun çoook pahalıya geldiğini görerek ( konsept değişiyormuş!) paşa paşa oturmalı düzen yemeğe döndük!!
    olsun bu da hoşş!!!
    başka da bi şeye kasmıyoruz ve kimsenin de kasmasına izin vermiyoruz. aileler kendi şehirlerinde, kendi evlerinde bizleri bekliyor. sadece aradabir "yardım edebileceğimiz bi şey var mı çocuklar " diyorlar ve "yok, sağolun" dediğimizde de "hadi bakalım hayırlısı" diyerek kendi düzenlerine devam ediyorlar....
    bizler bu kadar rahat olmamıza rağmen dış kapının dış mandalları oturdukları yerden bıdı bıdılanmaya çalışmıyor değil ya işte gıcık olan kısım bu....

    YanıtlaSil
  5. şimdi sabah okudum detaylı yazıyım diye bıraktım yorumu.

    1. biz 6yıl flört ettik bana kalsa bir 6yıl daha ederdim. Evlilik tamam güzel birşey ama ortam kaldırıyorsa birlikte yaşamakta gayet mantıklı ben böyle söylediğimde eşimin ve annemin hiç işine gelmiyordu o ayrı. dedim ya ortam önemli bu anlamda en sevdıgım huyumdur söylenenleri takmamak boş konusan agızlardan olanları özellikle. ayrıca o baskı evlenince hani bebek yok mu daha ya dönüyor. salla

    2. hemfikiriz kesinlikle

    3. ilk paragrafta gene hemfikiriz ama bence devamı biraz kadının baskınlıgı ve erkeğin laf dinliyor olmasına bağlı. 3. kişilere hiç laf bırakmadan aranızda halletmeye baglı. o dönem de erkeğin beynını sadece kadın yönetmeli ne anneler ne arkadaşlar araya girmemeli. fikirler alınabilir ancak hedefe kitlenmek şart.

    bir kokteyl ya da yakınlarınızı en yakın arkadaşlarınızı çagırdıgınız nazınızın geçtiği insanların oldugu bir ortamda herkesin yediğini ödediği fiks menülü bir mekan olabilir.

    Stresse hiç gerek yok cok klişe biliyorum ama göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor vakit tadını cıkarmalı cidden.

    YanıtlaSil
  6. NzN ve Modaerator; deneyimli birilerinin de benimle aynı fikirde olduğunu bilmek güzel :)

    YanıtlaSil
  7. evlilik zaten formalitelerden ibarettir kendin için değil başkaları için evlenirsin "çoğunlukla" ..

    YanıtlaSil
  8. Sanırım Avrupa'da da senin gibi düşünenler çoğunlukta ki evlenmeden beraber yaşayan çiftlerin sayısı giderek artıyor.

    Ama yinede bence önemli olan senin evliliğe ne anlam yüklediğin, başkalarının ne düşündüğü çok önemli değil.

    YanıtlaSil
  9. *ben bir de ailelerin birbirini tanımak ve de mümkünse sevmemek adına ellerinden geleni yapmalarını da eklemek isterim.

    ve de yalnızca birkaç saatlik bir tören için yapılması gereken o kadar masrafa gıcığım. ben o parayı ev eşyam ya da balayımın bütçesine eklemeyi tercih ederim:)

    ne kadar ayrıntı o kadar stres...

    YanıtlaSil

Şimdiden çok teşekkür ederim :)

Katılımınız benim için çok önemli, her zaman beklerim...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...