cS-1aIC7oVvN0DczzfhH1B8ToLI Haziran 2011-! ♥ Fesleğen ♥ !

26 Haziran 2011 Pazar

ben ben ben... hep ben.. hep bana...

Gamsız ve bencil insanları içten içe kıskanırdım. Hayatın onlar için ne kadar kolay olduğunu düşünürdüm. Sorunları düşünmeden, kafana takmadan yaşamak, kendinden başkalarını düşünmemek, sadece kendine göre hayatı şekillendirmenin kişi için ne kadar kolay olduğuna inanırdım. 

Hayallerim gerçek oldu. Ben de artık su katılmamış bir bencil oldum çıktım. Hala gamsız değilim hatta şimdi bencilliğimle daha da çok ihtiyaç duyuyorum gamsızlığa. Ne var ki şu anda bir yandan her cümleye "ben" diye başlarken, dünyanın benim etrafımda dönüyormuşçasına yaşarken, "hep bana" derken bir yandan da dertlenmek zor işmiş. 

Ne zaman oldum ben böyle bencil onu anladım. Ama bir baktım biri konuşurken kendimi tutamıyorum, onu dinleyemiyorum, hemen yırtık dondan bir "ben" çıkıyor. Cümlelerime hep "benim de.." diye başlayan düşünceler eşlik ediyor. Sanki herkes "bana göre" plan yapmalı, "benim hislerime" göre konuşmalıymış gibi... 

Böyle olmamalı diyorum. Böyle hissetmek istemiyorum. Ama şu anda aynen de böyleyim. Bari kabullensem bu halimi de ona göre "aman işte ben bencil bir insanım napiyim" desem. Yok öyle de diyemiyorum. Kendi kendime kıza kıza kendimi düşünüyorum... 


O zaman bu şarkı da benden bana gelsin... 

25 Haziran 2011 Cumartesi

Yaz geldi

Yazın gelişi rehavetinden belli oluyor...

Aklımda yazılacaklar, teşekkür edilecekler, cevaplanacak mimler var...
Amma elim gitmiyor, kusura bakmayın. Düşünecek o kadar çok şey var ki aklımda, cümleleri ardı sıra koyamıyorum...

Her an aklımdasınız, sizi unutmadım, paylaşmak istiyorum ama elim gitmiyor... Kendim için bir şeyler yapamıyorum...

16 Haziran 2011 Perşembe

Bir

Kocaman bir bir ayım var. 

Üniversite sınavlarına hazırlanıyordum, sene 2003. Bütün bir kışı, okul-dershane-Kadıköy-ev arasında geçirmiştim. Testler çözüyor, dersler alıyordum ama kendimi hiç ders çalışmamış, hiç hazırlanmamış gibi hissediyordum. Bir sabah Kadıköy'de dersane öncesi kahvaltı keyfi yaparken saatime baktım, ve onu gördüm 15 yazıyordu saatimin tarihi gösteren o minik yerinde. Kafamı kaldırıp "Bir ay kalmış sınava, ben hiç bir şey yapmadım." dediğimi hatırlıyorum. Üniversiteye girmek için bir sınava hazırlandığımı ve bunun için artık son zamanlara geldiğimizi işte tam o anda anlamıştım. 

Geçen sene sevdiğimi beklerken 18 yazdığında o minik yerde heyecanlanmıştım. "Bir ay kaldı gelmesine, nasıl bitecek bu zaman..." diye düşünmüştüm.

Dün akşam uyurken bunları düşündüm. Uyurken biliyordum ki sabah uyandığımda o minik yerde 16 yazacaktı ve "Bir ay" kalacaktı. 

Bu gün çok heyecanlıyım, çok tedirginim, çok endişeliyim, çok mutluyum, çok sevinçliyim, çok çok çok o günü düşündüğüm için,
Bu gün bir ayım kaldı yeni bir hayata adım atmam için...
Bu gün içim bir ılık, geleceğin sıcaklığıyla ısınıyorum, 
Bu gün saçlarım ıslak bereket yağmurlarıyla ıslanıyorum...

Aklımda hep bir kıpırtı sanki tırtıl kaçmış içine, bir oraya dokunuyor bir buraya,
Kalbimde hep bir kıpırtı sanki tırtılım kelebek olmuş konmuş üstüne, kanat çırpıyor, bir öyle hissediyorum bir böyle...

9 Haziran 2011 Perşembe

Ben bu gün isterdim ki...

Ben bu gün bir boyacı çırağı olmak isterdim. 

Renk renk boyalarımla hayat verseydim duvarlara. Bana ait olmayan duvarlara hayat verseydim. Dokunsaydım o duvarlara, yaptığım işin sonucuna bakıp gurur duysaydım. Pürüzleri zımbaralasaydım, çivi yerlerini sanki o duvar hiç delinmemiş, canı hiç yanmamış gibi kapatsaydım. Islık çalabilseydim, ıslığımla radyoda çalan şarkıya eşlik etseydim. Pislenseydim, başkalarının hayatına renkli dokunuşlar yaparken, bana da onlardan birer parça damlasaydı. Kimi damlalar tulumumdan hiç çıkmasaydı ve hep dokunduğum hayatları hatırlasaydı. 

