30 Kasım 2012 Cuma

29 Kasım 2012 Perşembe

Öğle Karikatürü - 6

Çocuğuyla arkadaş gibi dertleşenlere gelsin, 


Uç Uca

Vardır, eminim senin de vardır, kendinde değiştirmek istediklerin.
Benim de var.
Bir kaç aydır üzerinde oynadıklarım, düşündüklerim, yaptıklarım var.
Ama öyle hemen olmuyor değişim.
Değiştirmek istediğin bir uçsa, onun bir de tam tersi ucu oluyor.
Önce o zıt uca koşuyorsun ama oraya o kadar yabancısın ki, yapamıyorsun orada.
Koşa koşa geri geliyorsun başladığın yere.
Ama burada da mutlu değilsin.
Bir daha deniyorsun.
Yine olmayan bir şeyler var, değişmesi gereken vardı ama hedefte de bir yanlışlık var.
Ne yapmalı?
Bir kaç adım geri atmalı, ne ilk uçta durmalı ne diğer uca koşmalı.
Dengeyi bulmalı.
Vardır, eminim vardır değiştirmek istediğinin sana kattıkları, mutlu ettikleri.
Sadece mutsuz ettiği noktaya odaklan, onu uzaklaştır kendinden.
Ne eski olduğun yerde kal ne de onun tam zıttı ol.
Yont kendine göre tüm halleri...
Sev kendini her halinle, her halin sen olsun her zaman...

28 Kasım 2012 Çarşamba

Öğle Karikatürü - 5

Karşısındakinden "Elektrik alamayan" izdivaç programları katılımcılarına gelsin...


Supergirl

Hem kariyerinin bekçisi hem de evinin temizlikçisi olabilen, hem kocasının sevgilisi hem de çocuğunun annesi kalabilen tüm süper kadınlara gelsin bu günün şarkısı... 

Siz bakmayın "Supergirls don't cry..." dediğine; bizim süper kadınlar ağlayabilir, rahat olun.


23 Kasım 2012 Cuma

22 Kasım 2012 Perşembe

Öğle Karikatürü - 1

Yeni bir seri ile karşınızdayım.
Bundan böyle en sevdiğim karikatürleri öğlenleri sizlerle buluşturacağım. Öğle tatillerine neşe gelsin, günün geriye kalan uzun kısmına gülümseyerek başlayalım...

Ve işte başlıyoruz; bu günün karikatürü her yemeğini "Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin." diye bitiren canım arkadaşım Ezgi'ye gelsin...


21 Kasım 2012 Çarşamba

21.11.12


Bu günün tarihi yazdınız mı hiç bir yerlere? 21.11.12 
Fark ettiniz mi ne kadar sevimli olduğunu? 21.11.12
Hani özel günleri için özel tarihleri seçenler var ya, onlar yakalamış mıdır bu sevimliliği? 21.11.12

Dört tane bir, iki tane iki oldu sana 21.11.12 
Başka sayı arama birler ikiler girmişler kol kola 21.11.12
Başı sonu bir, ortakiler oynar birdirbir...

19 Kasım 2012 Pazartesi

Desen savaşları


Bu sabah işe erken gelmek istediğim için benden yaklaşık yarım saat erken çıkan sevdiğime yetişme telaşıyla hop diye hazırlanıverdim. Ancak ben yetiştiğimi düşünürken bir baktım ki kocam giymiş mantonu ayakkabısını kapıdan çıkmak üzere bana "Hadi hadi" diyor. Hemen hızıma hız kattım ve çantamı torbalarımı kaptığım gibi askıda duran ilk şalı yakaladım ve attım kendimi arabaya. Kucağıma baktığımda ise acı gerçekle yüzleştim. Elime ilk gelen şal mis gibi kahverengi leopar desenli iken elimdeki çanta mis gibi siyah beyaz Vogue desenliydi. Renkleri ve desenleri karıştırmayı eğlenceli bulsam da, bu görüntünün sınırlarımı aşıyordu fakat artık her şey için çok geçti. Sokaklarda geçireceğim vakitlerde birbirine zerre uyum sağlamayan bu ikiliyle dolaşacağımı anladım.

