cS-1aIC7oVvN0DczzfhH1B8ToLI Şubat 2011-! ♥ Fesleğen ♥ !

28 Şubat 2011 Pazartesi

Bir Grup Blogger'dan Başbakana Açık Mektup/Manifesto






Sayın Başbakanım,

Basında yer alan içki yasakları haberleri nedeniyle hazırlamaya başladığımız bu manifestonun konusunu, 2011 Türkiye’sinde yaşanan “sosyal hayata yapılan müdahaleler” oluşturmaktadır.

Bizler kim miyiz?

Biz yan dairedeki komşunuzuz, biz bakkaldaki çırağız, biz üniversite öğrencisiyiz, biz vergisini kuruşu kuruşuna veren çalışanlarız, biz devletin memuruyuz, biz doktoruz, biz öğretmeniz, biz kesinlikle nedeni içkiden olmayan işsiziz, biz restoran sahibiyiz, biz çiftçiyiz, biz fabrikatörüz, biz akademisyeniz, biz reklamcıyız, biz asker çocuğuyuz, kısacası biz bu ülkenin dünü, bugünü ve geleceğiyiz. Ve biz içki içmeyi seviyoruz. Ama biz bugüne kadar bunu söylemeyi gerekli görmemiştik. Ama şimdi son derece gerekli görüyoruz ve sıralıyoruz:

1.Bizler, her türlü özgürlüğü kısıtlayıcı müdahaleye karşıyız.
2.Bizler, ikiyüzlü demokrasiye karşıyız.
3.Biz “aslı olmayan korkular cumhuriyeti” yaratmaya çalışanlara karşıyız.
4.Biz, topluma karşı sorumlu birey yetiştirmenin yasaklardan geçmediğine inanıyoruz.
5.Biz, bu tip konularda başkasından koruma istemiyoruz; hepimizin kendini koruyabilecek bilinçli bireyler olduğunu biliyoruz.
6.Bir toplumu güzel kılan şeyin farklılıklar olduğuna inanıyoruz.
7.Bizler, demokrasiye inanıyoruz.
8.Bizler, yasakların ileride daha vahim sonuçlar doğuracağına inanıyoruz.
9.Biz, “içki seviyoruz” deme zorunluluğu hissetmeden içki içmek istiyoruz.
10.Biz, bu yüzden alkolik, serseri, işe yaramaz olarak yaftalanmak istemiyoruz.
11.Bizler her medeni toplumdaki medeni insanlar gibi içkinin keyifli anlarımıza eşlik etmesinden hoşlanıyoruz.
12.İçkinin bir amaç değil araç olduğunu düşünüyoruz.
13.Bizler çocukların ve 18 yaşından küçük gençlerin içki ve sigara içmelerine kesinlikle karşıyız.
14.Biz 18 yaşında gençlerin silah kullanmasına da karşıyız.
15.Biz bugüne kadar 18-24 yaş arası TC gençleri nasıl yaşadıysa öyle yaşamak; hatta daha da özgür bir ortamda yaşamak istiyoruz. Fakat özgürlüklerin sınırlarına da inanıyoruz.
16.Biz gençken eğlenmek, yaratmak, etkilenmek istiyoruz. Bunun da gelecekte daha sağlıklı, sosyal hayatında ayakları yere daha sağlam basan bireyler yetiştireceğine inanıyoruz.
17.Biz, gece hayatını seviyoruz.
18.Biz, gece hayatını sadece alkol ve cinsel içerikli olarak gören zihniyete karşıyız.
19.Biz bir konsere gitmenin, müzik dinlemenin, insan için geliştirici etkinlikler olduğunu düşünüyoruz.
20.Biz, bir konser dinlerken, notalara bir kadeh de içki eşlik etsin istiyoruz.
21.Biz, dünya starlarını görmek istiyor, bu konuda Dünya’dan geri kalmak istemiyoruz.
22.Biz, tüm çağdaş memleketlerin gençleri gibi kendimizi en özgür hissettiğimiz müzik festivallerine katılmak istiyoruz.
23.Biz, sanatçıların eserlerinin tanıtılması için çaba harcayan sanat galerilerin gala davetlerinde, bir kadeh içki alıp eserleri seyre dalmak istiyoruz.
24.Bizler, 40 yıllık bakkalımızdan 40 yıldır olduğu gibi içkimizi almak istiyoruz.
25.Bizler, düğünlerimizde sevincimizi paylaşan misafirlerimizle şerefe kadeh kaldırmak istiyoruz.
26.Biz, binlerce medeniyete ev sahipliği yapmış bu topraklara gelen turistlere, yine binlerce yıllık kültürümüzde var olan rakı-balık-meze, şarap-yemek uyumlarını en iyi anlatabileceğimiz görselleri sunmak, binlerce yıllık kültürümüzü anlatabilmek istiyoruz.
27.Biz, sevdiğimizle bir deniz ya da orman manzarasına bakarak ya da mehtabı batırarak kadeh tokuşturmak istiyoruz.
28.Biz, dini inançlarımızın ve sorumluluklarımızın sadece bizim meselemiz olduğunu düşünüyoruz.
29.Biz, tabii ki başkasının özgürlüğüne zarar vermeden özgür olmak istiyoruz.
30.Biz, bu hayatı kutlamak istiyoruz.

