cS-1aIC7oVvN0DczzfhH1B8ToLI Mayıs 2011-! ♥ Fesleğen ♥ !

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Ayna ayna söyle bana...

15 Nisan 2010'da "Sırlı Aynalar'da şöyle demişim, "Dostlardır içimizi aydınlatan, dostlardır ruhumuzu aynalayan... Kişi sırlıdır, saklıdır. Bundandır ki bir kendi gibi sırlı olana ihtiyaç duyar. Aynadır şu hayatta bir sırra sahip olan ve dosttur bir kişiye ayna olan..." 

Cumartesi günü aynalarımla beraberdim. Hani bana şiirler yazdıran, bir fotoğraf karesiyle yazılar yazdıran, bir elin beş parmağı kadar birbirinden farklı olduğumuz ama hep "bir" olan  dostlarımla sarmalanmıştım. Işıl ışıldı olduğumuz yer, gözüm kamaşıyor, gönlüm parlıyordu ama öbür yandan da içim sıkışıyordu, bir derdim vardı ama konuşamadım bir türlü anlatamadım. Onlara anlatamayınca birikti kelimeler, üst üste sıkıştılar kalbimde. "Of" diyerek başladım yeni haftaya, baktım olmuyor, yazdım anlattım derdimi. Başladılar cevap vermeye, onlar yazdıkça ben ferahladım, onlar söyledikçe ben sakinleştim... 

Serdar Özkan'ın da son kitabında dediği gibi "Dost dostun aynasıdır." 

İyi ki varsınız cankızlarım, iyi ki hayatımdasınız, iyi ki biriniz ışık, biriniz ayna olup hem beni bana yansıtıp hem beni aydınlatabiliyorsunuz... 


29 Mayıs 2011 Pazar

Sıfatlar

Sade, sakin, yalın, basit...
 "Hayatın" önüne ne kadar yakışıyor...


25 Mayıs 2011 Çarşamba

Çivi çivi

Sanki her yer çivi çivi, 
Batıyor, kırıyor, acıtıyor...
En çok da içim çivi çivi,
Kalbim deliniyor, ruhum acıyor..

Soruyor aklım nereden çıktı bu çiviler diye?

"Bilmem" yazıyor ellerim, "Ben sadece sevmeyi bilirim" diyor kalbim,
"Duymadım nereden geldiklerini" diyor kulaklarım, "Söyleyemem" diyor dudaklarım,
"Uzaklaştırayım onları" diyor ayaklarım, 
Suskun kalıyor aklım... 

23 Mayıs 2011 Pazartesi

İstif


Birikiyorlar, üst üste biniyorlar... Alıp dağıtmak istiyorum hepsini, yığınları hallaç pamuğu gibi savurmak istiyorum ama elimi atamıyorum. Biliyorum bir başlasam gelecek gerisi... 

Sevgili konuk yazarım bu günkü yazısında dedi ya "Yazmak Özgürleştirir" diye. İlham verdi bana da. 
Anlatınca, söyleyince, kalbini ortaya koyunca rahatlar insan. Ya dilin çözülmeli ya parmakların işlemeli. 
Şimdi sıkıntım nedir şöyle bir durup düşünmeli...

"Birine beddua edeceksen evine usta girsin de yeter" dermiş rahmetli anneannem zamanında, şimdi anlayabiliyorum ne demek istermiş. Ustalar girip çıkıyor evimizi "yuva" yapmadan önce fiziken hazırlıyorlar. Damarlarını temizliyorlar borular değişiyor, kalbini yokluyorlar mutfak yenileniyor, derisi pörsümüş duvarları boyuyorlar... Hepsi güzel oluyor ama yapıldığı zaman. Zamanında yapılmayan iş, büyüsünü kaybetmeye başlıyor. El elin eşşeğini türkü çağırarak arar misali, kendi kendilerine zaman biçiyorlar, "bu gün olmasa da yarın yaparım" diyorlar. Ama işler öyle yürümüyor usta kardeş, senin el eşşeği diye gördüğün benim biricik kısrağım, sen onu türkülerle çağırırken ben ona şiirler yazıyorum... 

Bir de özlüyorum, neyi özlediğimi kestiremeden. İçimde bir özlem hissi var ama adını koyamıyorum. Sanki kocaman bir balon gibi, içi dolu ama baktığında kocaman bir boşluk görüyorsun...

