27 Şubat 2013 Çarşamba

Öğle Karikatürü - 66

Günün karikatürü çarpım tablosunu ezberlemeye çalışan mini mini birler, çalışkan ikiler, tembel üçlere gelsin... 


22 Şubat 2013 Cuma

Duru Pelin

Pelin'im,
Solağım,
Başak burcuyum,
Uluslararası İlişkiler lisansını bitirdim,
Kişilerarası Yüksek lisansını tez aşamasında bıraktım,
Üniversite mezunu olarak kaldım,
Evliyim,
Annem babam ben ergenken boşandılar,
İlkokuldan beri ikiz çocuklarım olmasını istiyorum,
Hamileliği çok merak ediyorum,
Fenerbahçeliyim,
Yolda köpek ve bebek görsem sevmek için köpeği tercih ederim,
Demir eksikliğim var ama kansız değilim,
Astigmatım var, gözlük kullanıyorum,
Yemek yemeyi çok seviyorum,
Eski kaşara ve dondurmaya bayılırım,
Her zaman fazla kilolarım vardır,
Boyum 1.73 olduğu için kilolarımı saklarım,
Kavunu karpuza, kahveyi çaya tercih ederim,
Jazz dinleyince kendimi çok zengin hissederim,
Salata yemeyi çok severim ama yeşillikleri yıkamak hep zor gelir,
Üşengecim,
Ertelerim, sonra ertelediğim için vicdan azabı çekerim,
Kocamı çok severim,
Dekorasyon ve yemek bloglarında kendimi kaybederim,
Modayı sever, bilir, takip eder ama tatbik etmem,
Arkadaşlığa önem veririm,
Gay'leri çok severim,
Tasarıma saygı duyarım,
Zeki insanlara hayranım,
St. Petersburg'a gitmeyi çok isterim,
Japonya'yı merak ederim,
Kuzey'i gezmek isterim,
Ayvalık'ı hep çok özlerim,
Kendime ait bir restaurant ve hayvan barınağı hayallerim var,
Kitap okumayı sevdiğim kadar biriktirmeyi de severim,
Müzikle aram iyidir ama "hadi bir şarkı söyle" dendiğinde aklıma hiç isim gelmez,
"Kördüğüm" şarkısında genelde ağlarım,
Haberlerde, filmlerde, reklamlarda ağlarım,
Teknolojiyle iç içe olmayı tercih ederim,
Issız kumsallarda olmaktan hoşlanırım,
En sevdiğim çiçek gelinciktir,
Kışı yaza tercih ederim ama en çok baharı severim,
Fransızca öğrenmeyi çok istedim, öğrenemedim,
Renkleri severim,
Çizemem ama güzel boyarım,
Hediye vermeyi çok severim ama en iyisini bulmak için düşünürken hep geç kalırım,
Bana sürpriz doğum günü yapılsın isterim, daha hiç olmadı,
Sudoku ve puzzle ile rahatlıyorum,
Beyaz şaraba bayılıyorum,
Sıcak bir yaz gününe en çok buz gibi bira yanına patates kızartmasını yakıştırıyorum,
İstanbul'a ve boğaza aşığım,
Sarı bir Smart'ım, beyaz bir jipim olmasını istiyorum,
Aktif olarak araba kullanmıyorum,
Kısa, sarı, pixie saçlarım olsun istiyorum bana yakışmadığı için uzun saçlarımla yaşıyorum,
Kimi zaman erkek muhabbetini kadın muhabbetine tercih ediyorum,
Koyu renkli kısa tırnakları seviyorum,
Küpesiz kendimi çıplak hissediyorum,
Kendime en çok kırmızı tonlu rujları yakıştırıyorum,
Düzenli olmayı seviyor, dağınıklığı toparlamayı seviyorum,
Bulaşık makinesini yerleştirmeyi çok sever, boşaltmaktan hiç haz etmem,
Misafir ağırlamaktan büyük zevk duyuyorum,
Beni seven bir ailem olduğu için kendimi çok şanslı hissediyorum,
Mükemmeliyetçiyim,
Kırtasiyelerde kendimi kaybedebilirim ama çok şey satın almam,
Hindistan cevizinin kokusunu çok severim,
Sosyal medya bağımlısı(mı)yım,
Kadıköylü'yüm,
Atatürkçüyüm,
Türkçe'yi yanlış kullananlara tahammülüm yoktur,
Kısmetin matematiğine inanırım,
İnancımın konuşulmasını sevmem,
Geometriyi severim,
Buraya kadar okuyanları öperim!