"Bu mektup/manifesto benim, bizim, onların değil destekleyen herkesindir! Eğer sen de desteklemek istiyorsan; bu yazıyı kendi facebook hesabında, blogunda, ya da nerede istersen orada yayınla.

Biz sesimizin hep birlikte daha güçlü çıkacağına inanıyor ve başbakanımızın söylediği gibi sadece %58'in değil geriye kalan %42'nin de Başbakanı olduğunu göstererek bu yazıyı dikkate alacağını umuyoruz! Hem belki %58’in içinde de bu manifestoyu destekleyenler vardır? Kim bilir…

Saygılarımızla,

Bir Grup Blogger! 
İçki manifestosu için tık... 

Not: Normalde hiç bir şekilde siyasi görüşüme-politikaya-güncel sorunlara dair görüşlerimi paylaşmamaya özen gösteriyorum. Ama bunu paylaşmadan yapamadım daha fazla susamadım... 

24 Şubat 2011 Perşembe

Ohh Hayat Bana Güzel...


Bu aralar sürekli yeni hayaller çıkıyor karşıma. Sürekli yeni hedefler belirliyorum. Ertesi gün oluyor başka bir şey geliyor aklıma, bir hedef daha ekliyorum gelecek planlarıma. Nasıl içim parlıyor o planları yaparken. Geleceği düşünüp düşünüp mutlu oluyorum, Çılgın Bediş kıvamında dalıyorum hülyalara... 


Hayal fabrikası gibiyim anlayacağınız. Yıllardır böyle üst üste güzel hayaller  kurmamıştım. Hatta uzun yıllardır hayal kurmadığımı fark ettim bu döngünün içine girince. Önce hayalimi belirliyorum sonra o hayalime ulaşabilmek için hedefimi koyuyorum önüme. Hani aylar evvel "Kim Ressam olmak ister?" diye sormuştum sizlere. İşte şimdi ben oldum ressam çiziyorum kendi hayatımı kendi ellerimle... Hem kalbime hem aklıma hem de ruhuma hitap ediyor çizdiklerim. Her türlü doluyor içim, mutlu oluyorum.. 

Ohh hayat bana güzel... 

23 Şubat 2011 Çarşamba

Olur mu?

Aynı anda bir şey içinizi sıkıştırırken siz öbür tarafta mutlu hissedebilir misiniz? Eğer ikisinin de olduğunu düşünüyorsanız biri gerçek değil midir? İkisinin de gerçek olması mümkün müdür? İçiniz mengeneyle sıkıştırılıyor gibi kalbiniz hızlanırken siz açtığınız müzikle keyifle şarkıya eşlik ederken hissettiğiniz mutluluk "mutluluk" mudur?

Kafam karıştı bu gün. Hem kafa karıştırıcı geliştirmeler olduğu için hem kafam karışırken duygularım karışmadığı için bu ikisinin ayrı ayrı mı kullanıldığını düşünmeye çalıştığım için...  Yağmur yağıyor, mis gibi bir ferahlık veriyor ıslaklığı. Aynı zamanda fazla renksiz, kasvet katıyor manzarama... Aynı yağmur hem ferahlık hem kasvet verebiliyor mu yani? O zaman çok normal benim içim sıkılırken mutlu olabilmem, öyle değil mi?