Kafamda sürekli dönen kelimeler var ama cümle olamıyorlar. Hepsi savrulmuş beynimin boşluğunda tuttuğumu düşünüyorum, tutamadığımın arkasından bakıyorum. 

Nişanla düğün arasına sıkıntılı diyorlardı inanmıyordum. Haklıymışım sıkıntılı değilmiş. Sadece farklıymış. Her yeni girilen dönemde olduğu gibi bu döneminde kendine has özellikleri var. Bir farkı var ki bu dönemin en başından hep biteceği güne göre hareket ediliyor, hiç alışılmaya çalışılmıyor, hep dışlanıyor, hor görülüyor, kıymeti sonradan anlaşılıyor. Sevmeli bu dönemi de, biteceğini bile bile yaşamalı. Keyfini çıkarmalı "nişanlı" olmanın, düğün telaşının, yuva kurma heyecanının... 

Formülümü açıklamıştım, en sonunda da demiştim ki, "Kimse sanmasın ki sızlanıyorum, kimse sanmasın ki şikayetim var... Sürpriz değil yaşananlar... Sadece bu sürece alışmam için biraz zamana ihtiyacım var..."

İşte o zaman geldi, sürece alıştım, sürecin içine girdim. Şimdi süreçle beraber yoğuruluyorum. Bu yüzdendir ki sürekli içim doluyor, birikiyor, taşmak isterken dökülüyor...

Yazmak Özgürleştirir

Bu gün yine konuğum var. Sanırım yakın bir zamanda ben ona konuk olacağım...

Yazarlığa yeteneği olan, olmayan herkes bir gün bir şeyler karalama ihtiyacı hisseder. Kimi sıradan ergenlik acılarıyla şiir yazar, kiminin sırları vardır günlük yazar, kimi âşıktır şiir yazar, kimi başkasıyla konuşamaz hikâye yazar…  Özetle herkes bir gün bir şeyler yazar. Çünkü yazmak özgürleştirir. Yazmak susmaya gönlünüzün razı olmadığı diğer yandan konuşsanız da tesiri olmayacak o anda yapabileceğiniz en güzel eylemdir. (Fuzuli’ye selam)

İşte benim yazma hikâyem de buna dayanıyor. Sanal bir labirentte tutuklu kalan ruhu özgürleştirme çabası. Ancak o kadar ironik bir durum ki özgürlüğü yine özgürlüğü yitirdiğim yerde arıyorum, aynı müebbet cezasına çarptırılan bir mahkûmun hücre duvarlarına yazılar yazarak hayata tutunma çabası gibi…

Tabii yazma eyleminin de belirli kuralları vardır. Aynı bisiklete binmek gibidir yazmak. Nasıl ki bisiklete binmeyi öğrenirken birisi (güvendiğiniz birisi) bisikletinizin selesinden tutar; o güvenle çevirirsiniz pedalı. Ama bir gün gelir sizin arkanızdan gelen o el artık seleyi bırakır “Tutuyorsun değil mi baba” sorunuz cevapsız kalır, bir bakarsınız arkanızda kimse yoktur, tek başınasınızdır ve böylece özgürlüğü yüzünüze çarpan havayla diyaframınızda hissedip uçar gidersiniz. Nasıl da mutludur ilk bisiklete binen çocuk ve ne enteresandır ki insan bir kere bisiklete binmeyi öğrendi mi bir daha istese de unutamaz.

İşte böyle bir dost “fesleğen” kız, çok yetenekli olduğumu düşünür, "yaz" der ben yazmam çünkü yeteneğim yoktur... Ama bir gün can evimden vurdu ve en sonunda ikna etti beni yazmaya, ben de özgürlük tadını aldım… Şimdi de selemden tutmuş beni itiyor "çevir" diyor pedalı, zorlanıyorum; "korkma" diyor, korkuyorum…

Ama biliyorum ki yazmak özgürleştiriyor…
Ve ben özgür bir adama dönüşüyorum.

