31 Aralık 2013 Salı

2013'ten 2014'e

Ne zaman başladığını anlayamadığım,
Yazın gelmesini beklerken Eylül'ün geldiği,
Ünlüsü, akrabası, aile dostlarına kadar geniş bir yelpazede kayıpların yaşandığı,
En sık hastane ziyaretinin gerçekleştiği, 
Koca yılda bir tanesi son dakika olmak üzere sadece üç güzel gelişmenin yaşandığı,
Garip, sevimsiz bir yıldı benim için. 

Son anda istediğim gibi bir işe girerek son sözü ben söylemiş olsam da 2013, seni sevmedim.
Her yeni yıldan yüksek beklentilerimiz olur ama bu sene 2014'e bu konuda çok iş düşüyor.
2013 gibi bir yıldan çıkarken 2014'ten beklenti her zamanki "yeni yıl beklentilerinin" çok üzerinde.


2014, hiç ummadığınız anlarda yüzünüzü gülümsetecek sürprizlerle karşılaşacağınız, huzur ve mutluluğunuzun mayalanarak çoğalacağı, beklentilerinizin gerçekleşeceği, hedeflerinizin yerini bulacağı, dilek listenizin tamamlanacağı, sevgiyle sarmalanacağınız, ilham dolu, sağlıklı bir yıl olsun...


27 Aralık 2013 Cuma

Bir taş attım kuyuya "tık" dedi...

Bir önceki yazımı okumuş olanlar daha başlıktan neler olduğunu çözmüş olabilir ama ben yine de uzun uzun anlatacağım...

Efendim biliyorsunuz ki ben bir süredir üçüncü iş arama sürecine girmiş ve aktif olarak iş arıyordum. Bu süreç diğer iki sürecimden farklı olarak daha güvenli ve sakin hissettiğim bir dönemdi. Daha öncesinde "Ne iş olsa yaparım, yeter ki iş olsun" gibi verimsiz bir düşünceyle ilerlemeye çalışırken bu sefer sadece severek çalışacağım bir iş ve çalışma ortamı olması konusunda titiz davranıyordum.

İki hafta önce perşembe günü bir başvuru yaptım, cuma günü aradılar ve pazartesi ilk görüşmeme gittim. Görüşmeyi önce kimseye söylemek istemedim ama son an aşağıdaki resmi çekip Instagram dostlarımla paylaştım.

Salı günü aradılar ve çarşamba günü tekrar gittim. Çarşamba günü görüşmeden çıkmış daha eve varamamıştım ki perşembe günü için yine çağrıldım. Perşembe günü de daha görüşme yerinden çok uzaklaşmadan referans bilgisi istendi. Cuma günü ses çıkmadı, biraz endişelendim, haftanın her günü konuşmaya alışmıştım. Hafta sonu hafif bir endişe, tatlı bir bekleyişle geçti. Pazartesi sabahı uyandığımda sadece gelecek habere odaklanmıştım. Bekledim, bekledim ve öğlen olduğunda gelen mail ile derin bir "oh" çektim. Evet başvuralı daha iki hafta olmadan istediğim şartlarda bir iş teklifi önümdeydi!

Perşembe günü işe başlayabileceğimi bildiren bir cevapla üçüncü iş arama sürecimi sonlandıran maili gönderdim. Bu gün yeni işimde ikinci günüm, mutlu ve huzurluyum.

Üçüncü iş arama sürecimin diğerlerinden farkını ve neler yaptığımı da bir daha ki yazıda anlatacağım...

10 Aralık 2013 Salı

Dipsiz Kuyu

Anneannem, teyzem, annem hepsi eli iğne iplik tutan dikiş makinesi kurdu kumaş ustalarıdır. Elimin altında usta terziler olduğundan sanırım ben bu konuda hiç hevesli olmadım ama annem bana dikiş makinesini öğretmek için hep çok hevesli oldu. Cumartesi günü pille çalışan basit işleri halletmek için bana aldığı ufak bir dikiş makinesi üzerinden derslere başladık. Taktım iplikleri düz bir çizgi üzerinde dikiş tuttarmaya çalışıyorum ama önce ipler bir koptu tekrar taktım, iki koptu, üç koptu derken annem "Pes etmek yok, olur öyle şeyler, ipliğini takıp devam edeceksin işine..." dedi. "Aynı iş aramak gibi..." dedim. 

İş aramak bir kuyunun başında elindeki taşları teker teker içeri atmaya benziyor. İnternet üzerinden iş aramak dışında bir seçeneğin olmadığı günümüz "modern" iş arama seçenekleri arasında beğendiğiniz ilanlar için başvurular yapıyorsunuz. Attığınız taşların suyla buluştuğu sesi duymak için her gün inançla taş atmak için yeni seçenekler arıyor, inançla atıyor da atıyorsunuz. Sanki dipsiz bir kuyuymuş gibi hissetmeye başlasanız da pes etmiyor ve devam ediyorsunuz...


Pes edeseniz, söyleseniz geliyor bazen. Ama yapmayın, siz taşlarınızı atmaya devam edin. 
Her zaman devam etmek için bir sebep vardır, yoksa da siz yaratın.
Mesela ben bir buket taze pembe çiçek ile güç buldum geçtiğimiz günlerde. 
Baktım, kokladım, sonra düşündüm kuyu dipsiz değil belki sadece derindir.
O ses hemen bu gün değil ama elbet zamanı gelip taş yerine ulaşınca gelecektir...

