27 Ağustos 2012 Pazartesi

Bayramlık Instagram

Takip etmek isteyenler için Instagram adım: plndrkn

Bayram tatilinin yarısı İstanbul'da yarısı İzmir - Urla'da geçirdim. Bakalım neler olmuş... 


Bayrama böyle bir manzara ile merhaba dedim... 
Canım İstanbul'um her zaman çok güzelsin...


İstanbul'da ikinci durağımız yazlık oldu. 
Bayramı bereketiyle kutladık...


Bayramın son gecesi yollara koyuldum. 
Uzun zamandır tek başıma yolculuğa çıkmamıştım, özlemişim...


Artık Urla'dayım...
Bahçe sulamak isteyen var mıydı?


Bir keçi gördüm sanki? 


Yemekte kendini kamufle edebilen küçük bir misafirimiz vardı.


Kendimi kaktüs diyarında buldum...


Urla pazarı'ndan "Kendini sevenlere" bir buket acı biber...


Gittiği kafenin kendisini hemencik sevmesini isteyenler adres Sığacık Limanı, İzmir.


Pembe bir günaydın...


İzmir'de buluşunca anladık ki, "Blogger dediğin Ray Ban takarmış." 
Sergül ve Pınar'a sevgiler... 


Yeni yaşıma üç kala ilk mumumu üfledim... 
(Bu gün şafak doğan güneş)


Son gün domatesimi kopardım, kahvaltımı yaptım...


Ve eve dönüşte yol arkadaşım olarak kendime Bradley Cooper'ı seçtim... 
Bu sahneden bir kaç dakika sonra kulaklık bozulduğu için filmi kapatmak zorunda kaldım ama iyi de oldu ilk iş günüm için uyudum güzelce.
Peki ben şimdi ilk iş günümde nasıl mı bloga yazı yazıyorum? 
İşte o da başka bir hikaye...

25 Ağustos 2012 Cumartesi

İzmir'de buluştuk

İzmir'de buluştuk!


Dün bahsettiğim gibi bu gün İzmir'de toplandık.

Görüştük, sarıldık, konuştuk, paylaştık, menüler arasında kaybolduk, blogger ruhumuzla yoldan geçen arabayı yakalayıp fotoğraflamak istedik ve bol bol güldük...

"Sergül'ü tandığım için çok mutlu oldum." demeyeceğim çünkü bu gün anladım ki ben zaten onu çoktan tanımış da pek sevmişim. Bu gün karşılıklı sohbet edebildiğimiz için çok mutlu oldum. Daha bol bol sohbet etmek istedim... İnşallah bir dahakine Japonya'da biz ona misafir oluruz da kaldığımız yerden sohbete devam ederiz...

Tabi sarılabilme şansı bulduğum tek kişi Sergül değildi sevgili Pınar da işten çıkıp yanımıza koştu ve onunla da sohbet edebilme şansı yakaladım.

Sergül'ün ve Pınar'ın yanı sıra buluşma sayesinde tanışma şansı bulduğum, Selcen, Kezban, Burcu, Sibel, Beyza ve Işıl ile İzmir'de kendime çok tatlı arkadaşlar edinmiş oldum. (Umarım unuttuğum kimse olmamıştır...) Grubun tek İstanbullusu olmama rağmen sağolsunlar beni pek güzel aralarına aldılar...

Kezban büyük incelik göstererek hepimize ufak bir hatıra getirmiş, kendisine buradan tekrar teşekkür etmek istiyorum. Özellikle ben sayesinde İstanbul'a İzmir'den pek anlamlı bir hatıra taşımış olacağım...


İşte böyle pek güzel bir kaç saat geçirdik. Tadı damağımda kaldı desem yeridir... 
Blog dünyasının samimiyetini bizzat yaşadığım bu gününün benzerlerini en kısa zamanda tekrar yaşamak dileğiyle...
İyi ki buluşturdun bizi Sergül, iyi ki vesile oldun, sana ve gelen herkese teşekkürler...
Seneye görüşmek üzere! 