Ustam olsaydı yanımda, başkalarının hayatına dokunurken en hassas noktaları bana gösterseydi. Dikkat etmem gereken köşeleri özenle anlatsaydı, doğru yaptığımda "aferin", yanlış yaptığımda "önemli değil, düzeltiriz" deseydi.

Akşam olup da renk verdiğimiz duvarlara bakıp son kez gülümseyip kapıyı çekip çıksaydık...

Her gün farklı renklerle, farklı duvarlarla, farklı hayatlara uzansaydık....

7 Haziran 2011 Salı

1'e 1000 veren günler

"Bir vur bin ah işit kaseifağfurdan" derler ya hani. 
İşte bu aralar "ev?" diye gelen soruların karşılığı aynen böyle oluyor benim buralarda... 

Onlar "ev?" diyorlar ben başlıyorum "Şimdi...... .... ... .. ." diye anlatmaya.
Bir lafa bin tane söyleyeceğim hazır, çok karlı günler yaşıyorum kelimeler konusunda. 

Anlatıyorum çünkü birikenler var. 
Neden birikiyorlar? 
Çünkü istiyorum, bir an önce istiyorum. 
Beklemek istemiyorum daha fazla. 
O evi yerleştirmek istiyorum.
 "Bu buraya oldu mu?" "Çok güzel oldu." veya "Olmadı, başka bir şey deneyelim." demek istiyorum. 
İstiyorum ki, o yumuşacık koltuklarıma kendimi bırakayım "Ohh! Bitti." diyeyim.
 İstiyorum ki, yorgunluktan yattığım yeri bilmeyeyim ama evimi düşünürken hayallerle uykuya dalayım. 

Şımarık bir çocuk gibiyim. 
Kelimenin tam anlamı sanırım bu. 
Şu anki "isteyen, beklemekten sıkılan, bir an önce olsun" diyen kızı başka türlü anlatmak pek mümkün değil sanırım... 

"İdare edemem anne" diye zırlayan bebe gibiyim. 
Halbuki ben idare eden olarak bilinirdim.

Bak yine hangi konudan girdim, hangi konudan çıktım. 
Böyleyim işte, düşüncelerim hep havada, tutup kollarından oturtmam lazım yerlerine. 
Değişik haller bu zamanki haller, biraz düşünceli, biraz neşeli çokça heyecanlı...

Bu arada gelin çiçeğimi tasarladım bu akşam, istediğim gibi olsun diye aldım kendim yaptım. 
Söylemeden geçemedim. 
İşte böyle, dahası var aslında malum 1'e 1000 veriyor benim "evlilik hazırlığı halleri kelimelerim."...
(Ön izleme  yaptım da, çok konuşmuşum gerçekten. Daha fazla sizi sıkmadan haydi bana müsade...)

6 Haziran 2011 Pazartesi

Konusuz Yazılar

Yazı yazmak istiyorum ama ardı sıra dizeceğim cümlelerimin ne hakkında olacağını bilemedim bir türlü. 
Var mıdır bir fikri olan? 


Fikrim olmasa da hayatınıza biraz renk katayım...

1 Haziran 2011 Çarşamba

Hayalleriniz Boyunuzdan Büyükken Siz Kimdiniz?

Sabah Twitter'da şu cümleyle karşılaştım; "çocukken "astronot olucam" deyip, boktan bir firmada finansman müdürü olan adamın ızdırabının yanında senin aşk acın nedir ki?" diyordu

"Vay!! Güzel lafmış" dedim. İnsanların yaşı tek rakamlardayken kendini en büyük ve en yükseklerde görmek istiyor sanırsam... Ne kadar çok "Asttronot olcam ben!" diyen yaşı küçük hayalleri büyük vardır etrafımızda... Biz de bir zamanlar yaşımız küçük hayallerimiz boyumuzu aşarken neler planlardık hayatımız için, neler hissederdik geleceğimiz için, ne parlaktı o gelecek, ne açık ufukları vardı, ne dolu doluydu...

Sonra da bu fotoğrafla karşılaştım. Endeavaour uzay aracı dün gece son seferinden dönmüş ve artık emekliye ayrılıyormuş. Fotoğrafı görünce, "Astronot olmak isteyen bir kız hakkında öykü yazmak istedim." diye bir cümle geçti içimden... 


Pembe mekiğiyle uzaya gitme, ayda salıncakta sallanma, kraterlerin büyük lezzetli krakerler olduğunun hayalini kuran sarışın bir kız çocuğu olsun istedim... Kim bilir belki de bir gün olur...

O pembe uzay mekiği hayallerini kuran kız ben miydim? 
Yok yok ben "eski bir şehri ortaya çıkaracağına inancı tam bir arkeolog"dum... 

Peki ya, hayalleriniz boyunuzdan büyükken siz kimdiniz? 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...