2 Aralık 2013 Pazartesi

İş bulmak ve kilo vermek işte bütün mesele bu

Bu günlerde hayatımın odağında sadece iki konu var; 

- İş bulmak
- Kilo vermek 

Malumunuz şu anda evdeyim. Üçüncü iş arayış sürecim halen motivasyon ve inanç dolu olarak devam etmekte.
İş ararken uzmanlar mutlaka "Moralinizi yüksek tutun, kendinize güvenin, sabırla yolunuza devam edin..." tarzında basit cümlelerle iş arayanın bir yerden sonra "Demesi kolay" diye söylenmesine sebep olan tavsiyelerde bulunurlar. 
Haklılar tabi ki boşuna "uzman" olmuyorlar ancak bu süreç uzadıkça kendine güven ve yüksek moral için ne yapabileceğimizi söyleyebilen pek olmuyor. Daha önceki iş arama süreçlerimde ne yazık ki bu şekilde moralsiz ve güvensiz hissettiğim dönemlerim oldu, şu anda öyle hissetmesem de ne demek olduğunu çok iyi biliyorum.
 Henüz olumsuz ruh hallerine girmedim, umuyorum ki de girmeden bu süreci en hayırlı olacak şekilde sonlandıracağım. Ben daha sürecimin başında olmanın rahatlığıyla evde olmanın, yağmurlu havalarda film izlemenin, arkadaşlarımla görüşmenin keyfini çıkarıyorum. (Bunları çalıştığı masadan okuyup iç geçiren çalışan insan kişisi, bana özeniyorsan özenme, ben de özeniyordum bak şimdi evdeyim.)
Bunları yaparken sanmayın ki iş aramıyorum aksine bu konuda günümün belli bir zamanını ayırıyor ve mesai harcıyorum. Varsa iş bulmakla ilgili bildiğiniz farklılık yaratacak ipuçları onları da dinlemek isterim. 
Odağımdaki diğer konu ise son yıllarda büyük bir özenle vücuduma kattığım fazla kiloların beni terk edip gitmesini sağlamak. 
Geçtiğimiz perşembe ufak bir check up yaptırdım ve sonuç olarak şükürler olsun ki her hangi bir sağlık problemi ile karşı karşıya olmadığı ancak bu hızla gidersem kilolarımın başıma dert olacağını öğrendim. 
Zaten son zamanlarda bu konuda bir şeyler yapmak istiyor ama yeterli motivasyonu sağlayamıyordum. 
Tam bu dönemde "Çuval Projesi" çıktı ortaya. 
Daha önce Dukan yaparken motivasyon amaçlı olarak açtığım Hafiflik Hallerim blogumda da konuyla ilgili paylaşımlarım olacağı gibi Hafiflik Hallerim için ayrıca bir de Instagram hesabı açtım. 
Sürekli tetikteyim anlayacağınız.
"Zayıf olunca ne giysen güzel durur, çuval giysen bile yakışır..." mantığıyla laf arasında tohumları Zoi ve Doorstepping tarafından atılan bu zayıflama projesinde hedef mayıs sonuna kadar hedef kilona ulaşmak ve tabi o kiloya ulaşınca çuval giymek! Neyse ki sevgili Doorstepping bizim için şahane çuval seçenekleri bulmuş, zamanı gelince hem zayıf hem de şık çuvallar içinde olacağız...
Hepimiz birbirimizi takipteyiz, bir zamanlar Amerika'da fırtına gibi esen "Weight Watchers" tadında yaramazlık yapan gidip günah çıkartıyor diğerlerine, yeni şeyler öğrenenler paylaşıyor...
Bir de hızla çoğalıyoruz ayıptır söylemesi Çuval Projesi sevgisi çığ gibi büyüyor. (yersen, yeme ama annem kilo yapar, yeme)

Beni ararsanız ya burada iş üzerindeyimdir ya da burada zayıflama peşinde...

25 Kasım 2013 Pazartesi

Mutlu


Kimi zaman birinin hayal kırıklığı senin özgürlüğün olur...
O hayali kıran sen olsan da rahatlarsın artık o hayalin ana kahramanı olmadığın için.

Kimi zaman birinin gözünden düşersin, ufkun açılır.
Gözden düşen sen olsan da rahatlarsın artık o gözün gözdesi olmadığın için.

Kimi zaman "çok" sanılan "az" hissettirir, "az" olan "çok" verir...

Büyüğün içinde küçük mü, küçüğün içinde büyük mü olmalı karıştırır, küçüğün içinde küçük olmaya karar verirsin.

Bazen kafan karışır, bildiklerine güvenmez, hissettiklerine inanmazsın.

Sonra aradan aylar geçer tarihler 25 Kasım'ı gösterir, sen 14 Ocak'ta yazıp yayınlamadan kaydettiklerinle karşılaşırsın.

Bu zaman içinde;
Duygularına güvenmeyi öğrenmiş,
Güçlenmiş, biraz daha olgunlaşmışsındır,
Başardığın için mutlu değil, mutlu olduğu için başarmanın keyfini yaşamayı tercih etmişsindir,
Kendini hayatın kollarına bırakmış mutlu, inançlı ve dingin bir şekilde akmaktasındır...

Hala hata yapabilir, gün gelip mutsuzluktan ağlayabilir, şaşkın ve kaybolmuş hissedebilirsin,
Ama artık pusulanın nerede olduğunu biliyorsundur;
Güçlenmiş olman yıkılmayacağın anlamına gelmez,
Ama artık tekrar inşa etmek için harcın hazırdır...

21 Kasım 2013 Perşembe

Profesyonel Düşün

Hayatımda değişmesini istediklerim var,
Bunun için önce kendimi değiştirmeye karar verdim.

Önce düşüncelerimi ele aldım ve profesyonel düşünmeye başladım.
Bu yeni düşünce sistemimin iki sonucu oldu.

1- Profesyonel olarak düşünmeye başlamak,
2- Bir profesyonel gibi düşünmek...
Değiştirmek istedikleri olunca insanın hep o değişim isteyenlere odaklanıyor ve aynı kalması istenen, aslında memnun olunanlar gözardı edilmiş oluyor.