24 Ağustos 2012 Cuma

İzmir Buluşması

Beni uzun zamandır takip edenler Serrose'yi yakından takip ettiğimi bilir. 
Bu sene Türkiye'ye geldiğinde buluşabilmeyi çok istiyordum. 
Şansıma ben babamların yanına Urla'ya gelmişken o da İzmir'de bir buluşma ayarladı. 

Yarın yani 25 Ağustos Cumartesi günü saat 16.00'da Kordon Özsüt'te buluşuyoruz. 

Ben büyük bir aksilik olmadığı sürece orada olacağım. 
Aramıza katılıp sohbet etmek, tanışmak isteyenleri bekleriz. 

İzmir buluşmasının Facebook etkinliğine buradan ulaşabilirsiniz... 

17 Ağustos 2012 Cuma

Kadıköy - Kartal Metro Hattı - İlk izlenim

Dün dediğim gibi bu gün Kadıköy - Kartal Metro hattının açıldı. Ve ben yine dün dediğim gibi gittim bir tur bindim geldim. Şimdi sıra geldi deneyimlerimi paylaşmaya...

Kozyatağı'nda oturduğumuz için metroyu denemek için Kozyatağı durağından girişimizi yaptık. İlk gün olması sebebiyle metro bedavaydı ve bayram sonuna kadar da öyle olacakmış. Daha sonra ise 29 Ekim'e kadar yarı fiyatına kullanabilecekmişiz metroyu.

İlk izlenimim metronun çok derinde olması. Aynı hissi Hacıosman durağında da yaşamıştım. Çık çık bitmeyen veya in in ulaşılamayan duraklardan. Birinci yürüyen merdivenden sonra bir yol başlıyor bildiğiniz mağara, daha önce İstanbul'daki hiç bir metro istasyonunda bu konsepti görmemiştim. Duvarlar koyu bir lacivert, yer yer ıslak gibi görünüm verilmiş, tavandan endüstriyel tip yuvarlak lambalar sarkıyor. Sanki bir eğlence parkında yeni bir oyuna giriş yapıyormuşsunuz gibi bir his verdi bana.


Sonra ikinci bir yürüyen merdivenle trenlerin olduğu yere ulaşıyorsunuz. Bostancı durağında ise indiğimizde hemen geri dönmek istediğimizden karşı yöne geçmeye çalışınca farklı bir uygulamayla karşılaştık. Üç ray hattı olduğunu gördük, şu anda kullanılan iki hattın arasında bir hat daha vardı. O hat yüzünden aksi istikamete geçmek için merdiven çıkıp tekrar aşağı inmeniz gerekiyor. O ufak çıkıştı da Bostancı durağının da Kozyatağı gibi derinlerde olduğuna kanaat getirdik. Hatta merdiveni çok daha dikti şaşırdık.


Duraklar daha bitmemiş hissi uyandırıyor, daha hiç bir yerde reklam panosu yok. Bu da ciddi bir boşluk hissi yaratmış. Kısa zamanda doldurulacağına eminim. Kozyatağı durağının ana rengi maviyken Bostancı'nın rengi pembe-somondu.

Biz yolculuğumuzu Bostancı'ya doğru planladık. Kadıköy tarafından gelen trenin doluluğu bizi baya şaşırttı. Özellikle ilk vagonlar tam bir iş çıkışı kalabalığını yansıtıyordu. (Bu arada biz sekiz buçuğa doğru bindik.) Beklediğimden daha fazla bir kalabalık vardı ve herkes sanki her gün metroyla evinden dönermiş gibi ortamı benimsemiş bir tavır sergiliyordu. Kadıköy'den gelen trenin doluluğunun aksine Kartal istikametinden gelen tren daha boştu hatta bir durak dahi olsa oturabildik.

Trene gelirsek, çok ciciydi. Yeni olduğu için pırıl pırıl olan vagon mavi ağırlıklıydı, tavanı ise çok tatlı siyah-beyaz bir grafikle kaplıydı. Dönüş için Kartal tarafından gelen trene bindiğimizde ise çok tatlı pembe koltuklarla karşılaştık. Tavan yine grafiklerle kaplıydı ama bu sefer desen farklıydı.


