30 Ocak 2013 Çarşamba

Öğle Karikatürü - 48

Günün karikatürünü sabah yaşadığım tatsızlığı unutmak için kendime gönderiyorum... 


Yurtiçi Kargo'ya sevgilerimle...

Az önce hiç de hoş olmayan bir şey yaşadım.
Önce unutayım dedim.
Sonra yazayım, birileri okusun istedim.

Geçtiğimiz günlerde Markafoni'den yaptığım alışverişin pek çok çalışanın yaptığı gibi gün içinde evde olamayacağım için iş yerime teslimatını istedim. Siparişimin yola çıktığı maili posta kutuma düştü. Dün bekledim, gelmedi. Bu gün kontrol ettiğimde ürünün dün teslim edildiği bilgi ekranda karşıma çıktı. Hayır ben teslim almamıştım. Şirkettekilerin kargodan haberi vardı, gelse mutlaka haberim olurdu. Markafoni'ye yazdım durumu. Aradan bir saat geçti. Telefonum çaldı, kargo gelmiş bekliyormuş. O haberden bir kaç dakika öncesine kadar acil bir konu üzerine telefonla konuşuyor ve sonrasında da patronuma konuyu iletiyordum. Kargo gelince bana ulaşılamamış yanımdaki arkadaşıma bilgi verilmiş. Benim işim bitmediği ve o sırada yoğun olduğum için o daha bana "Kargo gelmiş." diyemeden bu haber bana geldi. Kısaca sevgili kargocumuz yaklaşık bir 3-4 dakikadır içeride bekliyormuş. Hemen içeri gittim, daha beni görür görmez hesap sorarcasına "Siz misiniz?" dedi "Evet" dedim. "Çok beklettiniz" dedi bu sefer azarlayan bir tonla. "Çalışıyorum, toplantıdayım." dedim. (Bu arada tüm bu konuşmalar şirketin girişindeki sahanlıkta insanların arasında gerçekleşiyor.) "Biz de çalışıyoruz." dedi. Daha fazla muhattap olmak istemediğim için masama döndüm ama sinirlerim çoktan kalkmış deve-cüce oynuyordu.

Sevgili kargo teslimatı yapan arkadaşın çalıştığının ben de farkındayım, benim işim onunkinden daha önemli değil. Ama geldiği yerin bir iş yeri olduğunun farkında olması, teslimat yapacağı kişinin o sırada çalışıyor olduğunu biliyor olması gerekir. Teslimata gittiğinde bir kaç dakikalık beklemelerin sorun olmaması hatta sorun olsa bile bir müşteriye bu şekilde yansıtılmaması gerekir. "Müşteri memnuniyeti"nin bir firmanın başarısındaki önemi TÜM çalışanlara anlatılmalı ve anladığından emin olunması gerekir. Müşteri haksız dahi olsa -ki bu olayda haksız olduğum tek bir nokta dahi olduğunu düşünmüyorum- üslup saygı çerçevesini aşmamalı, müşteri-firma ilişkinin ötesinde iki insan arasındaki "saygı"nın unutulmaması gerektiğinin öğretilmesinin önemine inanıyorum.

Firmalar satış temsilcileri, tanıtım hostesleri, kasiyerler vb. tarafından temsil edilirler. Ben firmaların genel müdürlerini tanımam, yaptığı işlerle ilgilenmem/ilgilenemem. En fazla haberini okur geçerim. Ben şubeye gittiğimde benimle nasıl ilgilendiklerini, kargo teslimatında nelerle karşılaştığımı bilirim ve firmalarla bu şekilde tanışır, ilişkimi yönetirim.

Bu gün tanıştığım Yurtiçi Kargo elemanı ile görüyorum ki Yurtiçi Kargo bu konuda ciddi bir açığa sahip. "Tek bir kişi ile koca firmayı yargılama" demeyin sakın bana, bu düşebileceğimiz en büyük hatalardan biri olur bence... Çünkü bence o bir kişi "Yurtiçi Kargo"yu temsil ediyorsa, kişiyi değil firmayı görüyorum. Ve tabii firma tarafından azarlanmayı, özellikle de iş yerinde herkesin ortasında haksız ve anlamsız yere aşağılanmayı kesinlikle kabul edilebilir bulmuyorum. O çalışanın saygısızlığını da onu eğitemeyen Yurtiçi Kargo'dan sorumlu tutuyorum. Kimi çalıştırdığını bilecek, tanıyacaksın. Kaç tane elemanın olursa olsun, organize olacak, müşterini azarlatmayacak, saygısızlıklara maruz bırakmayacaksın...