"Bu böyle olmaz." dedim ve önce sahip olduklarıma odaklanmak konusunda düşünmeye başladım. (Bu noktada yaşam kuzumun etkisi de yadsınamaz tabi ki) Burada devreye profesyonel olarak düşünmeye başlamak giriyor. Gerçekten düşünmek için emek harcamak gerekiyor. Neyi düşüneceğinizi planlamak, düşünmeyi düşünmek gerekiyor. Düşündüklerinize inanmaya çalışmak, çalışırken kendinizi inanırken bulmak. En basitinden istediğim ayakkabıyı neden istediğimi düşünürken bir baktım evdeki eski ama neredeyse hiç kullanmadığım bir ayakkabımda aynı görevi görebilir. Evet rengi "almak" istediğim renk değil ama sonuçta "var". Yok diye düşünmektense var diye düşünmeme sebep...

Olmayanlar var elbet ancak olanları da mutlaka görmek gerekiyor. "Yok"u değil "var"ı düşünmek, var olduğuna inandırıyor. Sevgi, sağlık, huzur hep herkes tarafından şükretmemiz gerektiği hatırlatılan ve varlığı için

Bir de işin "Bir profesyonel gibi düşünmek" kısmı var. Burada da devreye ne olmak istiyorsan o olmuş gibi düşünürsen olursun kısmı giriyor. Profesyonel iş hayatının bir parçası olmak istiyorsam bir profesyonelmiş gibi düşünmeye başladım. Mış gibi yapmak çok bilindik bir "kişisel gelişim" kuralı olup etkisi ispatlanmış olmakla birlikte yaparken zaman zaman kendinizden şüpheye düşmenize, motivasyonunuzun düşmesine zemin hazırlayabiliyor, o yüzden hedefinizden şaşmamanız ve sabırlı olmanız kilit nokta.

Bu aralar Instagram üzerinden sık sık dediğim gibi "Neyi yaşamak istiyorsan onu düşün, düşüncelerine inan ve inandığın kadar yaşa..."

Düşünün, hissedin, hayal edin ve yaşayın...

20 Kasım 2013 Çarşamba

İşkur

Sevgili blog dostları,

Hayatımın üçüncü iş arama sürecine girmiş bulunmaktayım. Diğer ikisinde yanımda oldunuz bu üçüncüsünde de desteğinizi hissedeceğime eminim. İş görüşmeleri, başvurular her seferinde farklı tecrübeler yaşatıyor ve yeni şeyler öğrenmemi sağlıyor. Üçüncü sürecin ilk zamanlarını yaşadığımız şu günlerde bu gün yeni bir kurum girdi hayatıma, "İşkur".

Daha önce bir tanışıklığımızın olmadığı bu kurum ile bu gün işsizlik maaşı bağlatmak için gittiğimde tanıştım. Gitmeden önce kafamda yoğun, havasız, koyu renkli bir devlet dairesine gideceğim fikri vardı. Ne var ki Kadıköy İşkur'a girdiğimde çok şaşırdım. (Kadıköy İşkur'a gittim, diğerlerini bilemiyorum umarım diğerleri de bu şekildedir.) İçeri girdiğimde mekanın genişliği ve ferahlığı ilk dikkatimi çeken şey oldu, formu doldurup sıramın gelmesini beklerken içeriyi ve çalışanları inceleme fırsatı buldum. Benim için devlet dairelerinde çalışanlar sanki hep hayattan sıkılmış, gri, mutsuz, enerjisiz memurlarmış gibi gelirdi. oysaki burada çalışan profili hiç de aklımdaki gibi değildi. Hani klasik bir deyiş vardır ya "Pırıl pırıl gençler" diye. Tam da öyleydi çalışanların duruşu, genç danışanlardan müthiş bir enerji yayılıyordu.

Sıra bana geldi ve danışmanımla tanıştım. Kayıt olurken kısa bir sohbet yapma şansımız oldu. Meğer İşkur son bir buçuk yıldır farklı bir politika izlemeye başlamış ve herkesin kafasında olan "İşkur'da temizlik, güvenlik gibi işler bulunur, üniversite mezunları için büyük ölçekli firmalarda uygun fırsatlar yoktur." imajını silmeye karar vermiş. Farklı zamanlarda farklı iş arama süreçlerinden geçen biri olarak iş bulmak için yeni alternatifler doğmasına çok sevindim ve bu değişiklik fikrinden çok memnun oldum. Ancak bu noktada hem işverenlerin hem de iş arayanların bu güzel değişiklikten haberdar olmadığını da fark ettim. Özel olarak belli bir ücret karşılığında bu hizmeti veren özel istihdam bürolarının yanı sıra aynı işi bedava yapan bir kurumun varlığından herkes haberdar olmalı diye düşündüm.

Halkın bu değişiklik konusunda bilinçlendirilmesi, kurumun imajının tazelenmesi ve yapılan değişikliğin anlam kazanması için İşkur'a tanıtım gerek. Halkla İlişkiler kafasıyla bakınca bu gün gördüklerimi paylaşmadan duramadım, onlar gereken tanıtımı yapmıyor en azından ben yaşadıklarımı paylaşayım dedim. Umarım kısa zamanda da yapılan değişiklikler yerini bulur ve Türkiye'nin kanayan bir yarasına alternatif bir tedavi olur...

Kısaca sevdim ben seni İşkur.
Öperim.
Pelin B.

6 Kasım 2013 Çarşamba

Öğrenci Evi

Sayın başbakanımız konu hakkında bir kaç laf edince hayatımın en güzel günlerini tekrar bir gözden geçireyim dedim ve bir de baktım neler yapmışız bir zamanında neler hem de kızlı erkekli...

