28 Nisan 2012 Cumartesi

Metrobüs insanları


Bu yazıyı kıştan beri tasarlıyordum ama bir türlü sizlerle buluşturamamıştım ama şimdi hazır şu şahane reklam gündemdeyken ben de metrobüs gözlemlerimi paylaşayım istedim.

Karşınızda metrobüs insanları (Bu noktada Teoman'dan İstasyon İnsanları şarkısını gönderiyorum tüm okuyucularıma)

1- Kapıyla beraber kapananlar: Kendini son dakikada araca atıp, kapıların kapanmasına engel olmayacak şekilde içeriden kapıya tutunarak salınan ve kapıyla beraber aracın içindeki yerlerini alanlar. Bu grup genellikle erkeklerden oluşuyor. 

2- Benciller: Yine son dakikada araca binmiş ama aracın doluluğundan dolayı kapıyla beraber kapanma şansını yakalayamayarak kapıların kapanmasını engelleyenlerdir. Kapılar tekrar tekrar açılır kapanır ama o kişi inatla vazgeçmez ve metrobüsten inmez ama kimi zaman içeriden birinin isyan edip araçtan inince boşluğu doldurmasıyla kapılar kapanır ve yola çıkılır. 

3- İttirikciler: Özellikle boş araçlara binilen ilk duraklarda yaşayan bu yolculuk insanları kapılar açılır açılmaz inanılmaz bir kuvvetle önlerindekini ittirerek tsunami etkisiyle kapı önünün araca dolmasını sağlarlar. Bunlar araçtan inmek istediklerinde de aynı şekilde kapının önünde inmek için bekleyenleri kapıların açılmasıyla durağa doğru savurarak kapı önünün boşalmasına yardımcı olurlar. 

4- Öncüler: Yine boş araçların geldiği duraklarda kapı yerlerini öğrenerek kapı önünde dikilen ve bir sonraki boş araç geldiğinde oturmak için bekleyenlerdir. Ana durak olmayan ama yoğunluğundan ötürü özellikle işe gidiş-geliş saatlerinde boş araç gönderilen ara duraklarda (Örneğin Uzunçayır) bu öncüler ciddi sıkıntılar yaşatabilirler. Boş araç gelecek diye kaptıkları en öndeki yerlerinden bir adım dahi geri gitmemek için kendilerini sarı çizgiye çiviledikleri için dolu gelen araç olduğunda bu kişileri aşıp yolculuğa başlamak baya zor olmaktadır. (İtiraf ediyorum Uzunçayır'da sabahları "öncü" olduğum çok olmuştur ama ne yapayım kitap okuyarak gitmek çok güzel oluyor.)

5- Sıkışıkçılar: Bu kişilerin ruhunda biraz "benciller" biraz da "ittirikçiler"den bir parça bulunur. Tıklım tıkış aracın kapı ağzında durup "Arkadaşlar biraz ilerleyelim." diye içeri seslenirler ama sesleri önlerindeki insan duvarına çarpıp kendilerine geri dönmesine rağmen inatla kendilerini içeri sıkıştırırlar, bu kişiler ileri sıkıştırma güçleri ile "kapıyla beraber kapananlar"dan bir nebze daha şanslı olurlar ve kapıyla aralarında 30cm boşluk kalır. 

6- Stratejistler: Yine boş araçların geldiği duraklarda bulunan bu metrobüs kullanıcıları daha araç yaklaşırken  oturacakları koltuğu gözlerine kestirirler ve kapılar açıldığı gibi hedefe kitlenmiş çita gibi koltuğa doğru hızla atağa geçerler. Stratejistlerin bir çoğu "öncüler"den çıkar. (Evet itiraf ediyorum favori koltuklarım var.)

7- Asabiler: Özellikle boş araç gelince o kargaşada oturamayan veya binerken kapıda sıkışan veya kimi zaman ortada geçerli bir sebep yokken çığıranlardır. Genellikle kadın olurlar ve muhatapları da kadın olur. (Tacizleri ayrı tutuyorum)

8- Cıkcıkçılar: Kalabalığa bakıp itiş kakış anlarını kınayan gözlerle izleyenler. 

9- Sabırlılar: Boş metrobüs gelene kadar sakince bekleyenler. 

10- Sarı Çizgiciler: Sarı çizginin neden orada olduğunu hiç anlayamayan, bırak sarı çizgiyi geçmeyi kaldırımdan inip aşağıda aracı bekleyerek metrobüsün açıkta yanaşmasına sebebiyet vererek kargaşayı artıranlar. 

