29 Ekim 2012 Pazartesi

En büyük bayram bu bayram...

"Bayrak girmeyen eve düşman girer..."

Daha nice al bayrağımızın gölgesinde kutlayacağımız bayramlarla, cumhuriyetimizin 89. yaşı kutlu ve mutlu olsun!!!

Biz aksama Bağdat Caddesi'nde kutlama yapacağız, bunu okuyor ve gelebiliyorsan mutlaka gel, sen de bu coşkuya ortak ol...


22 Ekim 2012 Pazartesi

Otomatikman

Bir kadın var. Genç, çok genç. Yirmili yaşlarının henüz başında. Şehirde doğmuş, büyümüş. Meslek lisesinden sonra aynı bölümde meslek yüksek okuluna devam etmiş, daha öğrenciliğini bitirmeden işe koyulmuş, mezuniyetine işten izin alarak gitmiş. İş yerindeki ilk senesini geride bırakalı aylar olmuş, girdiği yolda uzman olması kuvvetle muhtemelmiş... Okul sonrası iş hayatına geçmesiyle bakış açısı zenginleşmiş, farkındalığı yükselmeye başlamış.

Bir gün metrodayken etrafında o kadar boşluk varken yanından geçen çarpmış kadına, bilerek yaptığı belli olduğu halde kadının "Yavaş!" demesi üzerine "Pardon" demiş çarpan, önemli olduğu halde "Önemli değil" demiş genç kadın. Çarpan yoluna devam etmiş, genç kadın işe gelmiş. Ama içini rahatsız eden bir şey varmış... Neden "Önemli değil." demişti ki... Halbuki çarpmaması gerekirken çarpmış olduğu halde önemli değilmiş gibi konuşmasını sindirememiş, o kadar boşluk varken o adamın gelip ona çarpmasına bozulmuştu. Fark etmiş. Ne kadar otomatik konuştuğumuzu, çoğu zaman bizim için gerçekleri ifade edip etmediğini tartmadan aklımıza değil ağzımıza geldiği gibi konuştuğumuzu fark etmiş...

Yazara anlatmış yaşadığını, "Neden öyle söyledim ki?" diye dertlenmiş. Haklıymış genç kadın, dertlenmek gerekirmiş bu konuya, fark etmek, dikkat etmek gerekirmiş konuştuklarımıza...

Genç kadın otomatik olarak düşünmeden cevap vermekten duyduğu rahatsızlığı anlatınca yazar da ergenlik yıllarını hatırlamış, biri hapşırdığında "çok yaşa" yerine "geber" demenin espri olarak algılandığı yıllara dönmüş. Hapşırdığı vakit otomatik olarak etraftan "Çok yaşa!" denirken kendisinin de otomatik olarak "Sen de gör!" derken, "çok yaşa" yerine espri diye etrafındakilere "geber" diyen bir arkadaşı sayesinde fark etmiş ki "Sen de gör" dediği vakit kendisi geberirken karşısındakine hayatta kalıp izlemesini temenni ediyordu. Bunun üzerine otomatik cevabını değiştirmeye karar vermiş, artık "Hep beraber" demeye başlamış. Bundan böyle densiz bir ergen hapşırığına "geber" diye karşılık verdiğinde "hep beraber" diyerek densizin dileğine onu da katmaya başlamış.

Yazarın diyeceği odur ki sevgili okur, ağzınıza geldiği gibi ezberden cevaplamayın herkesi... Farkında olun cümlelerinizin, söylediklerinizin... Otomatikman konuşmayın, cevaplarınızın içinde kaybolmayın...

16 Ekim 2012 Salı

Endeavour emekli olmuş, güneye inmiş...


Uzay mekiği Endeavour emekli olmuş (burada da son seferinden döndüğünde bana hissettirdikleri var) ve güneye yerleşmeye karar vermiş. Yüklemişler 160 tekerlekli uzaktan kumandayla hareket ettirilen dev bir araca ve Los Angeles sokaklarını baştan başa geçerek "California Bilim Merkezi"ne ulaştırmışlar. İyi etmiş Endeavour, güneye yerleşip bilim merkezinde emekliliğin tadını çıkarmak gibisi yoktur eminim. Buraya kadar da her şey çok güzel zaten. Kendisine emeklilik günlerinde huzurlu günler diliyorum.