Nasuh 
(Konuk yazar - daha önceki yazısı için tık)
Görsel 

20 Mayıs 2011 Cuma

Avizelerde aradım cevabı


Dün gece deprem oldu. 
Uyumak üzereydim, yatıyordum. Birden yatağımın tatlı tatlı sallandığını fark ettim. Durdum, hiç bir şey yapmadım sadece bekledim. Sonra da kalktım yerimden ışığı açtım, avize sallanıyor mu diye baktım. Yetmedi koridora çıktım orada sallanıyor mu diye kontrol ettim. Sallanmıştık ama nedense emin olamadım, avizelerde aradım cevabı... Sonra televizyonu açtım, "deprem oldu" desinler istedim, dediler. Doğru hissetmiştim. Hislerimin doğruluğunu teyit edince gittim yattım. Uyumak üzereydim ve uyudum. 

Bu gün depremi düşündüm. 
"Deprem" olurken neden yerimden kalkmadığımı? Deprem sırasında yapılması gerekenleri öğrenmemiş miydik?Dolabın, yatağın yanında cenin pozisyonu almam gerekmiyor muydu? Sorularım cevapsız kaldı,baktım avize aradım, bulamadım. 

Anladım ki bilmek bir işe yaramıyor, hissetmek, sadece isim koyuyor çözüm olmuyor... Bilsen de, hissetsen de bekliyorsun sadece. Durup bekliyorsun sessizce, "ha bitti ha bitecek" diye... 

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Dün - Bu Gün - Yarın

DÜN bunu çizdim;

BU GÜN bunu yazdım; 

YARIN da bunları yapacağım ajandamın yanında olmayacağım...

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Hayat işte öyle


Hayat işte öyle... 
Geldiği gibi, yaşadığın gibi,
Hayat işte öyle...
Sevdiğin gibi, mutlu olduğun gibi,
Hayat işte öyle...
Sen gibi, ben gibi, biz gibi...

Hayat işte öyle...
Özgürlük gibi, 
Huzur gibi, 
Aşk gibi,
Hayat işte öyle...
Sen gibi, ben gibi, biz gibi...

Hayat işte öyle...
Hem eski, hem yeni, 
Hayat işte öyle...
Hem ölü, hem diri,
Hayat işte öyle...
Sen gibi, ben gibi, biz gibi...

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Mutluluğunuzu bu günlerde nerede saklıyorsunuz?

Mutluluğum bu aralar fitilli bir kadifenin yumuşak tüyleri arasında saklanıyor... Fitil fitil ilerleyen gri tüylere bakıp hayallere dalıyorum, sonra hayallerimi özlüyorum açıyorum fotoğrafını yeniden kurguluyorum yaşanacakları... 

Ben bu aralar gri fitilli kadifenin içine sakladım mutluluğumu... Nerede olduğunu bildiğim için istediğim zaman ortaya çıkarıp mutluluğumu yaşayabiliyorum, ihtiyacım olduğu an adresi biliyorum gidiyorum buluyorum o tüylerin içinde mutluluğu... Güzel şey mutluluğun nerede olduğunu bilmek, istediğin zaman onu koruyabilmek, istediğin zaman çıkarıp doyasıya yaşayabilmek... 


Sahi sizin mutluluğunuz nerede bu günlerde? Yerini biliyor musunuz? "Mutluluk" dediğim zaman hangi deliğe bakacağınızı, nereden çıkarıp hissedeceğinizi biliyor musunuz? Yerini bilmiyorsanız, gidin, arayın, bulun! Hazır yerini öğrenmişken de hissedin mutluluğu içinizde, gülümseyin doyasıya, atsın kalbiniz kelebek gibi, huzur bulsun ruhunuz dingin denizler gibi...

10 Mayıs 2011 Salı

Ben eskiden...

Lisedeydim, televizyonlarda Greenpeace eylemleri gösterilirdi. Kendilerini kapılara zincirlerlerdi, köprüden bir şeyler sallandırırlardı. Çok özenirdim o zamanlarda onlara. İnandıkları şeyler uğruna savaş verdikleri için farklı bir yere koyardım onları. Sonra eskileri dinlemeye devrimcileri tanımaya başladım. Onları da aynı hislerle dinledim. Bir düşünceye sahip oluyorsun ve bunun için savaşıyorsun. Ne kutsal bir duygu... 

Dershanede rehberlik öğretmenimizin odasında yaptığımız konuşmayı hatırlıyorum "Ben modern devrimci olacağım, her zaman inandıklarım için savaşacağım" demiştim. 

