28 Şubat 2012 Salı

Özledim


Blogumda kendim olmayı özledim. O yüzden geldim bu gece.

Ben buradayım siz de orada mısınız?

Bahsetmek istediklerim var ama parmaklarım yazmıyor. Doğum öncesi sancı evresindeyim ya da fırtına öncesi sessizlik de diyebiliriz. Hissediyorum geliyor yenilikler.

Bu gece bol bol eskiden dinlediğim favori şarkılarımı dinledim ne iyi geldi. Şubatın başında da saçımı boyattım eskiden olduğu gibi sarılı sarılı yaptım ne iyi geldi. Eskiden olan o sevdiğim Pelin'i arıyordum sanırım buluşmamıza az kaldı...

26 Şubat 2012 Pazar

Proje değerlendirmesi 2 - Dekorasyon Blogları

Özür diliyorum bütün izleyenlerimden...


Projemin ikinci ayağını layıkıyla yerine getiremedim, ha yazdım ya yazacağım derken baktım olacak gibi değil günler akıp gidiyor sonunda dekorasyon blogu olma halimi sonlandırmaya karar verdim. Tek postluk yazıyı değerlendirecek olursam gördüm ki dekorasyon blogu yazarları yaptığım listeye çok önem verdiler. Listeye girmek isteyenler oldu ki bu beni çok mutlu etti, hem yeni sayfalar keşfetmiş oldum hem de dekorasyon adına güzel bir derleme oldu. Dekorasyona karşı bu kadar ilgiliyken bu projenin bu adımında çuvallamış olmama üzüldüm ama şunu söyleyebilirim ki her güne paylaşılacak yeni fikirler bulmak kolay değil. Bu yüzden de bütün dekorasyon blogu yazarlarını tebrik ediyorum.

Bu arada benim inek desenine ve inekli objelere karşı ayrı bir zaafım vardır. Dekorasyon blogları yazısının arka planında da bu deseni seçmemin sebebi de buydu. Kim bilir belki bir gün evdeki inekleri paylaşırım sizinle?

Projenin ikinci ayağında yaşadığım bu duraksama yüzünden projeyi kendime bir görev olmaktan çıkarmaya karar verdim. Farklı blog türlerindeki yazarları deneyimlemek çok zevkli olsa da "ben" olmadığım için verimliliğim düştü bu yüzden kişisel blog yazarı olma halime geri dönüp istediğim zamanlarda projeyi uygulamaya almaya karar verdim çünkü halen bir moda blogu yazarının neler yaşadığını, bir makyaj blogunun doğru ışığı yakalayıp da ürünün yansıtma çabasını yaşamak istiyorum...

Son olarak yemek blogu yazarı olmanın bir yan etkisi ortaya çıktı ve şimdi her yaptığım yemeği sizlere anlatıyormuşum ya da anlatacakmışım gibi hazırlıyorum. Bakalım belki de bloga bir yemek bölümü ekleriz belli mi olur...

15 Şubat 2012 Çarşamba

Takip ettiğim dekorasyon blogları


Geldik projemizin ikinci adımına, bu hafta dekorasyon blogu olacağım. Malum bu yazıyı iki gün önce yazacaktım ama baktım ki dekorasyon blogları (en azından benim ağırlıklı olarak takip ettiklerim) çok sık güncelleme yapmıyor. O zaman ben de bir dekorasyon blogu yazarı olarak iki gün geriden geldim...

Verdiğim blogların kimisi uzun zamandır güncellenmemiş olabilir aldırmayın gezin dolaşın içlerinde çok güzel fikirler var. Bunun yanı sıra kimi bloglar sadece dekorasyondan bahsetmiyor olabilir eğer bu listeye girmişlerse onların da içinde yaratıcı fikirler vardır, keşfedin.

Benim naçizane listem bu kadar, sizin de bu konudaki her türlü önerinize açığım. 

Burada bekarken evimde biriktirdiğim çok sevgili dekorasyon dergilerimi görmektesiniz, tadilat öncesi hepsi tek tek elden geçirildi, beğenilen sayfalar yırtıldı dosyalandı ve o şekilde kağıt geri dönüşüme yollandı. Bu dergileri daha öncede "Kitaplığını göster projesi" kapsamında sizlerle paylaşmıştım. Kendileri projeden projeye koşan bir fotoğraf oldu. 