Evde koltuk olmasındı, varsın beraber olunsundu,
Tek amaç vakit geçsin, gülünsündü;
(Kızlı erkekli kumarlar (blöf) oynanmış)


Önemli bir sınav öncesi toplanılsın ders çalışılsındı,
Konuyu en güzel anlatanın karşısına dizilinsin, öğrenilsindi
(Akşam akşam kızlı erkekli toplanılmış)


Tüm yaz görüşülmeyince Temmuz - Ağustos doğum günleri Eylül'de ilk görüşüldüğünde kutlanılsındı,
(Kızlı erkekli tatlı yemişler)


Bir kış akşamı yine sadece muhabbet için toplanılsın, can sıkıntısından fotoğraf çekinilsindi,
(Bak yine kızlı erkekli akşam görüşmeleri)


Doğum günü olanlara sürprizler yapılınsındı,
(Neyse erkekler tek tarafta toplanmış bu sefer, e bi de gündüz)


Sınav zamanı vitamin için yenilen meyvelerden eğlenceler çıkarılsındı,
(Gündüz vakti, tek erkek, kızlı-erkeklinin kıyısından dönülmüş)


 Gerçekten ders çalışılsındı,
(Kız yok sadece erkek, 4. sınıfta doğru yol bulunmuş - evin kızların evi olduğu belli olmuyor neyse ki) 


Misafirler elden geldiğince ağırlanısıldı,
(Yine işler karışmış kızlı erkekli karın doyurmalar başlamış)
 

Beş kızın yatağı ev küçük olduğundan yan yana dizilsindi,
(Bu sefer çocuklar da işin içine katılmış hem de erkek)


Ne varsa birleştirilsin, iki masadan tek masa yapılsın, yeter ki beraber kahvaltı yapılsındı,
(Ne kız var ne erkek en temizi, ne gerek var öğrencilere ki zaten)


Doğum günü zamanları hep toplanılsındı,
Hep beraber mutlu olunsundu,
(Yine bir kız erkek toplaşması neyse ki kızlardan birinin sarıldığı sonradan kocası olmuş)


Evdeki her şeyin ayrı bir değeri olsundu, 
Emektar Televizyonla fotoğraflar çekinilsindi,
(Erkek erkeğe fotoğraf çekilmiş, kızlarla mesafe korunmuş)


Balkon keyfinin dibine vurulsundu, 
Sadece domatesli makarna da yenilse gülünsündü,
(Erkek sinek bile yokmuş o gün)


Ulus Tayfa olunsundu,
Sevgiden uğruna şiirler yazılsındı,
Ailenin olmadığı yerde yeri gelip hastayken ona bakılsın, canı sulu köfte istemişken yapılsın, parası bitince diğerinden alınılsındı.
Kızlı erkekli olmanın bir anlamı olmasındı, "insan" olunsun yeterdi...


Öğrenci Evi'nde yaşamak,
Özeldir,
Yaşayan bilir,
Her yaşayanın kendine özeldir,

Öğrenci Evi'nde yaşamak,
Güzeldir,
Ancak orada uyumuş olan bilir, 
Orada rüyalar gerçektir,

Öğrenci Evi'nde yaşamak,
Öğretir,
Harçlığını denkleştirmeyi, evini temizlemeyi, karnını doyurmayı,
Okul değil ev eğitir,

Öğrenci Evi'nde yaşamak,
Büyütür,
Olgunlaştırır, 
Paylaştırır,
Üniversiteye anlam kazandırır...

Beraber yediğim içtiğim,
Ağladığım, 
Mutlu olduğum,
Kızlı erkekli tüm ev arkadaşlarıma sevgilerimle,
İyi ki varsınız ve hep olursunuz...

5 Kasım 2013 Salı

#MümkünseEğer

İlham verici başarı hikayelerinde her şeyin başladığı ve insanların o "yeter artık" diyip hayatlarını değiştirdikleri an var ya. 
İşte ben şimdi o anı yaşıyor olsaydım, öncelikle bilgisayarımdaki özel şeyleri depolar, sonrasında masamdakileri toplar, ceketimi sırtıma atar ve çıkar giderdim. 
Gittiğim yer kuaför olurdu. Saçlarımı kestirir, sarıya boyatırdım. 
Sonra marketten bir beyaz şarap ve vanilyalı dondurma alırdım.
Dondurmamı ve buz gibi olması için şarabımı buzluğa atardım.
Hazır mutfaktayken peynirli bir makarna yapardım.
O sırada sevdiğim gelirdi. 
Şarap içip makarnamızı yerdik.
Dondurma ile günü kutlayıp uyurdum. 
Ertesi sabah alarm sadece sevdiğim için çalardı. 
Ben kalkıp kahvaltımı hazırlar, kahvemi içerdim. 
Sonra da...

İşte sonrasını daha hazır etmediğim için şimdi bilgisayardaki şeyleri depolamak yerine bu sayfayı kapatıp işimin başına dönüyorum... 


İyi, mutlu ve huzurluyum.
Düşlüyorum, düşünüyorum, inanıyorum.
Derin bir mutluluk ve kabulleniş halindeyim, nehirle beraber akan bir bot gibi hayatın ritmi üzerinde, serin ve ferah yaşıyorum.
Sizi seviyor, kocaman öpüyorum!

31 Ekim 2013 Perşembe

"Pelin yapsın"

Yok kardeşim Pelin yapmasın.


Son zamanlarda üzerimde artan bir yoğunluk olduğunu fark ettim. Durup bir bakayım dedim neler oluyor diye. Aaa bir de ne göreyim bir sürü işi ben yapıyorum. Övünmeyi, böbürlenmeyi hiç sevmem ancak böyle bakınca düşünmeden,  "Neden ben?" diye sormadan duramadım.

Hem iş hem de özel hayatımda sürekli olarak işlerin benim üzerimde kaldığını, yapılacakların hep bende beklediğini, benden beklendiği gerçeğiyle yüzleşmiş bulunmaktayım.

Neden bende peki? 

Çünkü ben yapabiliyorum, bilmediğim bir konuyu da bir kere göstersen ben alıp o işi devam ettirebiliyorum. Çünkü ben fark edebiliyorum, açıkları görüp boşlukları doldurabiliyorum.
Çünkü ben üzerine geldikçe susup daha fazlasına hayır demiyorum, hak arama konusunda hassas olsam da kendi hakkımı sona saklıyorum.
Çünkü ben biliyorum, görüyorum ve yapabiliyorum.
Çünkü okuyorum, araştırıyorum, yazıyorum, çiziyorum.