Kafa karışıklığım ofis imkanları ile kağıda böyle yansıdı işte.. Bir yanda bulutların üzerindeyim, hem mutlu olduğum için hem farkındalığım düştüğü ne yapacağımı bilemediğim için. Kalbim çarpıyor hem sevdiğim için, hem heyecanlandığım, kızdığım, üzüldüğüm, hissettiğim için. Güneş var biliyorum, parlayacak ama uzak hissediyorum daha zaman var gibi güneşe. Şimşekler çakıyor içimde, hem enerji yaratıyorlar, hem enerjimi alıyorlar. Yıldızlar var, sevmediğim turunculardan, yine de orada olmalarını istiyorum, renklerini sevmesem de dünyamda olsunlar....

Yazıdan bir şey anlamazsanız haklısınız çünkü ben bile bu gün kendimi çözemiyorum.

18 Şubat 2011 Cuma

Mimli Cevaplar


Gezen Patik beni mimlemiş, buyurun okuyun bakalım neler demişim.. 

1.Gün içinde, eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey?
Bu soruya o kadar cevap veremedim ki, bu soruyla karşılaşmam diye cevaplamak istiyorum. 

2.Gördüğün zaman, eğer almazsam uyuyamam dediğin şey?
Bu aralar teknoloji konusunda geri kaldığımı düşünüyorum. Teknolojik bir şeyler, iPad olabilir mesela. 

3.Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey?
En son kızarmış ekmek uğruna çok sevgili diyetimi bozdum. Ama genelde tabi ki çikolata!

4.Uğurun var mı, uğurun?
Var diyesim var ama sorsan ne diye işte ona cevabım yok. 

5.Kendine en yakıştırdığın renk? 
Kırmızı, beyaz, siyah ve koyu yaprak yeşili 

6.En sevdiğin takın?
Bu gün kopan sahte altın bilekliğim. Bak yine hatırladım üzüldüm. 

7.Takıntın?
Düzen! Her yer pis olabilir ama mutlaka düzenli olmalı. Rastgele yerleştirilmiş şeyler içimi sıkıyor hemen düzeltmek istiyorum. 

8.Bavulum çoktan hazır, gitmek istediğim şehir, ülke?
Bu aralar New York var aklımda. Sevdiğimle bir gitsem, kaybolsam o karmaşanın içinde..

9.Ben bu şarkıyı duyunca şakırım..
Hangisini söylesem öyle çok ki... 

10.Solunda ne var?
Üzerinde Pelin yazan yastığım.

Mimlerde adet olunduğu üzere benim de birilerine bu soruları yöneltmem gerekiyor. Ama bu sefer kimseyi seçmiyorum beni takip eden, okuyup da cevaplamak isteyen herkese gelsin :) 

17 Şubat 2011 Perşembe

Ben şu anda ne yapıyorum acaba? Sorarım sana...

Sürekli, sanki şu anda yaşamıyormuşum gibi yaşadığımı fark ettim yaklaşık bir dakika önce. Daha doğrusu anımı yaşamak olgusuna takılmam ve her geçen zaman dilimini içindeyken değerlendirmeye çalışmama rağmen içimde bir yerlerde hep ileride bir zaman dilimini yaşamayı bekleyen biriyle tanıştım.

"Arkadaşım sen ne yapıyorsun orada?" diye sormak istedim bir an. "Şu anda yaşamıyor muyum yani?" diye devam etmek istedim. Çünkü bu beklenti içindeki arkadaş sanki "yaşadığım zaman şu böyle olsun, bu böyle olsun" diye düşünüyordu. Hani "yeni yılda kilo vericem" "şu faturaları ödiyim bütün dertlerim bitecek" ya da "çocuklar büyüsün öyle kendime vakit ayırıcam" gibi tamamen bahanelere dayalı şu anda yapabileceklerini geleceğe erteleme düşünceleri değil. Bildiğin "yaşadığım zaman" diye düşünen saçma bir hisse sahip düşüncelerle dolu biri.