12 Şubat 2012 Pazar

Proje değerlendirmesi 1 - Yemek Blogları


Bildiğiniz üzere 31 Ocak'ta yeni bir blog projesi ile karşınıza çıkmıştım. Bu proje dahilinde her hafta farklı bir blog türünü deneyimliyorum. İlk deneyimim yemek blogları oldu. İlk önce takip ettiğim yemek bloglarını paylaştım, daha sonrasında da üç farklı yemek tarifi vererek haftayı tamamladım şimdi gelelim deneyimlerime. 
  • Yemek blogu yazmak benim için çok zevkli oldu çünkü ben hem yemeyi hem de paylaşmayı seven biriyim bu yüzden yapısı itibariyle kendime uygun buldum. 
  • Yemek blogu yazarı olmak farklı bir sorumluluk getirdi üzerime, sürem kısıtlı olduğu için bir hafta içinde ne yapacağımı şaşırdım ve sadece üç tanecik tarif verebildim. Amacım esasen sürekli farklı tarif vermek değildi ama işin içine girince öyle yapmam gerekiyormuş gibi hissettim. 
  • Bir yandan malzemeleri hizaya dizmek, aşama aşama fotoğraflamak derken çok kolay olmuyor o süreç. Fotoğrafların kalitesi için gerçekten profesyonel bir makinanın gerekliliğini hissettim. Makinacığımı çok sevsem de daha iyi olmasını diledim. 
  • Halka açık bir yerden tarif verdiğiniz için bir şekilde sorumluluk hissettim. Herkes olabildiğince doğru anlasın aman yanlış anlaşılmasın diye uzun uzun anlatırken buldum kendimi. Ama bu iyi mi kötü mü anlayamadım.
  • Yemek blogu yazarı olmak bünyeye zarar. Özellikle ilk hevesli zamanlarda, sürekli aklına gelen kalorisine dolgun lezzetler insanın aklına düşüyor, hemen hepsini paylaşmak istedim.

O güzellikleri bize yüksek kaliteli görseller, uygun ölçüler ve güncel olarak paylaştığı  için bütün yemek blogu yazarlarını buradan kutlamak istiyorum. 

Genel olarak bir projeyi ortaya koymak da ayrı bir sorumluluk hissi oluşturuyor. Ne yazık ki söz verdiğim zamanda değerlendirmemi yapamadım bunun için sizlerden özür diliyorum. Bundan sonraki süreçte zamanımı daha iyi planlamayı hedefliyorum. Umarım siz de bu projeden zevk alıyorsunuzdur. Deneyimlememi istediğiniz bir blog türü olursa haber verin yeter... 


Projenin bir sonraki adımında bir dekorasyon blogu olacağım. Dekorasyon bakış açımı merak ediyorsanız takipte kalın.

8 Şubat 2012 Çarşamba

Pratik Ajda Kek

Projemin ilk adımı olan yemek blogu yazarlığının son gününe geldik. Bu gün vereceğim tarifi bu projeye başladığımdan beri sizlerle paylaşmak istiyordum ama bir türlü kısmet olmamıştı. Son anda kuyruğundan tuttum yaptım sizin için. Bu keki daha önce "Aç insan ve obur insan farkı" yazısında sizinle tanıştırmıştım.

Kekimizin adı "Pratik Ajda Kek". Adındaki Ajda'ya bakıp sanmayın ki Ajda Pekkan'ın en sevdiği kek bu, sevgili süperstarımızla hiç alakası yok konumuzun. Kekin adında geçen Ajda aslında bildiğiniz Ajda bardaktan geliyor. Kekin tüm ölçüsü bu bardakla alındığı ve tarifi annemden alırken o bir isim vermediği için ben bu adı uygun gördüm. Yine uzun bir girizgahtan sonra gelelim tarifimize,

Malzemeler:
  • 1 yumurta
  • 1 Ajda bardak şeker
  • 2,5 Ajda bardak un
  • 1 Ajda bardak sıvı yağ (ben yarım ölçü koyuyorum ama orijinali böyle)
  • 1 Ajda bardak yoğurt
  • 1 paket hamur kabartma tozu 
Ek malzemeler: 
  • Kakao, vanilya...
  • Damla çikolata, ceviz, tarçın, limon... 

Önce her zamanki gibi yumurta ve şekerimizi güzelce çırpıyoruz sonrasında bütün malzemeleri ekleyip koyu kıvamlı bir hamur elde ediyoruz. Bu kek sade olarak istenilen ek malzemelerle, limonludan, parça çikolatalıya, cevizliden kakaoluya kadar her türlü çeşide dönüştürülebiliyor. Ben kakaolu yaptığım zamanlarda iki ajda bardak un koyduktan sonra kalan yarım bardak un yerine kakao koyuyorum aksi taktirde çok katı bir hamur oluyor ve iyi pişmeyebiliyor. Aynı şekilde hamur gözüme fazla katı gelirse yoğurdun suyundan azıcık koyup karıştırıyorum mis gibi oluyor. 


