24 Ekim 2011 Pazartesi

İki torba

Geçtiğimiz hafta şehitlerimiz için ağlarken yapabileceklerimiz sınırlıydı... 
En fazla tepkimizi ortaya koymanın farklı yollarını deneyebiliyorduk... 

Bu haftanın derdine derman olanlara ortak olabiliyoruz. Geçmiş tecrübelerimizden edindiğimiz haklı bir çekingenliğimiz var. "Yaptığım yardım gerçekten ihtiyacı olanların eline ulaşacak mı?" diye sormadan edemiyoruz. Yollayacağım battaniye gerçekten mağdur birini ısıtsın istiyorum, haksız olduğumu da düşünmüyorum. 

Depremi öğrendiğimden beri içime sinen bir yardım eli aradım, ben kendimce güvenebileceğim birilerini buldum. Siz de arayın bulun ve mutlaka bir şeyler yapmaya çalışın. 

Unutmayın bizim iki adımlık markete gidip alacağımız iki torba malzeme bile orada çok kıymetli şu anda... 

23 Ekim 2011 Pazar

Neler oluyor bize...

Neler oluyor bize canım ülkem? 
Daha şehitlerimizin acısı soğumamışken başka bir acıyla sarsıldık. Kelimenin tam anlamıyla sarsıldı Türkiye... 

Hani şehitlerimiz için birilerini suçlayıp kendimizce vicdanımızı rahatlatıyoruz ama depremin acısı için kimden alacağız hıncımızı? Allah sabır versin hepimize... 


Daha önce dediğim gibi oturmayalım yerimizde, yardım etmenin çok yolu var birini kullanalım...

Yardım etmek için adres ve telefonlar...

21 Ekim 2011 Cuma

Olmadı

Daha fazla susamadım... Olmadı... Halen yastayım değişen bir şey yok, hatta konuşmaya başlamamın sebebi artık yasta olmayanlar... 

Yine unuttuk, her zaman unuturuz, her zaman da unutacağız. Ne yazık ki bunun farkındayım, hayatı anlamaya çalışıp olduğu gibi kabul etmeyi tercih etsem de bu konuda unutmayı kabul etmek istemiyorum... 

"Hayat devam ediyor." demek istemiyorum çünkü orada 24 (ya da 26 ya da 86) tane canın hayatı devam etmiyor. Ne olur sanki tepkimizi 24 saatten daha fazla sürdürebilsek? Ne olur sanki sosyal medya propagandalığına  sığınıp destek için çıkıp yürüyüş yapmak yerine akşam evimizde dizi izlemesek? Yürüyüş yapınca o canlar dirilmiyor ya da bu terör bitmiyor tabi ki... Keşke öyle olsa... Ama birlik olmak fena mı? Beraber duygularını ortaya koymak fena mı? 

Dünden beri unutuyoruz diyordum, bu sabah unuttuk dedim. Evet unuttuk. 24 tane canımız gitti ve biz unuttuk bu kadar çabuk... 

Biz ki onlara değer verdiğimizi söylerken unutuyorsak o vicdansızlar haksız mı olur? Biz ki sosyal medyada çığırıp dururken yerimizden kalkıp gövde gösterisi yapmazken o ahlaksızlar gövde gösterileri ile karşılanınca haksız mı olur? 

Elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün... Kahvehanelerde oturanların yıllardır oturdukları yerden memleketi kurtarmalarıyla dalga geçerken, biz bilgisayar başında konuşurken onlardan farksız mıyız?

19 Ekim 2011 Çarşamba

Yastayız

Yasta olmalıydık su anda, ulusal yas ilan edilmiş olmalıydı, olmadı... Olsun biz yastayız, biz farkındayız...

Chilek demiş ki, Pazartesi'ye kadar post yapmayalım... Sonuna kadar katılıyorum... 

Bu blog yastadır, Pazartesi'ye kadar kapalıdır, Pazartesi görüşürüz...