Ne oldu o kıza? Onu arıyorum şimdi... İnandıklarım için savaşmadığımdan değil, uğruna savaşılacak bir düşüncem olmadığından... 

Sevinsem mi acaba? Düşüncelerim her zaman hayata geçebildiği için...
Üzülsem mi acaba? Büyük düşüncelere sahip olamadığım için... 

8 Mayıs 2011 Pazar

Sekizmayısikibinonbir

İlkokuldaydım, yazı yazıyor, ödev yapıyordum. İlk yazmaya başladığımda her kelime arasında parmak koyar öyle hesaplardım kelimelerin arasına gelecek boşlukları. Sonra o boşluklar birbirine yaklaşmaya başladı, harfler küçüldü. Kelimeler öyle yaklaşıyordu ki kimi zaman bir kelime nerede başlıyor, diğeri nerede bitiyor anlaşılmıyordu. Babam "kızım şunların arasına biraz boşluk bırak" dedikçe "ben böyle yazıyorum" der çocuk aklımla restimi çekerdim... 

Büyüdüm kelimelerin arasındaki boşluklar biraz açıldı, biraz kapandı derken olması gereken oldu... 
Şimdi kelimeler arasında boşluk bırakırken düşünmüyorum, hangi kelime nerede başlıyor, hangisi nerede bitiyor anlaşılıyor... 

Büyüdükçe boşluklar tamamlanıyor, aralıklar kapanıyor, fazlalıklar atılıyor...


4 Mayıs 2011 Çarşamba

Silmeden

Hayatın Süs Payı "Silmeden" demiş, silmeden içinizden aktığı gibi yazın demiş. 
Peki dedim okuduğumda, hemen açıverdim yeni kayıt sayfamı. Başladım silmeden yazmaya, ben de merak ediyorum şimdi neler dökülecek parmaklarımdan diye. 

Oluyor zaten bu durum, aklında olduğunu düşünmediğin şeyler sen yazmaya başlayınca dökülüveriyor kalbinden. Kalbinden diyorum çünkü akıldan dökülen şeyler süzgeçten geçer, öyle akmazlar. Halbuki kalpten gelenler direk akar gider. Bir zamanlar sadece aklımla karar almaya çalışırdım, olmazdı, eksik kalırdı. Şimdi işin içine kalbimi de katıyorum. Daha çok içime siniyor yaptıklarım. Kalbin sesini dinlemek gerekiyor. En demiştim ya bende "düşün, düşün, düşün" diye, işte düşünmek yorabiliyor. En ince detayına kadar düşüneyim, bir o açıdan bir bu açıdan olaya yaklaşayım, dur harekete geçmeden biraz daha kafamda tartayım derken zaman akıyor gidiyor, insan sıkılıyor, yoruluyor. Oysa hissetmek yormaz, sıkmaz. "hisset, hisset, hisset" desem ne olur? ... burada bir durdum, dolandım başka yerlere gittim şimdi geldim devam edebilirim ... 

İşte böyle, bunlar aktı parmaklarımdan... İçimde bunlar varmış bu gün, silmeden ilerleyince çıktılar ortaya... 

Haydi siz de kulak verin Hayatın Süs Payı'na "silmeden" dökün içinizdekileri, bakalım neler varmış oralarda? 

1 Mayıs 2011 Pazar

Nisan'ın Son Günü

Nisan'ın son günü sıkıntılı başladı...
Attım kendimi sahile, çektim iyot kokusunu içime...

Kitap okuyanı gördüğümde dedim ki, "Neden ben de kitabımı yanıma almadım?" cevap verdi içimdeki ses "Çünkü şu anda ihtiyacım olan kendimi okumak..." 
Güneş parladı, içimi aydınlattı, okudum gönlümden geçenleri, zihnimden akanları...


Sonra çıkardım ayakkabılarımı... 


Soktum ayaklarımı kuma, çıkardım tadını ısınmış taneciklerin... 


Uzandım kumsala, güneş damladı içime...


Tabi ki yalnız değildim...


Kimisi de yalnızlığının tadını çıkarıyordu...


Yenilendim, tazelendim, güneşle parladım, kumlarla rahatladım... 

Nisan ayını işte ben böyle kapattım. Mayısı yepyeni bir enerjiyle karşıladım...


Hepinize iyi haftalar!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...