Bak içimdeki saçma düşüncelere sahip gereksiz biri. Aç kulaklarını dinle beni. Ben şu anda zaten yaşıyorum! Yapmak istediğin bir şey varsa şu anda da yapabiliriz, gerçekleşmesini istediğin ama yaşamadığın için gerçekleşmediğine inandıkların gerçekleşebilir çünkü SEN YAŞIYORSUN. Şu anda hayatın içindesin.

Şimdi söyle bakalım bana ne istiyorsun?

16 Şubat 2011 Çarşamba

Mavilikler İçinden..

Kahve içtim, kupamı koydum kenara. Kaldırmak için aldım elime bir baktım ki mavilikler içinde bir kalp bana göz kırpıyor kahvelerin içinden... Bu gün çok aşık hissediyordum kendimi kahve karşılığını verdi mavilikler içinden...


Sonra akşam oldu işten bir çıktım baktım hava hala mavi! Nasıl mutlu oldum, nasıl coştu içim. Yoldan geçen herkesi durdurup "Bu gün siyaha çıkmadım, maviye çıktım" demek geldi içimden. Soğuk havaya rağmen sanki yaz gelmiş gibi "içindi ısım" (burası tabi ki "ısındı içim" olacak, ama komik geldi hatamı da bırakıyorum buraya) sanki hayatımda her şeyin yolunda gittiğini kanıtlarcasına titredi içim... Mavi ne güzeldi bu akşam, ne kadar umutluydu, ne kadar aydınlıktı, ne kadar ferahtı.... 

Mavilikler sardı sarmaladı bu gün beni... Ferahlattı, rahatlattı, huzurla doldum, umutla coştum...

11 Şubat 2011 Cuma

11 Şubat 2011 07:05 - 08:40

Yine zor uyandım, telefonun alarmını üçünkü kez çalınca artık kalkmam gerektiğini anladım. O anda aklıma geldi bu gün sevdiğimi görücektim. En son pazar akşamı görmüştük birbirimizi, hafta içi görüşmemiş ve cuma akşamı görüşmek üzere sözleşmiştik. Bu akşamı bekliyordum kaç gündür, özlemiştim onu. Bu sevinçle bir hamlede kalktım yatağımdan, banyoya gittim. Elimi yüzümü yıkadım, banyo yapıp yattığım için saçlarımın ne kadar komik gözüktüğüne bakıp güldüm. Çıktım banyodan doğru salona gittim. Üzüm hastaydı, yaklaşık bir haftadır bir durgunluk vardı üzerinde. Çarşamba akşamı uçamadığını fark ettiğimde gerçekten bir gariplik olduğunu anladım. Doğru veterinere gittik. Göğsünde bir yara varmış, temizlendi, merhem sürüldü. Merhemle biraz rahatladı Üzüm kızım, edepsizliğe başladı hemen. Açık yara olduğu için veteriner ayrı bir kafeste tutmamızı istedi, yara kapanana kadar mutlu çiftimizi ayırdık. Yarası vardı ama iyiydi Üzüm kızım, dün akşam merhemini sürünce rahatladı yine. 1-2 cikleme gönderdi Zıpkın oğluma. Zıpkınım ne zaman kafesinden çıksa onun kafesinin üzerine gitti. Kafesleri yanyana olduğu için dokunamasalarda birbirlerine yakınlardı. Veterinere "öldürür mü" demiştim, "yok, iyileşir" demişti. Ama bu sabah banyodan sonra salona gittiğimde Üzüm kızım ölüme doğru büyük bir yol katettmişti bile... Aldım elime, öptüm, sevdim, onu sevdiğimi söyledim, özür diledim... Bir kaç saniyede bir aldığı derin nefesler dışında yaşamla bağı kalmamıştı. Sanki benimle vedalaşmak için beklemişti ya da ben öyle olmasına inandım. Bıraktım onu kafesine, giyindim. Giderken baktığımda o da gitmişti...