Bu kek en güzel resimdeki gibi tek tek pişirildiğinde lezzetli ve kıvamında oluyor. Ben de o yüzden böyle tekli silikon kaplara kağıt koyarak pişiriyorum. Fotoğrafta gördüğünüz hamur kabartma tozu ise bu günün sürprizi oldu. Bütün hamuru paylaştırdıktan sonra fotoğraf çekmek istediğim sırada kendisiyle göz göze geldik. Geri dönüşü çok meşakkatli olacağı için kendisini burada ölümsüzleştirip keklerimi kabarmamak üzere fırına verdim. Önceden ısıtılmış 180 derecelik fırınımda 20 dakikada mis gibi oluyorlar kendileri. 


Ve iki fotoğraf arasındaki farkı bulun. Kabartma tozu kullanılan düzgün tarifle soldaki gibi mükemmel bir sonuç elde ediyorsunuz. Böylesine önemli bir malzemeyi unutunca da sağdaki gibi güdük ama yine de lezzetli kekleriniz oluyor.

Bu tarif sonrasında da evdeki unu bitirmiş bulunuyorum ve uzun bir süre almamaya karar verdim. O lezzetli ve tehlikeli arkadaşla aramıza mesafe koymaya karar verdim.

Yarın projenin ilk ayağını değerlendirmek üzere yemek blogu yazarı olmanın nasıl bir his olduğunu paylaşacağım, beklemede kalın...

5 Şubat 2012 Pazar

Mısır Ekmeği

Yemek blogu haftasında ikinci tarifle karşınızdayım. Esasen bu tarifi sevgili Hünerli Bayanlar'dan öğrendim. Orijinal tarif burada. Bu tarifi ilk kez aileleri balık yemeye çağırdığımızda denemiştim. Büyük bir cesaret örneği göstererek ilk kez yaptığım bir tarifle misafirlerimin karşısına çıkmıştım ama kendisi beni mahçup etmedi ve o gün bu gündür balık sofralarımızın vazgeçilmez lezzeti oldu kendisi. Hünerli Bayanım öyle güzel vermiş ki tarifi teklemeden ilerliyor işler, buradan da kendisine tekrardan teşekkür etmek istiyorum. Yemek blogu olduğumdan beri bir bahaneyle yine yapayım ve fotoğraflayıp sizlerle paylaşmak istedim tarifi. Pazar kahvaltısına gelecek misafirleri bahane edip yapıverdim yine. Bu sefer ufak bir değişiklik yapıp içine taze soğan ekledim ve daha önceki halini tadanlar bu halini daha çok beğendiler. Lafı daha fazla uzatmadan tarife geçiyorum.

Malzemeler:
  • 2 su bardağı mısır unu
  • 1 su bardağı beyaz un 
  • Yarım su bardağı zeytinyağı
  • 1,5 su bardağı süt 
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 paket hamur kabartma tozu
  • 100 gr beyaz peynir
  • 4-5 dal taze soğan 

Tarif çok pratik, önce unları, zeytinyağını, sütü, tuzu, kabartma tozunu şöyle bir karıştırıp sonra beyaz peyniri koyup yine karıştırıyor ve en son taze soğanları ekliyoruz. Ve resimde görüldüğü gibi katı kıvamlı bir hamur elde ediyoruz. Beyaz peyniri ben daha çok göz kararı koyuyorum, peyniri çok sevdiğim için bolca kullanıyorum. Yağlı ve tuzlu bir peynir kullandığımdan da bir tatlı kaşığı tuz yerine çay kaşığı ile koyuyorum tuzu peynirinize göre tuz miktarınızı dengeleyebilirsiniz. 
Ölçü olarak kullandığım bardak da aradan gözüküyor, büyük boy değil, normal bir su bardağı. 
(Tarifte zeytinyağı yazarken resimdekinin zeytinyağ olmadığını ben sonradan fark ettim ama tarifte yine zeytinyağ kullandım siz de öyle yapın.)


Hamurumuzu yağlayıp unladığımız bir tepsiye döküyoruz, ben turta tepsimi kullanıyorum çok sevimli oluyor. Ekmeğimizi önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında 40-45 dakika pişiriyoruz. Benim fırınımda tam 43 dakikada hazır oluyor, her fırın kendine özgü olabileceği için 40 dakikadan sonra gözünüz üzerinde olsun. 


Ekmek fırından çıktıktan sonra resmi çekilemeden kesilip masadaki yerini aldığı için genel resimden ufak bir kesit ile sonucu gösterebiliyorum. 


Balık sofralarında olduğu kadar kahvaltı ve beş çayı sofralarında da değerlendirebileceğiniz bir lezzet.
Afiyet olsun!

2 Şubat 2012 Perşembe

Çikolatalı ve reçelli milföyler

İlk tarifim kolay ve pratik bir tatlı. Bu tarifte her hangi bir ölçü yok, tamamen kişi sayısına göre göz kararı belirleniyor ama ben yine de fikir vermesi için kullandığım malzemelerin miktarlarını vereceğim.