11- Şaşkınlar: İlk defa metrobüs kullanacak olup durağa geldiklerinde araçların durdukları yönlerden dolayı aklı karışıp hangi taraftaki araca bineceğini şaşıranlar. 

Benim metrobüs insanlarım işte böyle, bakın bakalım siz hangisisiniz? 

Konumuzu özetleyen video da Hayrettin'den gelsin, işte gerçek metrobüs halleri: 

16 Nisan 2012 Pazartesi

Sevgi'nin ışığı

"Sevgi tedavisi" yeni yılda hayatıma girmişti, çok anlamlı olsa da evin bir yerlerinde kaybolup gitmişti. Bir kaç gündür olası yerlerde aradım ama bulamadım, ihtimal dahilindeki yerlere koymamıştım. Bıraktım aramayı elbet karşıma çıkacaktı. Bu gün düşüverdi önüme, hiç beklemediğim bir yerden ama tam da zamanında...


Sevginin ışığı ve sıcaklığı üzerinizde olsun... 

13 Nisan 2012 Cuma

Yeni görev

Şimdi başlığı görenler yeni iş bulduğumu sanabilirler ama ne yazık ki bu postun habercisi olduğu konu o değil kısmete onun için de bir yazı yazarım en kısa zamanda. Neyse uzun lafın kısası konumuza dönersek, bu akşam yıllık apartman toplantımız vardı. Eşim katılacaktı fakat son anda benim katılmam icap etti ve ben evimize döndüğümde sevgili apartmanımızın yöneticisiydim. Eşim ilk başta şaka yaptığımı zannedip olayı şakaya vursa da karar defterini görünce durumun ciddiyetini kavradı. Çevremde yöneticilik yapanlar olduğundan bu işin ne kadar can sıkıcı olabileceğini bildiğimden görevi üstlenmek istemesem de biraz emrivakiyle piyango bana çıktı. Yeni görevimizi ilk defa denediğimiz kahveli biralar eşliğinde kutluyoruz bu kutlamaya sizi de ortak etmek istedim. Bakalım neler yaşayacağız önümüzdeki aylarda...

12 Nisan 2012 Perşembe

Son günlerde...


Bildiğiniz üzere geçtiğimiz haftalarda işten ayrıldım ve yaklaşık üç haftadır evdeyim. Boy veriyorum derken evde oturmayı bilmediğimden bahsetmiştim. Durum çok da değişmedi açıkçası, halen alışamadım evde olmaya. Günlerimi kimi zaman hiç verimli değerlendiremesem de mutluyum o yüzden gerisini düşünmüyorum. İyi hissetmek en önemlisi...

Bu günlerde tabi iş başvuruları yapıyorum ve oralarda da sevgili blogumun adresini de veriyorum. Bu gün fark ettim ki geçtiğimiz günlerde eğer ki birileri iş için sayfamı görüntülediyse karşısına çıkan Dumbo için ne düşünmüştür acaba. Sevgili yöneticiler benim güzel yazılarım da var, mesela şurada bir şiirim var, yolculuklarım var, beklemek var, gamsız hayat var, babaannem var, hayatın denemeye değer olduğuna olan inancım var, hayallerim var, haftalar var ve özgeçmişim bile var...

Gün içinde sık sık evde olunca günlük televizyon akışına az çok hakim oldum. Gördüm ki bütün gün dönüşüm programları işgal etmiş kanalları. Evler değişiyor, kıyafetler aranıyor, jüriler karşısına çıkılıyor, "olduğunu kabul etmek" yok hep yenilikler hep değişikler hep bir dönüşüm halleri... Nedir bu farklılaşma merakı anlayamadım, garipsedim, şaşkınlıkla izliyorum...

Benden şimdilik bu kadar en kısa zamanda görüşmek üzere...

9 Nisan 2012 Pazartesi

Asya fili

Ben küçükken Dumbo'yu çok severdim ve içten içe fil sahibi olma hayalleri kuruyordum. O vakitlerde Asya fillerinin Afrika fillerinden daha küçük olduğunu duymuştum ve "küçük" oldukları için evde besleyebileceğimi düşünmüştüm. Bu hayalimi neyse ki uzun yıllar kendime sakladım da o yaşta insanları kendime güldürmedim diye şimdi seviniyorum. Kaç kişi biliyor bu hayalimi bilmiyorum ama hala daha bir fil gördüm mü gidip ona sarılmak o kocaman gövdesini sevmek isterim...

Çocukken ne kadar güzel oluyor hayallerimiz öyle değil mi? Sınırsız, hesapsız, sonsuz...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...