Genel olarak bakıldığında ise istasyonların bazı yerleri sanki yıllardır kullanılıyormuş da yıpranmış gibi eski suratlıydı. Kimi yerler "Artık daha fazla bu iş uzamasın olduğu kadarıyla açılsın." denilmiş gibi tamamlanmamış gibi dururken kimi bölümler daha açılmamıştı bile.

Kısacası ben uzun zamandır heyecanla beklediğim metro hattıma kavuştum ve ilk günden sembolik seyahatimi yaptım. Darısı trafikten sıkılan herkesin başına...

Bu deneyimi benimle paylaşan sevdiğime de tekrardan teşekkürlerimi iletmek istiyorum...

Evden hızla çıktığımız için fotoğraf makinesini almayı atlamışım. Telefonla anca bu kadar oldu... 

16 Ağustos 2012 Perşembe

Kadıköy - Kartal Metro Hattı



Dostlarım, okuyucularım, canlarım, cananlarım, sizlerle uzun zamandır beklediğim mutlu haberi almanın heyecanını paylaşmak istiyorum. 
Evet doğru bildiniz Kadıköy - Kartal Metro hattı 17 Ağustos 15:30 itibariyle kullanımımıza açılıyor. 

Neden bu kadar mı heyecanlanıyorum? 
Çünkü ben bu haberi 2011 Aralık'ından beri bekliyorum. 

Hatta öyle ki çalıştığım zamanlarda "Ben bu işten ayrılırım anca o zaman bu metro açılır." diyordum. İşten çıktıktan sonra "İşten çıktım yakında açılır." demeye başladım ama hala ses seda yoktu. Sevdiğim de bana "Madem öyle sen işten çıktın o açılmadı, o açılınca sen işe girersin." diyordu. 

Önce 2011 sonu Aralık gibi açılacağı sonrasında 2012 yılıyla beraber şubat, martta açılacağı haberi geldi ama sonra açılış tarihi hakkındaki haberler kesildi. 
Ben de heyecanla durakları takip ediyor, tamamlanan ve açılmaya hazır durakları tespit edip kendimce tarih belirlemeye çalışıyordum. 
Geçtiğimiz haftalarda metronun bayramın ikinci günü açılacağı haberini alınca önce çok sevindim sonra bayramın ikinci günü İstanbul'da olmayacağım aklıma geldi ve bir buruldum çünkü hedefim açıldığı ilk gün bir duraklık bile olsa metroya binmekti. 
Fakat, az önce açılışın yarın yapılacağını öğrendim yani beni yarın Kadıköy - Kartal Metro hattının Kozyatağı durağı taraflarında bulabilirsiniz. 

Eşim haklı çıktı mı peki? Evet desem...

14 Ağustos 2012 Salı

İsteyenin bir yüzü kara vermeyenin iki yüzü


Karar verdim bundan sonra isteklerimi en net, anlaşılır bir şekilde orada burada her yerde, her koşulda ifade edeceğim. Ben istemeyi pek bilmeden büyüdüm, olgunlaştım. Bu yüzdendir ki şu yaşıma geldim hala kolay kolay "şunu isterim, bana bunu alın..." diyemem. İstersem kendi imkanlarım doğrultusunda yapmaya çalışırım bu arada sevdiklerim sağolsunlar istediğimi fark edip gerçekleşmesi için yardımcı olurlar...

Fakat geçen hafta "Açık ve net... Ben buyum..." dedim diyeli bu açık olma işini pek sevdim. Bir kaç gündür de Twitter (takip etmek isterseniz @plndrkn) üzerinden çalışma isteğimi yeniliyorum ve sanıyorum ki sesim duyuluyor...

Bu yüzden karar verdim ne varsa istediğim söyleyeceğim, sadece kalbimle aklımla sınırlamayacağım isteklerimin ulaşım alanını... Yayacağım etrafıma, her okuyan, duyan sayesinde bir daha bir daha yayılacak gönlümden geçenler...

Siz isteklerinizi ne yapıyorsunuz kalbinizin odalarında mı saklıyor yoksa serbest bırakıp size geri dönmesi için etrafa mı saçıyorsunuz?