Efendim? Tesadüfler güzel midir? Hayır, böyle bir tesadüf karşısında "Ay ne güzel oldu bak normalde ben bu ikisini bir arada kullanmaya cesaret edemezdim. İyi ki olmuş." diyemeyeceğim. Bildiğiniz rahatsız oldum. Ama esas rahatsızlığım uyumsuzluk değil uyumsuzluğa bakış açımdı.

Anladım ki kimi zaman sokaklarda karşılaştığımda "Ama o çantaya o şal hiç olmuş mu?" "O iki desen hiç biri birine uymuş mu?" "Evden çıkarken aynaya bakmıyorlar mı acaba?" dediğim uyumsuzluk abidelerinin o gün tek istediklerinin yarı yola kadar sevdiğinin yanında işe gitmek olabilir, aynaya bakmaya vakitleri gerçekten olmayabilirmiş.

Hiç bir şeyin dışarıdan gözüktüğü gibi olmadığını biliyordum ama bizzat dışarıdan farklı gözüken ben olunca sevgili okur müsadenizle kendi kendimi boğuyorum önyargı kuyularımda...

16 Kasım 2012 Cuma

Trust Me I'm a Blogger

Kutukafa var, bir de onun yaratıcı zekadan fazlasıyla nasibini almış yaratıcısı bir blogger var, OİP. Kendilerini şu sayfadan ziyaret edebilir ve Kutukafa'nın maceralarını takip edebilirsiniz. Pek keyifli oluyorlar, tavsiye ederim... Efendim sonra bu güzel insan Kutukafasını aldı ve bir dükkan açtı, dükkanı da bu sayfadan ziyaret edebilirsiniz. Kutukafalar bir anda Beatles'dan Kraliçe Elizabeth'e kadar şekilden şekle girdiler. Bir gün bir baktım ki bizim Kutukafa olmuş mu blogger. Hem de çok tatlı bir blogger. Görünce dayanamadım ve "İstiyorum." diye haykırdım Facebook aracılığıyla evrene ve evren sesimi duydu. (peki tamam sesimi duyan babamdı ama olsun poster artık benimle mi değil mi)


Blog adresimle kişiselleştirilmiş olan güzeller güzeli posterim artık benimle. Şimdi sıra onu nereye asacağıma karar vermekte...

Sizlere link vermek için girdiğimde dükkanda 2013 takvimlerini gördüm, bloggerlar için de bir versiyon var. Yılbaşı yaklaşıyor, blogger tanıdıklarınıza, hatta çeşitler o kadar tatlı ki tüm sevdiklerinize bu güzel poster ve takvimlerle sürpriz yapabilirsiniz...

Tekrar teşekkürler, ellerine sağlık sevgili OİP...

10 Kasım 2012 Cumartesi

10Kasım2012

Bu günü çok sevdim,
Çok güzel haberler aldım.
Hele biri var ki, aklıma geldikçe mutlu oluyorum.
Aklıma geldikçe dediğime bakmayın, olurda bir kaç dakika çıkarsa aklımdan diyeceğim ama neredeyse aklımdan hiç çıkmıyor, sürekli ilk öğrendiğim an gözümün önünde içimi ısıtıyor...


Bu gün çok güzel, mutluluk dolu bir gün,
Tarihe geçsin bu sene Ata'mın günü çok özel ve çok güzeldi...


TüğkAta'm

Senin adınla büyüdük, sen adınla öleceğiz...

Zaten biliyoruz ki;

5 Kasım 2012 Pazartesi

Ruhunuzu doyurmayı unutmayın!

Merhaba ben Pelin ve ben bir duygusal yiyiciyim...