Bu arada dün hangi ürün kime teslim edildi, o ibare neye göre orada yer aldı halen çözülmemiş bir muamma...
Edit: Markafoni konuyu ilgili departmana ilettiğine dair mail gönderdi, onlar iyi çalışan bir firma. Sadece işbirliği yaptıkları firmalarında kahrını çekiyorlar...

Müşteri Memnuniyetinin tüm çalışanlara öğretildiği sağlıklı bir hizmet sektörüne kavuşmak dileğiyle...

Sevgilerimle,
Pelin BATIR

24 Ocak 2013 Perşembe

Öğle Karikatürü - 44

Dün şirket dışında olduğum için yayınlayamadığım Öğle Karikatürü'nün neden olmadığını tek soran kişi olan en sıkı takipçilerimden anneme gelsin günün karikatürü...


21 Ocak 2013 Pazartesi

Öğle Karikatürü - 42

Diyorlar ki yılın üçüncü pazartesisi yılın en stresli günüymüş. Bir de "Mavi Pazartesi" diye isim koymuşlar ona.
Madem öyle bu gün hepimizin karikatüre ihtiyacı var demek ki, günün karikatürü hepimize gelsin...


18 Ocak 2013 Cuma

Öğle Karikatürü - 41

Sevgilisinden kopamayan, yanından ayrıldığı an telefonla irtibata başlayan ergenlere gelsin bu günün karikatürü...


12 Ocak 2013 Cumartesi

Apartman Yöneticiliği

Ne 13 sayısının uğursuzluğuna ne de cumaya denk gelen günlerin uğursuzluğuna inanırım ama postu yazmak için geçmişe gittiğimde gördüğüm tarih 13'e olan bakış açımı değiştirmedi değil.

Her şey 13 Nisan 2012 Cuma günü başladı. İşten yeni ayrılmıştım ve bana apartman yöneticiliği görevi verildi. Kötü not alınan sınav sonucunun öğretmene atıldığı gibi değil gerçekten de ben almadım bu görevi. Almadığım için de hiç bir zaman benimsemek istemedim. Benimsememek, önemsememek benim tercihim oldu. Ay sonu geldiğinde yapmam gereken aidat listesi yüzünden uykularım kaçtı ama ben yine de zamanında yapmadım. Kendimce görevi kötü yaparak bana bu görevi verenlere ceza verdim ama bir yandan da yapması gerekenleri bilen sorumluluk bilincine sahip biri olarak en büyük cezayı kendime verdim.

Nisan ayından beri hayatımdaki en büyük sorun bu. Hayatımı düşündüğümde içimi ezen, beni mutlu olduğum anlardan alıkoyan, kemir kemir içimi kemiren pis bir kemirgen oldu bu isim üzerimde. Görev bana "verilirken" 2013'e girdiğimizde hemen toplantı yapıp devredebileceğim söylendi. Dört gözle yeni yılı bekledim, sırf bu yükten kurtulmak için. 2013 geldi, üzerinden 12 gün geçti peki ben bir şey yaptım mı? Hayır!

Ne yazık ki biliyordum böyle olacağını... Aylardır yapmadıklarım birikince yapmam gereken zaman bitince ben onları nasıl yapacağımı düşünüp, sıkılıp daha da yapamayacaktım yapmam gerekenleri... Yapamadım halen, yanlışlarım var yüzleşmeye hazır değilim, sonuçlarının ne olduğunu bilmiyorum. Büyük sonuçlarla karşılaşmamak için sebepsizce anlamsızca kaçmaya devam ediyorum.

Zor bir görev değil, "isteyen" herkes yapabilir. Kim ister orasını bilemiyorum. Herkes istemeden mi yapıyor bu işi çözemiyorum. Ya da bir şeylerle uğraşmak isteyenlere göre biçilmiş kaftan mı?

Bu konu yüzünden kendimi suçlamaktan yoruldum... Yapmadıklarımı gözümde büyütüp içinden çıkılmaz bir hale getirdiğim için hayata dair kendimle ilgili en büyük sorunlarımdan biriyle bu şekilde yüzleşiyor olmaktan sıkıldım. Evet ben erteleyici biriyim. Yapmam gerekeni ertelerim, sonra ertelediğim için geçen zaman yüzünden kötü hisseder ama zaman geçtiği için nereden başlayacağımı bilemem ve iş böyle uzar gider...

Buraya kadar okuduysan beni cevap verir misin bu sorulara?
Var değil mi sizin de böyle huylarınız? Sizler de sırf kişiliğinizin bir parçası yüzünden hatalar yapıyorsunuz değil mi? Öyleyse suçluyor musunuz kendinizi yoksa kabullenebiliyor musunuz kendinizi?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...