Bu yüzden ihale hep Pelin'e kalıyor. Pelin de tüm iyi niyetiyle ses çıkarmadan herkese ve her şeye yetişmeye çalışıyor. Yeni bir konu oldu mu hemen "Pelin yapsın." deniyor çünkü Pelin "yapabiliyor".

Her şey Pelin üzerinden gittiği için Pelin hata yapan da oluyor, işini yapamayan da. Çünkü Pelin her şeyin içinde, her şeyin ortasında. İlgilenmesi gereken çok konu var, e tabi Pelin'nin de bir kapasitesi var, kafası dağılabiliyor. Sonuçta duygusal ve zihinsel olarak sonsuz bir enerjiye sahip değil.

Bir yerden sonra yapabileceklerini de yapamaz hatta artık "yapmaz" oluyor. Evet yapmak istemiyor. Çok basit işler bekleyip kalabiliyor Pelin'in hesabında. Sebebi ertelemek değil sadece Pelin'nin yapmama hakkını kullanması. Ancak Pelin "yeter artık" hissiyle bu "yapmama" hakkını bazen yanlış konular için kullanılıyor. Zorlar "zor" diye hemen el atılıp yapılmaya çalışıldığından bitip gidiyor ancak daha kolaylar "nasılsa olur" derken sona kalıyor derken dona kalıyor. Çünkü artık Pelin sıkılmış ve hiç bir şey yapmak istemez duruma gelmiş oluyor. Sonra da Pelin'e sorunca Pelin "Yapmadım" diyor, olmuyor. Tabi Pelin bu farkındalığı yüksek ya, daha o soru gelmeden vereceği olumsuz yanıtın stresini yaşamaya başlıyor.

"E yap o zaman Pelin" ama Pelin yapamıyor artık, istemiyor ona yüklenenleri. Sadece yapabilme kapasitesi var diye her şeyi yapmak zorunda olmadığını düşünmeye başlıyor Pelin.  Üzerindeki "yapılması gerekenler" ve "yapılması gereken ama yapılmayanların stresi" yüzünden yorgun hissediyor kendini Pelin.

Yıllarca "tembel" olduğu söylenen ve artık kendi kendine buna inanmaya başlayan Pelin anlıyor ki tembel değil. Bu etiketin adının önünden silinmesi istiyor ona bu sıfatı takan tarafından...

Yapmıyorsa yapmıyordur bu onu tembel yapmaz, "Neden yapmıyor?" diye sormayı gerektirir... Tembel değil Pelin sadece kapasitesi yüksek ama o kapasite onun kapasitesi nasıl isterse öyle kullanır...

21 Ekim 2013 Pazartesi

Kahrolsun bağzı şeyler

Uzun tatiller ya da uzun tatiller sonrası bunalıma girmemize sebep olan sistem yasaklanmalı. 

Bayram tatilini İstanbul dışında, benim canım güzel Ege'mde geçirdik. 
Tatil bitmeden, yollar yoğunlaşmadan cumartesi günü döndük. 
Bir gün de kendimize alışmak için süre tanımış olduk. 
O süre olmasaydı doğa ananın kalbinden kapitalizmin kucağına yapılan geçişi hazmetmem daha da zor olacaktı. Nitekim bu sabah işe gitmek için minibüse binerken adım atamam ve yere kapaklanıp bir süre yürüyememem biliyorum ki tesadüf değildi... 

İstanbul sınırlarından çıktığımız geçmiş pazartesi günü doğanın yeşilliği, gökyüzünün maviliği, hayvanların sesi, havanın temizliği derken adeta yeniden doğduk. 
Şehir hayatının pis havası, sıkışık ve robotik yaşam standartları bizi insanlığımızdan çıkarmış, klasik tabiriyle yaşayan zombilere dönüştürmüşken büyük şehirden kaçmak temiz ve derin bir nefes almak gibi oldu. 

Şükretmek için çoğu zaman yaşıyor ve sağlıklı olmak yeterken şehirde hayat sürerken şükrettiğimiz "yaşam" ne kadar "sağlıklı" işte o biraz tartışmalı.

Hele bir de bizim gibi gelişmesini tamamlayamamış bir ülkede ayakta kalmaya çalışan genç insanlarsanız büyük şehir tam bir girdap oluyor. 
Sömürü zihniyetiyle yürütülen iş ortamları, sadece işinin yapmanın yetmediği hep daha fazlasının beklendiği hiç bir zaman yetemediğimiz işverenlerle sürekli yetersizlik ve mutsuzluk hisleri ile hafta sonu iki gün dinleneceğiz diye çabalamaya "yaşam" deyip şükrediyoruz. 
Maaşın birilerinin para kazanması için harcanan zaman karşılığı verildiği unutuluyor ve zannediliyor ki o para karşılığında o kişi satın alınmış olunuyor. O kişinin tüm aklı, zamanı artık o maaşı ödeyenin. İstediğini söyler, yapar, ay sonu geldi mi öder (!) geçer gider. 
Çalışanların duyguları olduğu, çalışmak için motive edilmelerinin gerektiğinin önemsenmediği bu havasız dünyada ne yazık ki çürüyoruz.

Bunlar ne ilk benim düşüncelerim ne de bunları paylaşan son kişi olacağım. 
Sadece bu gün bunları söyleme sırası bende.


Tüketmekten çok, üretmenin değerinin olduğu, iyi yaptığın tek bir işin bile yaşamını sürdürmene izin verdiği, patronların değil yöneticilerin olduğu, para kazanmanın değil kaliteli iş yapmanın hedeflendiği, hayvanların "canlı" olduklarının hatırlandığı, grinin değil yeşilin çoğaldığı, AVM'lerin değil parkların gezildiği bir dünya hayal mi? 