Ama! Hürriyet.com.tr almış bunu haber yapmış. Sevgili Endeavour'un Los Angeles sokaklarında geçirdiği yolculuğa dair fotoğraflar paylaşmış. Haklıdır, koca bir uzay mekiğinin sokak aralarında fink atması her zaman karşılaşabileceğimiz bir durum değil. Koca bir uzay mekiği ana caddelerden, sokaklardan yolculuk yapıyor hem de sadece saatte 3,2 km'lik bir hızla. Oh ne güzel artık "Keşke fotoğraf makinem yanımda olsaydı." derdi de olmadığına göre, çıkar cep telefonunun ve hop belgele bu güzel anı. Tamam buraya kadar da pek sorunlu bir durum yok.

Peki sorarım sana sevgili okur ben şimdi şu üç veledi kıskanmayayım da ne yapayım? Bir gün evvel "Uzay tarihinde bir ilke tanıklık ettim." diye sevin, mutlu ol. Ertesi gün yine uzay tarihinden bir emektarın elin Los Angeles sokaklarında zerzavatçı gibi gezerken minicik yavruların önünde hatıra fotoğrafı çektirdiğini gör... Tamam biliyorum uçak biletimi alıp gidip California Bilim Merkezi'nde para verip kendisini ziyaret edebilirim,  ben de görebilirim Endeavour emektarını ama yolda günlük yaşantın sırasında karşına çıkması gibisi var mı? Bence yok...

Ah şu kısmetin matematiği yok mu? Kime ne zaman neyin kısmet olacağı hiç belli olmuyor...

14 Ekim 2012 Pazar

Felix Baumgartner ile tarihe tanıklık etmek...


Sene 1969 günlerden 20 Temmuz, 1930 Amerika doğumlu Neil Armstrong atlıyor Apollo 11'ine ay yolculuğuna çıkıyor. "Ay'a ilk ayak basan insan" olma ünvanına kavuşurken orijinali "That's one small step for a man, one giant leap for mankind." olan ve dilimize "Benim için küçük ama insanlık için büyük bir adım." olarak çevrilen o meşhur cümlesi ulaşıyor telsizden dünyamıza... O zamanları yaşayan nesil bizim gibi kitaplardan değil de günlük haberlerden bu gelişmeyi öğreniyor ve insanlığın uzayla tanışmasına tanıklık ediyor... Bir yaz günü uzaya giderek dünyaya adını duyuran adam yine bir yaz günü 25 Ağustos 2012'de dünyadan ayrılıyor...


Sene 1969 günlerden 20 Nisan Avusturya'da bir Felix dünyaya geliyor. Doğumunun üçüncü ayı aya ayak basılarak tüm dünyada kutlanıyor. Sene oluyor 2012, doğumunun üçüncü ayını ayda kutlayan adam dünyadan ayrılıyor aradan üç ay geçmeden, 1947'nin 14 Ekim'inde gerçekleştirilen bir uçuşla ses duvarını ilk delen insan Chuck Yaeger'den sonra yine bir 14 Ekim günü paraşütçü Felix Baumgartner atlıyor bir helyum balona ve çıkıyor statosfere. Yeryüzünden 39 km yükseğe ulaşan Felix, 850 bin metreküplük helyum balonunun taşıdığı 1360 kilogramlık kapsülünden Twitter aracılığıyla "Here's my last tweet for a while. Who knows, maybe my last tweet ever." yani "İşte bir süreliğine buradaki son twitim. Kim bilir, belki de son twitimdir." dedi ve dünyaya bir selam çakarak serbest düşüşe geçiyor. Tüm dünyanın nefesini tutarak heyecan içinde izlediği yolculuğu sırasında 1124 km (ya da 1174 km henüz netleştirilmiş değil) hıza ulaşarak ses hızını geçiyor (evet ışık değil tabi ki ses) ve "Balonla yerden en yüksek mesafeye tırmanan insan" ünvanının yanına "En hızlı serbest dalış rekoru kıran insan" ünvanını da isminin başına ekliyor.


