11 Şubat 2011 Cuma

11 Şubat 2011 07:05 - 08:40

Yine zor uyandım, telefonun alarmını üçünkü kez çalınca artık kalkmam gerektiğini anladım. O anda aklıma geldi bu gün sevdiğimi görücektim. En son pazar akşamı görmüştük birbirimizi, hafta içi görüşmemiş ve cuma akşamı görüşmek üzere sözleşmiştik. Bu akşamı bekliyordum kaç gündür, özlemiştim onu. Bu sevinçle bir hamlede kalktım yatağımdan, banyoya gittim. Elimi yüzümü yıkadım, banyo yapıp yattığım için saçlarımın ne kadar komik gözüktüğüne bakıp güldüm. Çıktım banyodan doğru salona gittim. Üzüm hastaydı, yaklaşık bir haftadır bir durgunluk vardı üzerinde. Çarşamba akşamı uçamadığını fark ettiğimde gerçekten bir gariplik olduğunu anladım. Doğru veterinere gittik. Göğsünde bir yara varmış, temizlendi, merhem sürüldü. Merhemle biraz rahatladı Üzüm kızım, edepsizliğe başladı hemen. Açık yara olduğu için veteriner ayrı bir kafeste tutmamızı istedi, yara kapanana kadar mutlu çiftimizi ayırdık. Yarası vardı ama iyiydi Üzüm kızım, dün akşam merhemini sürünce rahatladı yine. 1-2 cikleme gönderdi Zıpkın oğluma. Zıpkınım ne zaman kafesinden çıksa onun kafesinin üzerine gitti. Kafesleri yanyana olduğu için dokunamasalarda birbirlerine yakınlardı. Veterinere "öldürür mü" demiştim, "yok, iyileşir" demişti. Ama bu sabah banyodan sonra salona gittiğimde Üzüm kızım ölüme doğru büyük bir yol katettmişti bile... Aldım elime, öptüm, sevdim, onu sevdiğimi söyledim, özür diledim... Bir kaç saniyede bir aldığı derin nefesler dışında yaşamla bağı kalmamıştı. Sanki benimle vedalaşmak için beklemişti ya da ben öyle olmasına inandım. Bıraktım onu kafesine, giyindim. Giderken baktığımda o da gitmişti...

Yüzüm gözüm şiş çıktım yollara.. Aklımda sadece Üzüm vardı. Soğuğun etkisiyle biraz kendime geldim, minibüse bindim, çıkardım kitabımı okumaya başladım. Okuduğum bölümde kahramanın çocukken bir köpek yavrusuyla geçirdiği haftasonunun sonunda yaşadığı anlatılıyordu. Şöyle diyordu anneannesi "Hayatta hiçbir şeye seninmiş gibi bağlanma. Senin zannettiğin hiçbir şey senin değildir ve er geç elinden gidecektir." Evrenin mesajlarından sıkıldığımı düşündüm, her yaşadığıma, hissettiğime söyleyecek sözü vardı.

Metrobüse geldiğimizde askerleri gördüm. Bu sefer içim cız etti, sevdiğimi nasıl özlemle beklediğimi hatırladım. Sahi sabah onu düşünerek güne başlamıştım di mi? Çıkmıştı aklımdan, hatırladım tekrar, hiç yoktan dudaklarım biraz yukarı doğru seyretti. Yürüdüm, baktım her sabah mendil satan dede orada. Hep almak istediğim ama içimdeki "bunlar böyle sevimli dede görüntüleriyle kandırıyorlar, ihtiyaçları yok, kanma Pelin" diyen sese yenilip yanından geçip gidiyordum. Bu sefer durdum önünde ıslak mendil istedim, "Alkolsüzdür, sıhhatlidir" dedi. Güldüm amcaya, attım mendili çantaya, yürüdüm aracıma.

Metrobüse giden merdivenleri çıktım, solda bir adam dikiliyor. Üzerinde bir şey var, sert, simsiyah, çelik yelek bu. Üzerinde çelik yelek taşımanın rahatlığı ve güveni var gözlerinde. Hafifçe gözlerinin içi gülüyor sanki, "merak etmeyin ben varım" der gibi duruyor. Düşünüyorum kurşun geçirmeyen yeleği giyince duyguları da geçiyor mu? yoksa o zırh koruyor mu her haliyle.. İlerliyorum, her zaman ki yerime gidiyorum. Bir araç geliyor önümdekiler biniyor, bir araç daha geliyor ve ben en öne geliyorum. Boş araç geldiğinde oturabileceğim ve evrenin kitabımla yeni bir mesaj yollayıp yollamadığını anlamak için sayfalara gömüleceğim. Bir araç daha geliyor, boş değil ama binmek isteyenler var. Geçiyorlar yanımızdan binip gidiyorlar. Sonra yanımdaki kız bana dönüyor ve diyor ki "Cep telefonum çalınmış!" Yüzü gülüyor, sesi gülüyor. Ne bir telaş var, ne bir sinir. Sadece "gitmiş" diyor, "yol verdik, telefonumuzdan olduk" diyor. Hayran kalıyorum haline. Aklıma geliyor hattını iptal ettirmek ister mi diye, soruyorum, seviniyor. Arıyorum müşteri hizmetlerini, hop o sırada boş araç geliyor. Bir yanyana oturuveriyoruz, veriyorum telefonumu ona, kapattırıyor hattını. Ne kadar sakin olduğunu söylüyorum, "ne yapabilirim ki" diyor, haklı yapabilecek bir şey yok. Giden gitti, kendini üzsen de geri gelmeyecek nasılsa. Bir ay önce çok severek almış telefonu, en çok ona üzüldüğünü anlıyorum ama yüzü gülüyor hala. İniyoruz araçtan, o teşekkür ediyor bir kez daha, ben geçmiş olsun diyorum.

Yürüyorum ofise, aklıma düşüyor Üzüm kızım öldü, kafesinde yatıyor...

5 yorum:

  1. insan alıştığı şeylerden ayrılınca canı çok acıyor bu bir gerçek ne yazık ki. uf..

    YanıtlaSil
  2. 'Üzüme rahmet diliyorum' saçma bir laf olacak gibi; hiç demeyeyim :S Geçmiş olsun, başın saolsun :S (bunlar da eğreti durdu. bilemedim ne diyeceğimi.. anla işte sen..)

    Öküz sevmiyor 'geniş insanları'...
    'Kendi kazandığı parayla almış olsa, o yüz asla gülümsemeye devam edemezdi' diye b.k atıp geçiştiriyorum olanları.. Öküz'üm ne de olsa :S

    YanıtlaSil
  3. oğlumla evde kalan yemekleri yedirdiğimiz bu veslileyle hayvanlara olan bagını güçlendiren minik bir oyunumuz vardı mahallemizdeki kedileri beslemek. Bir akşam gene ymeklerimizle gittik zehirlemişler nekadar üzülmüştük. Acın kimine hafif gelebilir ama hayvan beslemek gerçekten özel birşey..

    YanıtlaSil
  4. Canım benim benimde kuşum öldüğünde çok üzülmüştüm,anlıyorum seni:(O küçücük canlılara nasılda bağlanıyor dimi insan:( Sonra bir çift aldım aşıkla maşuk onlar doldurdu o boşluğu:)belki sende hazır olunca sevgini yeni bir minikle paylaşırsın...

    YanıtlaSil
  5. Hepinize desteğiniz için teşekkürler...

    YanıtlaSil

Şimdiden çok teşekkür ederim :)

Katılımınız benim için çok önemli, her zaman beklerim...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...