18 Ekim 2011 Salı

Nasılmış bir bakalım

Bu aralar aklımı blogumla bozdum diyebilirim. Yatıyorum blog, kalkıyorum blog. Hatta yetmiyor rüyamda bile blog var. Size belki bu kadar yansımıyor ama emin olun blogumun aşkıyla sarıp sarmaladım kendimi... (Sevdiğim merak etme senin yerin hala birinci sıra) 


Cumartesi akşamı güzel bir insanın doğum günü sebebiyle güzel insanlarla beraber güzel bir akşam yaşadım. Güzel insanlardan biri demesin mi "Ben de senin blogunu takip ediyorum." diye. O an sevincimi çok iyi yansıtamadım hatta bir de üzerine kızardım. "Ne hakkında yazıyorsun?" dedi blogumdan habersiz başka bir güzel insan. "Her şey hakkında, daha çok hayattan çıkarımlarım..." diyebildim. Bu konu bana ne zaman sorulsa böyle diyorum ama bu cevap kimseleri tatmin etmiyor sanki. Geçen gün de sevgili Japon gülümüz Serrose, Styleboom ve Pucca'nın katıldığı daha doğrusu katılmaya çalıştığı Okan Bayülgen'in programında da Cengiz Semercioğlu kısaca şöyle dedi; "Blog yazarları artık çok kıymetli, özellikle bir konu üzerinde uzmanlaşmak ve onu paylaşmak önemli." İşte benim blogumla ilgili en büyük sorunsalım. Daha öncede yaşamıştım bunu ve sonunda "Her şey hakkında hiç bir şey" olarak belirlemiştim blogumun konusunu... (Bu konuya dair bir yazım olması gerekti ama bulamıyorum.) Bu cümlenin çok güzel tanımladığını ama iyi anlatamadığını düşünüyorum. 



Blogumla iç içeyim bu aralar... Sürekli yeni konular, yeni fikirler üretiyorum. Bir blog yazarı olarak bir değişim geçiriyorum. Acaba bu değişim sayfamın tasarımına yansımalı mı?, bahsettiğim konular daha somut mu olmalı?, blog yazarı olmamı ne kadar değerlendirebilirim? gibi bir sürü yanıtlanmayı bekleyen soru var aklımın içinde... 


Şimdi de bu yazıyı ileriki bir saate kuracağım ve daha öncesinde hiç kullanmadığım bir özelliği deneyeceğim. Bakalım nasıl bir hismiş, ben başında yokken yazılarımın sizlerle buluşması... 

16 Ekim 2011 Pazar

Ben böyle

Ben bu uygulama ile twitter'dan 140 karaktere mahkum olana kadar post girer dururum gibi geliyor bana...

Bunlar da bizim evimizin sevimli hareket kaynakları demek isterdim size ama kendileri biraz utangaç, hepsini böyle birarada yakalamak pek zor oluyor...

Evet evet sevdim ben bu yeni uygulamayı, artık evde oldugum her an sizinle bağlantı halinde olacağım...

iPad denemesi :)

Son zamanlarda daha az yazı yazdığıma dair duyumlar alıyordum. Nedenlerini sıraladıktan bir kaç dakika sonra sevdiğim çözümle karşımdaydı, sürekli elimizin altındaki ipadimize gerekli uygulamayı indirerek benim sizinle daha rahat iletişime geçmem için yardımcı oldu. Her ne kadar uygulama sadece iPhone uygulaması olsa da şimdilik is görecek gibi duruyor...

Bu post da uygulamanın nasıl işlediğini görebilmek için deneme amaçlı yazılıyor. İlk izlenimim su ki böyle dokunmadık ekranlar uzun yazılar yazmak biraz zor olacak gibi, hani diyorum ya "aklimdakilerin ve kalbimdekilerin klavyedeki tuslarla buluştuğu yer" diye sanki bu sekilde o hissi yakalayamacakmisim gibi... Bakalım deneyip göreceğiz, alışacağız...

Beni düşünüp hemen sonuc bulduğun ve ben bu denemeyi yaparken kahvaltı sofrasını topladığın için çok teşekkürler sevdiğim...

Şimdi de resim eklemenin nasıl olduğunu anlamak için konuyla tamamen alakasız bir görsel ekleyelim bakalım...

11 Ekim 2011 Salı

Öğle Tatilinden Kısa Kısa


Bu aralar sabah akşam buraya yazacağım yazıyı düşünüyorum. Kafamda birikenlerin sizlerle paylaşmaya yeter olduğuna karar verdiğimde yazı karşınızda olacak... Şehrin içinden günlük bir gözlem yapıyorum bakalım sizler ne kadar katılacaksınız?

Ayşe Arman bu günkü yazısında eniştesinden Antepliler'in sevdikleri için hayır duası ederken "Kaygısız ol" dediklerini öğrenmiş. Sabah okurken benim de çok hoşuma gitti ve Ayşe Arman'ı okumamayı tercih eden geniş bir kesim olduğunu bildiğimden bu tatlı anektodu kaçırmayın diye paylaşmak istedim.

Evde düzenimi oturtmaya başladım pek mutluyum. Yemek ve temizlik işleri biraz daha düzene girdi ve daha az yormaya başladı ama ütüye hala alışamadım...