Sene 2012, 39 km'den  dünyaya serbest atlayış yapıp dört dakika on dokuz saniye sonra yer yüzüne ulaşan Felix dilimize "Tarih yazdık." olarak çevirebileceğimiz ilk twitini atıyor ve "We made history." diyor. Sayesinde Neil Armstrong'tan sonra bizim de uzay tarihine tanıklık edebileceğimiz bir ilkimiz oluyor...

8 Ekim 2012 Pazartesi

Fayn tenks end yu?

Yıllardır kullanmadığın İngilizceni, görevin gereği yeni işinde sık sık kullanacağını biliyorsun. Sana işi devreden gitmiş, yeni görevindeki ilk günün. Hafif bir endişe var üzerinde içindeki bir ses "İngilizce ne durumda? Saçmalamayalım şimdi..." derken digeri "yaparsın kızım ne olacak? Alt tarafı iki satır yazı yazacaksın, en kötü baka baka yazarsın, dertlenme" diyor. Gün icinde bakıyorsun işler tıkırında, İngilizce falan gerekmiyor, rahatlıyorsun. Oh ne güzel!

Sonra birden işler değişiyor "dörde kadar geri dönüş yapmazlarsa ararız" deniyor. Monitöre "nolur cevap verin" diye yalvarır gözlerle bakarken buluyorsun kendini ama nafile o cevap düşmüyor gelen kutusuna, telefon sinsi sinsi gülüyor suratına. Yıllardır bırak telefonda İngilizce konuşmayı yüzyüze bile konuşmamışsın, midende kelebekler başlıyorlar dansa. Kaçış yok, ahizeyi kaldırıyor, tuşluyorsun çift sıfırlarla başlayan o numarayı... Çalıyor uzaktaki telefon, ilk sesten sonra ufak çapta bir bocalama oluyor ve sonra ulaşıyorsun istediğin kişiye sesini duyunca nedense rahatlıyorsun ve karşındaki "Hav ar yu?" diyor. Sen o rahatlamayla psikolog koltuğunda uzanıp çocukluğuna dönüyorsun ve "Fayn tenks end yu" şeklinde gecmişten kopup gelen bir İngilizceyle halini hatrını anlatıyorsun elin İspanyoluna. "may neym is Pelin. Aym 27 yirs old end aym fırom Törkiy" deme kıvamına gelmenin kıyısından dönerek de yeni işindeki ilk uluslararası telefon görüşmesini kazasız belasız atlatıyorsun...

Not: Evet, insanın sevdikleri yanında olunca "Hayırlı olsun" güzellikleri masanı boş bırakmıyor... Tekrar teşekkürler canlarım...


4 Ekim 2012 Perşembe

Heyecanla...

 
Görürsün başkalarında, telefonlarının çözünürlüğünün yettiği kadar ölümsüzleştirilerek çekilmiş "ofisime çiçek geldi." fotoğraflarını. İş arıyorsundur, çalışmak, ofisin olsun istiyorsundur. Gülümseyerek bakarsın o fotoğraflara, doğum günü, yıldönümü, yeni iş, terfi derken bahane çoktur tebrik için. Sen de istersin bir işin olsun, oraya senin adına bir çiçek gelsin. Demezsin kimseye "Bana da gelse." diye.
Ama ailen bilir, hisseder.
Ve gün gelir sen işe girersin, ofisin kapısında bir adam belirir, elinde çiçekler vardır. Yüzün güler "A çiçek geliyor." dersin, tereddütsüz bakarsın çiçeklerine, bilirsin ki o çiçekler için gelmiştir, senin "Yeni işinde başarılar" çiçeğindir. 
 
Ertesi gün işindeki ikinci gününde ilk bulduğun fırsatta ofisinden heyecanla paylaşırsın... 
 
Yeni iş hayatım hayırlı olsun...

2 Ekim 2012 Salı

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...