Olmasa keşke... 

8 Ekim 2013 Salı

Kendimden alıntı

Son zamanlarda buradan çok yazmasam da Facebook üzerinden yazarak dertleştiğim zamanlarda yine klavye üzerinden aklımdan ve kalbimden dökülenler oldu... 


Başı sonu önemli olmayan yazdıktan sonra aklımdakilerle karşılaştığım cümleler; 

"...sen bilmeyen adama dönüştükçe onlar da bunu hissediyorlar..."

"...hani artık düğünde annen de olsa senin kendi adına altın takman gerek ama ben hala takıyı annem takıyormuş benim yerime gibi yaşıyorum..."


"...patron egemen bir çalışma dünyası var..."


"...kimi zaman sadece bir teşekkür bile yetiyor ilerlemek içinama çoğu zaman o bile söylenmiyor..."


"...kişisel düğümlerim ve yarattıkları sıkıntı..."


"...böyle keyifsiz, iştahsız çocuklar gibiyim..."


"...içim eski kâğıtlarla doldurulmuş gibi suni ve buruşuk bir mutsuzlukla dolu; dönüp giden bir girdap içindeyim, kafamı çıkarsam nefes alıp boğulmaktan kurtulacağımı biliyorum ama o başı sudan çıkaramıyorum..."



3 Ekim 2013 Perşembe

Zaman


Herkesin zamanı kendine doğru.
Yaşanan ve yaşanacaklar aynı, girilen yollar, dönülen sapaklar aynı ama herkesin hızı farklı.
Bu fark özgünleştiriyor ve özgürleştiriyor bizi.

"Olması gereken" yok, zaman var sadece.
Vakti gelen "olur", zaman gelmeden olsun istersen ham kalır, tatsız olur.
Ne sana hayrı olur ne kendine.

İste, dile, düşün, çalış, üret ve bırak.
Bırak gerisini zamana.
O ne vakit "olacağını" bilir ve zaman gelir "olur".

Yaşadıklarını irdele,
Ders almayı öğren,
Sonucu hedefle ama sebepleri görmezden gelme.

Sev ve yaşa...

24 Eylül 2013 Salı

Gereksiz bilgi

Yaklaşın, yaklaşın, size kendimle ilgili çok gereksiz bir bilgi vereceğim. 
Ben gözlüklerim gözümdeyken yemek yiyemiyorum. Yemeğe başlarken mutlaka gözlüklerimi çıkartıyorum... 

Haydi şimdi bu gereksiz bilgiyi unutun ve hayatınıza devam edin...


Not: Bu aralar yine cümleler aracılığıyla kendimi anlatasım yok, beni ararsanız Instagram üzerinden buluşabiliriz. Kullanıcı adım: plndrkn 

18 Eylül 2013 Çarşamba

#öncesonra

"Önce - sonra" projesi için ihtiyacımız olanlar; 

- Can sıkıntısı
- Boş bir saksı/vazo/kase
- Kalem 

Canınız sıkıldığında alın elinize bir kalem, gözünüze kestirdiğiniz boş bir saksı/vazo/kase alın elinize ve
içinizden geldiği gibi yamuk yumuk çizin, boyayın sonra da "İçine ne koysam acaba?" diye düşünün... 



2 Eylül 2013 Pazartesi

Eylül gibisi var mı?

Yok! 

Sıcakların terletmediği, rüzgarın üşütmediği,
Kış sıcaklığına girmeden yaz sıcağında bunalmadan,
Sanki yeni bir yıl gelmiş gibi yeni başlangıçlar için heyecanlandıran,
Dinlenmek için gereken sakinlikte, 
Tatil için yeterli ısıda,
Okul açılacak telaşıyla genç hissettiren,
Okula gitmeyeceğin için hüzün veren, 
Sarı yaprakların, ince hırkaların, son çorapsız yürüyüşlerin zamanı... 

Seviyorum seni Eylül,
Her sene olduğu gibi iyi ki geldin,
Hoş geldin! 

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Yirmisekizağustos

30'a doğru hızla gidiyorum ve kimse bu gidişi durduramıyor. Hal böyle olunca en güzeli gülmek ve mutlu olmak değil mi? Hele bir de kapının önünde sevdiklerini buluverince hayat daha eğlenceli oluyor... 

Yeni senemin kutlamaları bir gün öncesinden başladı, kahkahalarım erken çınlattı evimi, erkenden yedim bir sonraki yılın ilk tatlısını.
O zaman dedim ki kendi kendime yeni yaşım da hep böyle mutlu sürprizlerle dolu, sevdiklerim, seveceklerim hep yanımda, mutlu olsun, huzur dolsun... 

İyi ki doğmuşum sevgili okuyucu ben bu doğum günümü pek sevdim. 

26 Ağustos 2013 Pazartesi

Yaz 2013

Yaz "başladığından" beri, Temmuz olup bitip, Ağustos geldiğinden beri hep aynı şeyi söyledim "Ben hala Mayıs ayındayım, benim için halen yaz gelmedi..." Aylardır bir türlü yazın geldiğini, başladığını, sürdüğünü ve elbet bitmek üzere olduğunu kavrayamadım. Haziran - Temmuz bu halde geçmişken Ağustos hepsinden beter oldu. Az önce 26.08.2013 diye tarihi attığımda inanamadım. Ne zaman ayın bitmesine 5 gün kalmıştı? Diğer günler neredeydi? Mesela 12 Ağustos haftası neler yaptım? Kimleri gördüm? Neler hissettim? Hiç bir veri yok aklımda.

2013'ün hızına yetişemedim. O koşuyor bense sadece durup etrafıma bakıyorum sanki. Öylesine bir zaman farkımız var kendisiyle.