Yüzüm gözüm şiş çıktım yollara.. Aklımda sadece Üzüm vardı. Soğuğun etkisiyle biraz kendime geldim, minibüse bindim, çıkardım kitabımı okumaya başladım. Okuduğum bölümde kahramanın çocukken bir köpek yavrusuyla geçirdiği haftasonunun sonunda yaşadığı anlatılıyordu. Şöyle diyordu anneannesi "Hayatta hiçbir şeye seninmiş gibi bağlanma. Senin zannettiğin hiçbir şey senin değildir ve er geç elinden gidecektir." Evrenin mesajlarından sıkıldığımı düşündüm, her yaşadığıma, hissettiğime söyleyecek sözü vardı.

Metrobüse geldiğimizde askerleri gördüm. Bu sefer içim cız etti, sevdiğimi nasıl özlemle beklediğimi hatırladım. Sahi sabah onu düşünerek güne başlamıştım di mi? Çıkmıştı aklımdan, hatırladım tekrar, hiç yoktan dudaklarım biraz yukarı doğru seyretti. Yürüdüm, baktım her sabah mendil satan dede orada. Hep almak istediğim ama içimdeki "bunlar böyle sevimli dede görüntüleriyle kandırıyorlar, ihtiyaçları yok, kanma Pelin" diyen sese yenilip yanından geçip gidiyordum. Bu sefer durdum önünde ıslak mendil istedim, "Alkolsüzdür, sıhhatlidir" dedi. Güldüm amcaya, attım mendili çantaya, yürüdüm aracıma.

Metrobüse giden merdivenleri çıktım, solda bir adam dikiliyor. Üzerinde bir şey var, sert, simsiyah, çelik yelek bu. Üzerinde çelik yelek taşımanın rahatlığı ve güveni var gözlerinde. Hafifçe gözlerinin içi gülüyor sanki, "merak etmeyin ben varım" der gibi duruyor. Düşünüyorum kurşun geçirmeyen yeleği giyince duyguları da geçiyor mu? yoksa o zırh koruyor mu her haliyle.. İlerliyorum, her zaman ki yerime gidiyorum. Bir araç geliyor önümdekiler biniyor, bir araç daha geliyor ve ben en öne geliyorum. Boş araç geldiğinde oturabileceğim ve evrenin kitabımla yeni bir mesaj yollayıp yollamadığını anlamak için sayfalara gömüleceğim. Bir araç daha geliyor, boş değil ama binmek isteyenler var. Geçiyorlar yanımızdan binip gidiyorlar. Sonra yanımdaki kız bana dönüyor ve diyor ki "Cep telefonum çalınmış!" Yüzü gülüyor, sesi gülüyor. Ne bir telaş var, ne bir sinir. Sadece "gitmiş" diyor, "yol verdik, telefonumuzdan olduk" diyor. Hayran kalıyorum haline. Aklıma geliyor hattını iptal ettirmek ister mi diye, soruyorum, seviniyor. Arıyorum müşteri hizmetlerini, hop o sırada boş araç geliyor. Bir yanyana oturuveriyoruz, veriyorum telefonumu ona, kapattırıyor hattını. Ne kadar sakin olduğunu söylüyorum, "ne yapabilirim ki" diyor, haklı yapabilecek bir şey yok. Giden gitti, kendini üzsen de geri gelmeyecek nasılsa. Bir ay önce çok severek almış telefonu, en çok ona üzüldüğünü anlıyorum ama yüzü gülüyor hala. İniyoruz araçtan, o teşekkür ediyor bir kez daha, ben geçmiş olsun diyorum.

Yürüyorum ofise, aklıma düşüyor Üzüm kızım öldü, kafesinde yatıyor...

10 Şubat 2011 Perşembe

Özgüven Bildirimi

Sevgili Zeynep psikoloji okuyan bir öğrenci, Ben, siz ve onlar adında bir blogu var. Çok sık bir şeyler söylemiyor ama söyledi mi tam da yerinde söylüyor. Anlattı mı düşündürüyor.. Şimdi de Virginia Satir'in çok hoş bir yazısını paylaşmış. Onun sayesinde okumuş olduğum için direk onu kaynak gösteriyorum bu yazı için. Buradan teşekkür etmek istiyorum kendisine böyle güzel bir paylaşım yaptığı için..

Farkındalığı paylaşmak gerekiyor, onun farkındalık paylaşımı bizim farkındalığımız oluyor...