Öğle Karikatürü - 64

Günün karikatürü sevilesi ayılara gelsin...


20 Şubat 2013 Çarşamba

19 Şubat 2013 Salı

Ekmeğin fiyatı

Mankenlerin, popçuların, topçuların Türkiye'de altın çağını yaşadığı bir "televole" zaman dilimi vardı. 
O zamanlarda yapılacak haber kalmayınca muhabirin eline bir mikrofon tutuşturulur ve günün ünlülerine bazı "hayati" sorular sorulurdu. Özellikle ekmek fiyatı ünlülerin zeka düzeyi ve farkındalıklarını ölçümlemek için en sık tercih edilen soruydu...

O zamanlarda paketlenmiş ekmekler hayatımızda yeni yeni yer etmeye başlamış, bakkallardan marketlerdeki toplu alışverişlere geçiş başlamıştı. Kızcağızların çoğu bilemezdi bu ekmek fiyatı sorusunu. Ben ekran başında ilk yıllarda bilirdim çünkü o zamanlar bakkala gidip ekmek alıyordum. Yıllar geçtikçe ben de aynı duruma düşmeye başladım. Yaşadığım ülkedeki bir ekmeğin fiyatını bilemez hale geldim. Büyümüş, olgunlaşmıştım ama ekmeğin fiyatını bilmez hale gelmiştim. Ne utanç(!). 

Bilmiyorum çünkü ekmeği marketten paketlenmiş olarak ve yanında bir sürü eşlikçiyle beraber alıyorum. Bilmiyorum çünkü bir dönem tekli-çiftli mevzuları oldu, tekli ekmek maliyeti kurtarmadı, çiftli ekmek standart oldu derken karıştı bu fiyat işleri. Bilmiyorum çünkü beyaz ekmek yemiyorum. Bilmiyorum çünkü bu ekmek piyasası televole günlerinden bu yana çok değişti...

Ve tabi ne demiş büyüklerimiz, "Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp..." Bu yüzdendir ki az önce bu haberi görünce yazmadan duramadım. Ekmeğin fiyatına zam gelmiş. Herkes bilsin istedim sonra rezil olmayalım "Türk gençliği" olarak. 


Yalnız şu 300 ve 350 gr'lık ekmek fiyatları hala kafamı karıştırmıyor değil... Neyse artık en azından 250 gr için verecek bir cevabım var...

Öğle Karikatürü - 61

Salı Sami'si, 61 numaralı karikatürün şerefine Trabzonlular'a gelsin...


18 Şubat 2013 Pazartesi

6 Şubat 2013 Çarşamba

Genç kadın ve gelecek karmaşası

Ne anlatacağımı biliyorum ama nereden başlayacağımı kestiremiyorum...

Altı yıldır tanıdığım adamla, bir buçuk senelik evli, yirmi sekiz yaşına yaklaşan genç bir kadınım. Bu sayıları veriyorum çünkü bu konuda rakamların bir anlamı varmış gibi geliyor. Sadece hangisine göre hareket etmeli onu çıkartamıyorum.

Sevdiğini ne kadar tanıyorsun? Altı yılı geçtik, kısa bir zaman sayılmaz. Olabilir.
Ne kadar zamanlık evlisin? 18 ay oldu, yani bir buçuk sene. Çok uzun sayılmaz. Olmayabilir.
Kaç yaşındasın? Yıl döndü matematiksel olarak 28 ama daha o güne çok var, sen 27 de. Çok genç sayılmaz, 30'a az kalmış. Olabilir.

Evet çocuk yapmak için hangi sayı önemli anlasam her şey çok daha kolay olacak... Eskiden bırak 30'u 25 olmadan ilk çocuklar kucağa alınırdı. Kadınlar evlerden çıktıkça yaş büyüdü, şimdi doktorlar "30 olmadan ilk çocuğunu doğur." diye tembihleme ihtiyacı hissediyor. "Öyle mi olmalı gerçekten?" diye düşünüyorsun. "Hazır hissetmek" diye bir şey olduğunu zannediyorsun ama o hissin hiç bir zaman başına gelmeden gerçekten hissedilemeyeceğini de inanıyorsun...