Eşzamanlanmam gerekiyor, "an"a dönmem, hissettiğim zamanla içinde bulunduğum zamanı eşitlemem gerekiyor. İyi ya da kötü değil bu fark sadece şaşırtıcı. Son üç aydır esasen sürekli geçen zamana şaşırıyorum. Ne daha kötü ne de daha iyi hissediyorum. Bir dönem hayat beni pek şaşırtamazken son aylarda sadece hızıyla aklımı başımdan almaya yetiyor.


İşlerim, yapmam gerekenler kalıyor, bekliyor çünkü bence halen bir sürü zaman var. Sonra bir bakıyorum geçmiş bitmiş, tükenmiş tüm zamanlar. Çok enteresan, kendimi nasıl hızlandıracağım bilemiyorum da. Hiç daha önce zaman benden önce akıp gitmemişti ki, hep beraber kol kola yürürdük, şimdi o bıraktı beni özgürlüğünü ilan etti ben halen daha yanımdaki rüzgarını o sanıyorum...

"Yıllar göz açıp kapayana kadar geçiyor, bir bakmışsın ki emekli olmuşsun. Günlerinizin kıymetini bilin." der ya yaşını anlatan sayıların büyüklüğüne şaşıranlar. Bahsedilen hızlı geçiş bu mudur? Yoksa o hızla geçen zamanda kaybolup bir anda yaşlanmaya mı başlıyorum? Yaşlanmak böyle bir şey mi a dostlarım? "Sene 2013, zaman akmaya başladı sevgili torunlarım bir daha da hiç durduramadım." mı diyeceğim acaba? Kırılma noktası denen şey bu mudur?

15 Ağustos 2013 Perşembe

#erteleME

Hani kişisel gelişimciler bayılır ya "Her şey kafanda başlar, kafanda biter." diye.
Hani sigarayı bırakmış, çok kilo vermiş, hayatında radikal değişikliklere imza atmış kişilerle konuşunca hep derler ya "Önce kafamda bitirdim, ondan sonrası çok kolay oldu." diye.
Hani ben onlara hep inanırdım da nasıl olacağını bir türlü beceremezdim, "yeterince istemiyorum" diye.
Hani benim hayatımı kabusa çeviren bir huyum var ya "erteleme" diye.
Ertelediğim işleri düşünürüm hep "Neden erteliyorum" diye.
Hiç bir zaman ortak bir sebep bulamazdım sonuca ulaştırsın diye.

Az önce ortak payda bir an düşüverdi aklıma!
Meğer ben kafamda o işleri nasıl çözeceğimi, yapacağımı bulamıyorsam, işi halletmesi alışık olduğumdan farklı bir yöntem gerektiriyorsa işte o zaman çözmeye çalışmak yerine erteliyormuşum. Buradaki kilit nokta zorluk değil aklıma yatmamasıymış. Nasıl bir düşünce yapım varsa bir işi yaparken izlemem gereken yol aklıma yatmıyorsa "başka" bahaneler altında bir güzel erteliyormuşum. Ortak noktayı bulduğuma mı sevineyim yoksa böylesine basit bir sebepten hayatımı erteleyerek yaşayıp ertelediklerimi yapmamanın sıkıntısını çektiğime mi üzüleyim bilemedim.

Ve döndük başa, demek ki gerçekten de bir işi önce "kafamda" bitirmem gerekiyormuş.
Değişik günler beni bekliyor. Şimdi tüm ertelediğim ve ertelediğim için içimi yiyen konuları bir araya getirip aklıma yatmayan noktaları bulmam ve beynimi boşaltmam gerek.


Haydi bakalım kolay gelsin bana...

25 Temmuz 2013 Perşembe

#herşerdebirhayırvardır

Ah size anlatacak ne mutlu bir hikayem vardı. 
Ama,
Bir anda puf dedi bitti. 
Şimdi yeniden hikayeyi baştan yaratma zamanı geldi. 

Orhan Veli'm şimdi bu durumda olsaydı "Beni bu şerler içindeki hayırlar mahvetti" derdi... 

Hayırlısı demeyi hep bildim, 
Hayrın, kısmetin matematiğine hep inandım,
Şükretmeyi hiç bırakmadım. 
Ama,
Hep baştan başlamak,
Hep aynı cümleleri kurmak,
Hep aynı sorulara aynı cevapları vermek. 

İşte bu bazen yorucu olabiliyor. 
Haksız mıyım? 


3 Temmuz 2013 Çarşamba

17

"Daha 17, 17, 17ymiş...." diyordu Teoman, ben de ofis masamda ezbere eşlik ediyor ve "17 olmak ne güzelmiş" diye düşünüyordum ki, Teoman'ın bu sözleri ilk söylediğinde daha 17 bile olmadığımı fark edince ne hissedeceğimi şaşırdım... 

Oysa daha dün gibi sanki walkmanimde sürekli Teoman kasetlerini dinlediğim günler...

Ah Teoman sen evlendin, ben evlendim kocaman insanlar olduk ama seni her dinlediğimde ben ortaokula dönüyorum sen de kapına gelen her kızla yatan bir rock star oluyorsun... 

18 Haziran 2013 Salı

#duranadam

"Benim bir oyum mu değiştirecek sonuçları" deme, 
Bir adam "Benim bir duruşum mu değiştirecek direnişi" demedi,
Tek başına durdu.
Biz de tek başımıza durmalıyız, 
Tek tek bütün olmalıyız... 

Hepimize iyi duruşlar... 



6 Haziran 2013 Perşembe

Örgütsüz hayat oh ne rahat


Annem dedi pazar akşamı "Hepsi iyi hoş da bir örgütlenme yok, böyle ortada kaldı bu direniş."
Ben dedim "Esas örgüt yok diye herkes orada, şimdi biri örgütleniyoruz dese hepsi çil yavrusu gibi dağılır."

Benim görüşüm bu yönde. Eskiden gelen bir alışkanlıkla herkes bu dirilişin başında birilerinin olmasını bekliyor ama yok ve bence iyi ki de yok.