Nasıl mı? Şöyle ki, ben üzüntümde, sinirimde, mutluluğumda, sevincimde her farklı bir duyguya geçişimde ilk iş olarak mutfağın yolunu tutuyorum. Eğer ki sen de üzüntünü bir parça çikolatayla hafifletmeye, sevincini kocaman bir pizzayla arttırmaya çalışıyorsan bil ki sen de duygularınla yemek yiyorsun ve bu uzun yazıyı okumak işine yarayabilir. Yok sen sadece çok yiyen ama kilo almayan o metabolizması hızlı şanslılardansan sadece sana farklı gelecek bu uzun yazıyı okuyabilirsin. İkisi de değilsen sen de oku, kim bilir bir gün işine yarar belki...



Benim kiloyla aramda hep bir çekişme oldu. Bu çekişme sırasında çok yıprandım, çoğu zaman ne yapacağımı şaşırdım. (konuyla ilgili bir kafa karışıklığımı buradan okuyabilirsiniz.) Gel zaman git zaman konuyla ilgili onu oku bunu oku derken bir baktım ki ben safkan bir duygusal yiyiciymişim. Fiziksel diyetlerin bir yere kadar işe yaradığı bir şekilde yemek yeme alışkanlıkları üzerine psikolojik olarak da üzerine düşülmesi gereken biriymişim. Yani üzüldüğü veya sinirlendiği zaman bu halini üzerinden atmak için yemek yemeyi tercih eden ama aynı şekilde çok mutlu olduğu zaman da bu mutluluğunu artırmak için yine yemek yemeği tercih eden biri. (Mesela benim duygusal yiyiciliğim özellikle yalnız olduğum zamanlarda kriz yaratıyor.)

Duygusal olarak kötü olduğumuz bir an yediğimiz bir tabak kremalı makarna ile mutlu olur kendimizi iyi hissedebiliriz, doğrudur ama ne yazık ki yalan bir duygudur hissettiğimiz. Üzüntülerimizi, dertlerimizi, stresimizi anlık mutluluklarla görmezden geliriz, o an midemize girenlerle o sorunları hissetmez oluruz, sanki uçup gitmişlerdir. Oysa ki onlar bir yere gitmediği gibi artık midenizde de koca bir kremalı makarna durmaktadır... Bu böyle sürüp gider, üzülür yeriz mutlu oluruz (mu), sinirlenir yer rahatlarız (mı), sevinir yer sevincimizi katlarız (mı)... (Konuyla ilgili çok tatlı birinin yaşadıklarını buradan okuyabilirsiniz.)

Duygusal yiyiciler her zaman duygularının yönlendirmesiyle yemeğe saldırmaz kimi zaman ise akıllarına bir yiyecek düşer ve o an onu yemezlerse doymayacaklarını düşünürler. Örneğin o an canı pizza çektiyse önüne hamburgerler de yığsanız, mantılarda açsanız o pizzayı yemeden içi rahat etmeyecek ve kendini doymuş hissetmeyecektir. Oysa ki fiziksel açlıkta böyle bir sorun yoktur, siz sadece acıkırsınız ve ne yediğinizin bir önemi yoktur. Kuru ekmeğe peynir koyup karnınızı doyurabilirsiniz. Aynı zamanda bu akla düşen yiyecek ve açlık fikri bir anda aniden oluşur, yani kişi bir kaç dakika içinde kurt gibi acıkmıştır ve onu doyuracak tek bir şey vardır ve o yenmelidir! Fiziksel açlık ise yavaş yavaş gelir ve bekleyebilir. Bedeniniz acıktığı zaman beklemeyi bilir oysa ki ruhunuzun açlığının durdurulamaz bir acelesi olur. Duygusal bir yiyici olup olmadığınızı anlamanın en güzel yollarından biri açlık anlarınızdaki tepkinizden anlayabilirsiniz. Takıntılı bir şekilde beklemeyecek kadar aç hissediyorsanız kendinizi ruhunuz acıkmıştır ama eğer ki sadece midenizde bir boşluk hissediyorsanız rahat olun sadece acıkmışsınızdır.