13 Ağustos 2012 Pazartesi

12 Ağustos 2012 Pazar

Boşa koydum dolmadı, doluya koydum almadı

Hangi aşamada mantığı devreye almalı?
Ne zaman kalbinin sesini dinlemeli?
Nereye kadar aklın yolu birdir?
Kalp nerede biter akıl nerede başlar?
Akıl kalpten üstün müdür yoksa kalp her zaman doğruya mı atar?
Ortak yolu bulmak ne kadar zor olabilir?

Cevap vermek isteyen var mı?


6 Ağustos 2012 Pazartesi

Açık ve net... Ben buyum...


Az önce aklıma buraya yazılacak çok güzel cümleler geldi ama onları aklımda birbiri ardına sıraya dizip de ekran karşısına geçene kadar sıra bozuldu. Şimdi sırasız, umarsız, aklıma geldiğince döküvereceğim içimi sizlere...

Hep açık ve net olduğumu düşünerek yaşadım ama son zamanlarda fark ediyorum ki esasen pek çok kere sandığım kadar net olarak olmamışım. Halbuki düşündüklerimi ve hissettiklerimi olduğu gibi ortaya koyduğum vakit çok güzel sonuçlar alıyorum. Örneğin geçtiğimiz iş arama sürecimin "Artık yeter" dediğim noktasında sizlere açılmıştım, yazının altına aldığım yorumlardan biri sayesinde de 15 gün olmadan ilk işime gitmeye başlamıştım. 15 aylık çalışma hayatım mart sonu itibariyle son buldu ve o gün bu gündür evdeyim. İş aradım, başvurular yaptım. Olur da biriyle tanışır ve "Ne yapıyorsun?" sorusuyla karşılaşırsam "İşten ayrıldım, yeni iş arıyorum." dedim hep "Ev hanımıyım" demedim. Demeyeceğim de çünkü ben ev hanımı olmayı bilmiyorum. Ne sabah kahvesinden haberim var ne de beş çayından. Arada sırada yapıldığında eşlik etmek güzeldir ama ben bunları düzenli olarak hayatıma sokmadım bu üç ay içinde çünkü korktum, "ev hanımı" kimliğinin üzerime yapışmasından korktum. Sanki ben öyle yaparsam iş verenler "Aaa Pelin ev hanımı olmuş, onu aklımızdan çıkartabiliriz." diyeceklermiş gibi geldi. Benimsemedim bu sıfatı, benimle anılmasın istedim.

Sanılmasın ki ev hanımlığına karşı bir garezim var, bilakis bütün ev hanımlarına saygım sonsuz. Hatta bence bir çok iş kadınından daha zorlu bir rutinleri var. Sadece kendimi bu rutinin bir parçası olarak göremiyorum. 

Peki bu zaman diliminde ben ne yaptım? Oturdum, kendimle vakit geçirdim. Annem, babam ve teyzemin sık sık söylediği gibi "Evimin ve evliliğimin keyfini çıkardım." Kitap okumak istedim ama sanırım yanlış tercihler yaptım başladıklarımı tamamlayamadım hep bir umutla yenisine başladım ama devam ettiremedim. Şimdi okunmayı bekleyen yarım kitaplarım var. Televizyon izledim, kaliteli-kalitesiz yapımlarla kafa dağıttım. Yemek yapma zevkini sonuna kadar kullanıp kilo aldım sonra da aldığım kilolarımı vermek için diyete başladım. Mutlu oldum, sıkıldım, uyudum, uyandım, güldüm, düşündüm, hayal kurdum, yazdım, çizdim, aldım verdim ben beni yendim...

Ama! Artık zaman doldu. Şimdi yeniden çalışan, üreten Türk kadınları ordusunun bir ferdi olma sıramın geldiğini hissediyorum. Beklediğim günler yakınımda, sinyalleri alıyorum, işaretleri görüyorum ve daha çok inanıyorum.

Sizleri sevgiyle kucaklıyor, bu süreçte dualarınızı benden esirgemezseniz çok mutlu olacağımı söylemek istiyorum... 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...