Malzemeler:

  • Milföy hamuru 
  • Çikolata 
  • Damla çikolata
  • Nutella, Sarelle... 
  • Reçel (evde olan istediğiniz her hangi bir çeşit) 
  • Yumurta (sarısını kullanacağız sadece) 
  • Üzerini süslemek için pudra şekeri 

Öncelikle milföylerimizi buzluktan çıkarıyoruz ve güzelce çözülmesi için yaklaşık yarım saat bekliyoruz ve sonrasında hamurlarımızı açıyoruz. Normalde milföyler soğukken ortalarından çıt diye kırılarak kare hamurlar elde edilebiliyor ama ben o işlemi unuttuğum için dikdörtgen hamurlarım oldu, onları önce açıp sonra ikiye keserek yine kare olarak kullandım. (Evet acemiyim, evimde daha oklava ya da merdane yok, eski bir şişeyi bu göreve atadım.)

Açtığımız ve incelttiğimiz hamurlarımızın bir köşesine önce birazcık Nutella/Saralle evde hangisinden varsa ondan azıcık sürüyoruz, bizim evde hüpletmek için alınmış Çokokrem vardı o da çok pratik bir şekilde iş gördü.


Daha sonra bir küçük kare çikolata ve bir çay kaşığı kadar damla çikolata koyuyoruz. Ben bitter çikolata kullandım, siz zevkinize göre istediğiniz çeşidi kullanabilirsiniz. Damla çikolatayı da çok erimez biraz kıtır kalır düşüncesiyle koymuştum ama pek fark etmedi onlar da erimişti, yoksa sadece çikolata parçası koysanız da olur. 


ve son olarak üçgen şeklinde kapatıyoruz. Tabi siz isterseniz başka şekillerde de yapabilirsiniz. 


Reçelli yapmak istediğimizde açtığımız hamura bir tatlı kaşığı kadar reçel koyuyor ve kapatıyoruz. Yalnız burada ufak bir problem olabiliyor, reçeller ısınıp kenarlardan sızabiliyor bu yüzden kenarlarını gerçekten çok iyi yapıştırmak lazım. Benim yaptıklarımda öyle oldu özellikle fotoğrafladım sizler de görün diye. 


Fırına vermeden önce bir yumurtanın sarısını çırpıyoruz ve üzerlerine sürüyoruz. Ben aynı anda iki çeşit yaptığımdan farkı anlamak için reçelli olanların üzerine yumurta sürmedim onları çıkardığım zaman üzerlerini pudra şekeri ile süsledim. 


Fırını önceden ısıtmadım, hangi blogda okuduğumu hatırlamıyorum ama bir blog yazarı milföylerin fırına girmeden önce ılık bir ortamda beklediğinde daha iyi sonuç alındığını onun için fırına vermeden bekletmek yerine soğuk fırına vererek ısınma sırasında o ihtiyacın giderildiğini söylemişti. Ben de onu dinleyerek direk 200 derecelik fırına attım kuzuları ve 20 dakikada hazır oldular.  Bu fotoğrafta 25 dakika gibi gözüküyor çünkü ilk başta 25 dakikaya ayarlamıştım fakat kendileri 20 dakikada kıvama geldiler. 


Milföylerin üzerileri kızardığında yenmeye hazırlar. Aynı zamanda reçelli olanların ne hale geldiği de görülüyor. Bu şekilde dışarı akmamaları için bir yöntem belki vardır ama ben ne yazık ki bilemiyorum, bilen varsa söylesin. 


Çikolatalılar; 


Vişneliler; (pudra şekeri mükemmel bir kamuflaj sağlıyor, kusurları kapatmak için birebir)


Afiyet olsun! 

1 Şubat 2012 Çarşamba

Takip ettiğim yemek blogları

Projemin ilk haftası olan yemek bloglarını deneyimlemekle başlıyoruz. İlk gün için tarif vermek yerine takip ettiğim blogları paylaşmayı daha uygun buldum. Bu konuda çok fazla blog var ve hepsini takip edebilmek zor bu yüzden kendime yakın gördüğüm tariflerin ağzımı sulandırdığı blogları yakın markajda takip ediyorum. Takip ettiklerim arasında kimi zaman içlerinde kendimi kaybediyorum tariften tarife atlarken mutfaktan çıkmamacasına yeni tatlar denemek istiyorum.













Bu bloglar arasında sadece Hünerli Bayanlar'dan ve Sütüme Sarelleme Karışma'dan tarif denemiş olsam da sırf resimlere bakmak ve nasıl yapıldığını hayal etmek bile çok zevkli. 

Bu akşam bir yemek blogunu tarif verirken neler yaşadığını deneyimlemeye başladım. Tarif yarın blogda... 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...