Her hangi bir örgüt-parti olmadığı için herkes şu anda bir arada.
AB devletlerüstü bir organizasyon ya hani bu direniş de işte örgütlerüstü.

Sonra bir de düşündüm hiç bir markanın da dirilişe sahip çıkmadığını fark ettim. Her hangi bir yiyecek markası "Bedava yiyecek dağatacağım", bir sucu su vereceğim diyebilirdi. Demediler. Ne de güzel yaptılar. Bu konuda markaların konudan bağımsız duruşlarını taktir ettim. Destek vereceğiz diye bazı adımlar atsalardı "Halkın dirilişi" teması bozulacaktı, işin içine yine para girecekti. İyi ki kimse "Biz de varız" demedi, onun yerine hep "Ben de varım." denildi. Kimsenin sahip çıkmasına ihtiyaç olmadan herkes sadece birey olarak orada var oldu ve var olmaya da devam ediyor.

Sendikaların, Çarşı gibi örgütlerin destek vermesi çok kıymetli ancak hiç birinin dirilişe sahip çıkmaya çalışmaması, "bizim" dememesi bence daha da değerli.

Birileri sahip çıkmaya çalışınca da tepki veriliyor, parti mitinglerine, bayraklarına karşı çıkılıyor, konser yapanlara "Şimdi sırası değil" deniliyor. Dışarıdan birileri dirilişi kullanmaya çalıştığı an sesler yükseliyor, örgütlerüstü bağımsız bir halk olarak dirilişe devam edilmek istenmesinin en güzel kanıtı da bu bence.

İyi ki bizi bize bıraktılar, iyi ki baş başa kaldık da halk olmanın tadını çıkartıyoruz...

5 Haziran 2013 Çarşamba

Everyday I'm Çapuling

Diriliş gösterdi ki yeni nesil bomba gibi geliyor. 
Apolitik büyüdüler, yıllarca mikrofonlar uzatıldığında siyasi sorulara doğru düzgün cevap veremedikleri için eleştirildiler ancak onlar o sırada yetişmişler, olgunlaşmışlar. Şimdi de gelmiş haklarını savunuyorlar. 
Muhteşem bir duruşları var. 
Hala apolitik olduklarını düşünüyorum çünkü hala partilerden bağımsız, siyasetten uzak bir tavırları var.
Dertleri kimin başta olduğu, değil, başta olanın ne yaptığı. 
Şu anda başımızda olan hükümetle ilgili sorunları var bunları dile getiriyorlar. 
"Hükümet istifa", "Tayyip istifa" diyorlar ama sorsan kim gelsin yerine diye verecek cevap bulamazlar. 
"Beni dinlesin yeter." derler. 
Çünkü tek dertleri varlıklarını gösterebilmek, kendilerini ortaya koyabilmek. 
Ve bunun için de tüm zekalarını ortaya koyuyorlar. 
Okuyan, bilen, konuşan bir gençlik onlar. 
Direnirken kütüphane yapıyorlar. 
Yüz yüze konuşmuyorlar, ekranlarla iletişim kuruyorlar ama olsun, hala iletişiyorlar. 
Miting nedir bilmiyor, direnişe diye giderken şortlarıyla gaz bombalarından kaçıyorlar. 
Rengarenkler, kimliklerinden renklerinden vazgeçmiyorlar. 
"Neysem oyum, beni böyle kabul et" diyorlar.
Muhteşemler muhteşem. 
Mizahın en güçlü silah olduğunu biliyorlar. 
Tepkilerinin yolu mizahtan geçiyor, bu yüzden de benzersiz bir direniş ortaya çıkartıyorlar.
Yaptıklarını her gördüğümde içim coşuyorum, koşa koşa gidip hepsini sarılıp öpmemek için zor duruyorum.
Her seferinde "Aşığım bu gençlere" diyorum.
Süpersiniz çapulcu kardeşlerim, aklınıza, zekanıza, özgürlüğünüze sağlık. 

Haydi hep beraber "Everyday ı'm çapuling!"

4 Haziran 2013 Salı

Orantısız Zeka Kullanımı Örnekleri

Diriliş başladığından beri çapulcu kardeşlerimin zekası her gün beni kendilerine hayran bıraktı...
Elimden geldiğince toparlayabildiklerimle, dirilişimiz;
Her şey işte böyle başladı,



Her şeyin bir çözümü vardı, yeter ki sorunlar aşılmak istensin,



Gaz büyüme etkisi yarattı, her büyüdük, güçlendik,


Twitter belasından görüşlerini bildiren bir kaç marjinal oldu,




Medyayı aradık ama bulamadık,




Penguenlerin önemini anladık, 




Polisler kırk yılda bir festival yapmak istedi, yanlış zamana denk geldi,


Zaman zaman tepkimizi ortaya koyarken ağır silahlar kullanmış olabiliriz,


Ama biliyoruz ki festivalde yorulanları düşünen güzel insanlar vardı,


Park müdavimleri tepkisin koymaktan çekinmedi, 



Elimizden geldiğince festival tadında meseleyi anlatmaya çalıştık,


Basın varlığını gösterince böyle oldu, 


"Kendin yap" fikirlerine bir yenisi eklemeyi unutmadık,


Hep doğruları söyledik,


Kim olduğumuzu anlatmak istedik,


Kağıtlarla dile geldik,




Hiç bu kadar bir olmamıştık,


Herkes tepkisini en iyi bildiği şeyi yaparak gösterdi,



Hayatımıza giren yenilikleri benimsedik,


Konuşmak istedik ama kendimizi dinletemedik,


Başbakanımızı dinledik,
Ama bir şey duyamadık...


Büyük bir sınavdan geçtik,
 

Tarih yazdık,


Tüm fikirlerimizi özgürce ortaya koyduk,


Güzel ülkemin zeki insanları, aklınıza, yüreğinize sağlık...
Zekanıza kurban! 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...