Ben duygusal bir yiyici olduğumu öğrendim. Peki öğrenince ne oluyor? Hiç bir şey! Hayatta sadece bilmek işe yarasaydı dünya çok farklı bir yer olurdu.... Hala daha üzüldüğümde aklıma çikolata, sevindiğimde mutluluğunu artıracak bir yemek geliyor ama artık seçim yapabiliyorum. Açlıklarımı ayırt edebiliyor ve ona göre tercih yapabiliyorum. Tabi ki bu her an, her zaman başarılı olmuyor. Kimi zamanlarda yine de gidip o aklımdakini yiyorum ama en azından onu yeme sorumluluğunu alıyorum ve sonrasında kendimi suçlu hissetmiyorum. Çünkü duygusal yiyicilerin bir diğer problemi de hissettikleri suçluluk duygusudur. Duygusal yiyiciler, benim "kriz anı" olarak tabir ettiğim o önüne geçilemez açlık hallerinde önlerine ne gelirse saldırırlar ve doyamıyormuş gibi yerler. Tabi esasen bedenlerinin o gıdalara ihtiyacı olmadığı için haddinden fazla yemenin rahatsızlığını yaşar ve güçlü bir suçluluk duygusu hissederler. Bu onları içinden çıkılmaz bir kısır döngünün de içine sokar esasen, üzüldükleri/sinirlendikleri için yerler, yedikleri için yine üzülür/sinirlenirler... Benim duygusal yiyicilik farkındalığım bu suçluluk duygusunun yaşamamın önüne geçti. Daha öncesinde ben de aynı şekilde önümdeki artıklara bakıp derin bir pişmanlık hissine kapılıyordum. Ama şimdi eğer ki ruhumun açlığına yenilmişsem bunun sorumluluğunu alıyorum, hem o kriz anlarında eskisi kadar yemiyorum hem de yediklerimden sonra o suçluluğu hissetmiyorum.

Bu satırların ardından siz de bir duygusal yiyici olduğunuzu düşünüyorsanız bilin ki ruhunuzun doyurulmaya ihtiyacı var. Duygusal yiyicilere en çok tavsiye edilen şey bir hobiye sahip olmaları ve o kriz anı geldiğinde kendilerini bir şekilde oyalamaları. Genellikle o kriz anlarında ruhunuz acıkmış ve doyurulmak istiyor fakat beynimiz ruhun açlığı ile bedenin açlığını ne yazık ki ayırt edemiyor. Ve siz bir açlık hissediyorsunuz. Yaşadığınız bedeninizin doyurulma ihtiyacı olmadığı için bu farklı açlığı anlayamıyor ve canınızın şiddetli bir şekilde o yiyeceği istediğini sanıyorsunuz. Pis bir durum evet ama yaşıyoruz bunu ne yazık ki... Bu yüzden bu kriz anlarını ayırt etmeyi öğrendiğiniz zaman aklınıza takılan o yiyeceği yemek yerine aklınızı ve ruhunuzu başka şeylerle meşgul ederseniz görüyorsunuz ki o yiyecek aklınızdan uçup gitmiş ve siz artık o kadar da aç değilsiniz.

Bedenimiz ve ruhumuz iç içe, her ikisi de birbirinden besleniyor... Çok yediğinizde, doyamadığınızda, durmaya çalışın ve kendinizi dinleyin. Emin olun o güzel ruhunuzun sizden beklediği ufak bir şey vardır ve onu çikolatalı pastayla kandıramazsanız... Ruhunuz sizden çikolatalı pastayı yiyerek anlık bir mutluluk yaşamanızı değil o pastayı yaparak mutlu olmanızı bekler ve o zaman doyar...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...