Sıkıldıkça okunası, moral ihtiyaçlarını giderici bir yazı... Umarım sizler de beğenirsiniz..

Buyurun size Virginia Satir'den Özgüven Bildirimim!


ÖZGÜVEN BİLDİRİMİM:

BEN KENDİMİM

Tüm dünyada benim gibi hiç kimse yok.
Bazı yönleri bana benzeyenler var,

Fakat kimse tam olarak tüm yönleriyle benim gibi değil,

Dolayısıyla bende varlık bulan her şey sadece bana özgü,

Çünkü ben onları tek başıma seçtim.

Benimle ilgili her şey benim;

Vücudum, ve onu oluşturan her şey;

Zihnim ve onu oluşturan tüm düşünce ve fikirler;

Gözlerim, ve onun ifade ettiği tüm görüntüler;

Duygularım, ve onlar her neyse
öfke, neşe, kaygı, sevgi, hayal kırıklıkları, heyecan;
Ağzım, ve onlardan çıkan her sözcük

Nazik, yumuşak ya da kaba, doğru ya da yanlış;

Sesim, yüksek ya da alçak,

Ve tüm davranışlarım, başkalarına ya da kendime karşı.

Kendi fantazilerim, rüyalarım, umutlarım, korkularım.

Tüm zafer ve başarılarım benim, tıpkı tüm hatalarım gibi.
Çünkü beni oluşturan tüm parçalar benim.
Ben kendimle tamamen yüzleşebilirim,

Ve böyle yaparak beni oluşturan tüm parçaları sevip,

Onlarla dost olup, dostça yaşayabilirim.
Ve böylece benim için en önemli şeylere ulaşmak üzere,

Bir bütün olarak amaçlarımı gerçekleştirebilirim.

Kendi kendimi şaşırtan bazı yönlerim olduğunu biliyorum.

Ve bilmediğim başka yönlerim de var.

Fakat kendimle dost olduğum ve kendimi sevdiğim sürece,

Beni şaşırtan bu yönlerin üzerine cesaret ve umutla gidip
Kendimle ilgili daha pek çok şey bulabileceğimi biliyorum.

İnsanlara nasıl görünürsem görüneyim,
Ne söylersem, ne yaparsam yapayım,
Herhangi bir anda ne düşünürsem, ne hissedersem hissedeyim,
Hepsi de benim.
Bu bana özgü.
Zamanın o noktasında nerde olduğumun bir ifadesi.
Ne yaptığıma, nasıl düşündüğüme, ne hissettiğime baktığımda,

Bazı yönlerim uyumsuz olabilir.

Ve ben bu uymayan yönleri çıkarıp,

Uyduğuna emin olduklarımla yola devam edebilirim.

Çıkardıklarımın yerine yeni şeyler yaratabilirim.

Görebilir, duyabilir, hissedebilir,

Düşünebilir, söyleyebilir ve yapabilirim.

Benim dışımdaki dünyada, insanlara bir düzen yaratabilecek,

İlişkileri anlamlı kılabilecek, üretken ve onlara yakın olabilecek,

Gerekirse dışarda hayatta kalabilecek bir birikimim var.

Kendime aitim ve böylece kendimi yeniden biçimlendirebilirim.

Ben kendimim ve bundan mutluyum.


Virginia Satir

7 Şubat 2011 Pazartesi

Karma Enerji Kaynağım


Bu fotoğrafı dün çektim, bu gün fark ettim. "Dün neler çekmişim bir bakayım" diyerek çektiklerime bakarken  gördüm. Kalakaldım, sanki aşık olmuştum, başladım bakmaya. Baktım, baktım, daldım, gittim... 
Fotoğrafı çeken ben değilmişim, sanki dün orada değilmişim gibi. 

Dinginlik, huzur, güzel tatlar, yaşanmışlık, hayat, umut, güzellik, aitlik, gezginlik, neşe, coşku, güneş, enerji, ışık, çoğalma, büyüme... derken ne hissedeceğimi şaşırdım... 