Sağlığım yerinde korkulacak endişelenecek bir durum yok. İlginiz için teşekkürler...

İşlerim biraz daha yoğun, bu da bir çok kişinin aksine beni daha motive ediyor.

Blogumda uzun zamanlar geçirmek istiyorum... Düzenlemek istediğim yazılarla ilgilenmek, izlediğim blogları sınıflandırmak, farklı zamanlarda gördüğüm leziz yemek tariflerini hangi bloglarda gördüğümü toparlamak sonrada o yemekleri yapmak istiyorum...

Tezime başlamayı planlıyorum. Tezimin konusu aslında sürekli içinde olduğum bu blog dünyası. Sevgili blogger arkadaşlarım teze başladığım zaman yardımlarınızı bekliyor olacağım şimdiden duyurayım...

6 Ekim 2011 Perşembe

Potansiyel

Kendimde büyük bir potansiyel görüyorum. Yok öyle hemen "Ne güzel" demeyin çünkü bu "hastalık hastası olma" potansiyeli. Sevimsiz bir farkındalık hali. 


Hani vardır ya yaşadığı şehrin doktorlarının haritasını çıkaran, hepsi hakkında fikir sahibi olan insanlar. İşte onlardan çok korkarım ben. İnsanın karşısında kızdığı şey aslında kendinde kızdığı şeymiş ya, onun gibi bir durum bu da.  


Yok daha İstanbul'un doktor haritasını çıkarmadım, öyle de bir niyetim yok. Hatta çevremdekiler benim sağlığım konusunda gamsız olduğumu bile düşünüyor olabilirler çünkü bir şikayetim olduğunda bana "Doktora bir git göster." veya "İlaç iç." dediklerinde genelde "Yok yok gerek yok, biraz daha bekleyeyim, geçmezse giderim" derim. Genelde de geçer... Bazen ise kimseye bir şey demem, işte o zaman korkun benden. Çünkü o zaman kesin saçma bir belirtiye takılmışım demektir. O zaman sessiz sessiz bir doktora gözükür, durumun ciddiyetini öğrenir ve öyle çıkarım çevremin karşısına. Kimisi en ufak bir şikayetinde doktora gitmesine rağmen benim durumumu "önemsiz" olarak nitelendirip geçiştirir o zaman o kişiyi durumun "önemli" olduğuna ikna etmeye çalışırım çok da gerekliymiş gibi. Kimisi çok önemser bu durumumu bu sefer de o kişiyi durumun "önemsiz" olduğuna ikna etmeye çalışırım. Anlayacağınız bu konuda kafam çok karışık... Nabza göre şerbeti farklı bir şekilde yorumluyor böyle zamanlarda...


Aynı zamanda doktor seçimine çok önem veririm. Benim için profesör olup olmaması bir kıstas değildir. Benim durumum karşısında empati yapmıyorsa, bana açık açık konuyu anlatmıyorsa isterse Hipokrat gelsin yine sevmem o doktoru. Ben konuşan, anlatan doktor severim. O'na güvendim mi, en önemli hastalığıma "önemli bir şey değil bu." desin yeter benim için, dinlerim sözünü... 


Şimdi niye böyle uzun uzun anlattım bu konuyu söyleyeyim. Bu aralar takıldığım bazı şeyler oluyor vücudumda, daha önce önemli olduklarını düşünüp kısaca bahsettiğim doktorlar hiç önemsemediler konuyu ve "git sen bu konuyu bir de şununla görüş" demediler. Ben de gidip görüşmüyorum, hani hastalık hastası olmayacağım ya o yüzden. Bir yandan gün içinde ara ara beni yoklayan bu durumdan rahatsızım ve bir gariplik olduğunu hissediyorum. Bir yandan da konuyu büyütmeyip, önemsemeyerek kendimce korunuyorum. Şu sağlık söz konusu olduğunda okumuş kör cahil gibi davranabiliyorum...


Gizli hastalık hastasıyım sanırım ben... Potansiyeldi gerçek oldu... 
(Şimdi baktım da, bir de uzun yazmışım ki... Umarım bu cümleyi görene kadar sabredip okumuşsunuzdur)

5 Ekim 2011 Çarşamba

Bir şeyler oldu bir şeyler doğdu

En son gittiğim yerlerden birinde bir şeyler oldu ve ondan sonra benim içime bir şeyler doğdu... Olan şeyin olumlu mu olumsuz mu olduğu tartışmaya açık ama doğurduğu şey kesinlikle olumlu doğdu... 
Sonunda benim de gerçekten inandığım bir hedefim oldu! 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...