Çevrendekilerin, rüyalarında, fallarında çocuk sahibi oluyorsun, sana selam söylerken "bebeğe de selam söyle." diyorlar sonra da "Bak Allah söyletti." diyorlar, bekliyorlar, hepsi bekliyor. Biraz başın dönse arkandan konuşuyorlar. İş görüşmesine gidiyorsun doğurma ihtimalin yüzünden acabalarla karşılanıyorsun, terfi konuşması oluyor, "Bir sene olmayacak, bana söz verdi." diyorlar. İnadına o an karnında bir can olsun istiyorsun... Kızıyorsun bu ikiyüzlülüğe, kadınsın diye doğana aykırı gelmeni beklemelerine. Çünkü biliyorsun bir de hormonlar var işin içinde...

Kocanla konuşuyorsun. Tek kişilik bir gösteri değil tabi ki bu. Beraber alınması gereken bir karar. Senin kadar onun da hisleri, düşünceleri, kaygıları, korkuları var. O da anlatıyor kendini, hak veriyorsun. "Ben de." diyorsun. O çok sevmiyor bu konudan bahsetmeyi, senden daha fazla düşünüyor belli ki.

Bazen bir an geliyor, boş veriyorsunuz hepsini. Bir zamana karar veriyorsunuz. Sonra o zaman yaklaştıkça tüm boş verdikleriniz geri geliyor...

Başkalarının rüyaları size de malum oluyor. Kocan bebeğiniz olduğunu görüyor rüyasında, hem de çok erken konuşuyormuş, şaşırmıyorsun, öyle olmasa da şaşardın, sizden çıkacak bir canın suskun olmasını beklemiyorsun. Ertesi gece sen de görüyorsun ki rüyanda hamilesin, nedense hamile olduğuna inanamıyorsun ama öylesin. Gerçek hayatta hamile olan bir arkadaşının arabasına biniyorsun. Sabah uyandığında bu rüyanın anlamını neye yoracağını şaşırıyorsun. Fena değilsindir rüya yorumlamakta o yüzden susuyorsun söylemiyorsun. Giyiniyor, işe gitmek için evden çıkıyorsun, üç adım sonra karşına kocaman bir kalp çıkıyor. Sana bakıyor yerden, asfaltın üzerinde suyla işlenmiş bir kalp. Şaşırıyorsun, tam da bu gün karşına çıkmasına anlam vermek istemiyorsun...


İstiyorsun bunu da biliyorsun ama nedense söylemekten, düşünmekten, hissetmekten kaçıyorsun... Paylaşmak istemiyorsun ama nedense herkese anlatmak, sormak, konuşmak istiyorsun...

Öğle Karikatürü - 53

Başımızın tacı canımız yaşını çok almışlara gelsin... 


3 Şubat 2013 Pazar

Varsa?

Yazmak istedim bir şeyler ama nereden başlasam ne desem bilemedim...
Yalnızlık yazdırıyormuş bana, aklım kalabalık olunca sözcükler kargaşa içerisinde buluşamıyor klavyeye akamıyormuş...


Özledim yazarken keşfetmeyi, A derken D'yi anlatmaya başlamayı, yazarken kendimi tanımayı...
Özledim gözlemlediklerimi, fark ettiklerimi paylaşmayı...

Gel gör ki düşünsem de, gözlemlemeye, fark etmeye devam da etsem birleşmiyor harfler, düşmüyorlar birbiri ardına...

Varsa yazmamı istediğiniz bir konu söyleyin lütfen, konuşalım beraber...


1 Şubat 2013 Cuma

Öğle Karikatürü - 50

"Bu öğle karikatürleri nereye kadar gider ki? Yuvarlak hesap olsun, 50'de bırakayım." diyordum ama yayınlamak istediğim bir sürü daha karikatür buldum. Şimdilik yola devam diyorum. 

50. Karikatürü de haftanın son günü ve ayın ilk gününe denk gelmesi şerefine bloggerlara armağan ediyorum... 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...