Banyodan çıktığımda sürekli sevgilisini düşünen taze aşık kızlar gibi fotoğrafı düşünürken yakaladım kendimi. O an anladım ki, paylaşmalıyım sizinle bunu. Ama sonra içim burkuldu, sanki en özel sırrımı açıklayacakmış, sahip olduğum bütün güzelliği gözler önüne serecekmişim gibi hissettim. Sanki fotoğrafa her bakan ona aşık olacak, o benim olmaktan çıkacakmış gibi ya da bakıp da "bu mu yani" diyerek küçümseyecek kıracakmış gibi... 

Bana kıskançlığı bile hissettirdikten sonra kaçışı yoktu sizlerle paylaşmam gerekiyordu bu yeni karma enerji kaynağımı... Umarım size de iyi gelir...

6 Şubat 2011 Pazar

Fiyonklu Mim

Image and the City blogunun sevgili sahibesi Duygu beni mimlemiş! 
Sahip olduğumuz fiyonklular ortaya çıkıyor, konumuz fiyonk anlayacağınız :) 
Yazısını okuyup resimlerine bakarken aklımdan "acaba benim kaç tane fiyonklu şeyim var, dur eve gidince bir bakayım" gibi düşünceler geçerken bir de baktım yazının sonunda mimlenenler arasında ben de varım. Çok mutlu oldum ve hemen postumu hazırlamak istedim ama bir türlü kısmet olmadı. Anca bu gün resimleri çektim ve işte karşınızda fiyonklu eşyalarım. Bu arada bu sayede anladım ki benim doğru düzgün fiyonklu bir şeylerim yokmuş :)   Yılbaşı hediyesi kırmızı eldivenler dışında hepsi eski şeyler. Hele kırmızı kazak emekliliğini çoktan ilan etmiş de ben dolapta yer kaplatıyormuşum boşuna, onu anlamış oldum. 

İşte başlıyoruz;
En yeni fiyonklum, hediye kırmızı eldivenlerim,

Kahverengi çok giymesem de yazın sık sık kullandığım tacım, 

Kullanılmaktan kendinden geçmiş kazağım, 
(kendisi header fotoğrafımda da bana eşlik ediyor) 

Yıllar yılı evvel aldığım yüzüğüm, en fazla 3 kere takmışımdır, 
Yine eski bir tişörtüm, kendisini unutmuştum son anda aramıza katıldı,

İşte benim fiyonklularım bunlar.. 

Şimdi sıra mimlenenlerde, 
Fiyonk dedin mi ilk akla gelen kişi Fashion by Siu blogu sahibi Sıla Yılmaz'ı mimlemezsek olmaz,
Sevgili Chilek
Modaerator olmazsa olmaz, 
Süper İnce Parlak Çorabı da unutmak  gerek,
Bir de Sihirli Çikolata'nın sahibi Müge 
ve 
Bal Gözlü Kızımız var. 

Hadi bakalım kızlar dökülün fiyonklarınızı!! 

1 Şubat 2011 Salı

Ben kar severim.. Kar de beni..

Dün ben kar severim dedim..
Bu gün öğrendim ki meğerse o da beni severmiş.
Meğer İstanbul'umun üzerine yağmamasının sebebi kimsenin onun için yazılar yazmaması, nasıl bir giriş yapacağını göstermemiş olmasıymış..
Naz değilmiş yaptığı sadece bilgisizlikten doğan bir kararsızlıkmış...

Sabah kalktım her zaman ki gibi elimi yüzümü yıkadım, odama geri döndüm.
Perdeyi şöyle bir aralamamla çığlık atmam bir oldu. "Kar yağıyor!" diye ilk şoku atlatmamla evin içinde sevinç çığlıkları eşliğinde fotoğraf makineme koştum.
Karı gördüğüm 2. anı sizlerle paylaşmak istedim.
İşte sesimi duyup günümü aydınlatan kar!


Demek ki neymiş isteklerimizi açık ve net bir şekilde sıralamalıymışız, isteğimiz ne olursa olsun, doğru yönlendirildiğinde gerçekleşirmiş...
Sabah süpriz yaparak karşıma çıktığı ve bana bu cümleleri yazdırarak nasıl bir umut verdiği göz önüne alınırsa kar ondan isteneni tam anlamıyla yerine getirmiş oldu...

Teşekkürler sevgili beyaz mucize...
Seni seviyoruz..
Daha çok uğra yanımıza olur mu?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...