29 Mayıs 2013 Çarşamba

Hanım kız ve otobüs teyzesi

Sene 2007-2008 ya da daha sonra şimdi kestiremiyorum, zaten pek de bir önemi yok.
Annem o zamanlar Ayvalık'ta yaşıyor, ben de ara ara atlıyorum otobüslere vuruyorum kendimi yollara, atıyorum kendimi güzel Ayvalık'ımın kollarına... 

Yine gece yarısı otobüsüne almışım biletimi, sabaha güneşi Ege'de göreceğim. Terminale gittim, otobüs geldi, bavulumu teslim ettim, koltuğumu buldum, bir güzel yerleştim. Aşağıda babam gitmemi bekliyor ancak ne mümkün bir sorun var, otobüs kalkmıyor. Meğer bir hanım kızımız terminalde olmasına karşın sevdiceğinden ayrılamadığı için kalkış saatinin geldiğini fark etmemiş ve bir otobüs insanı bekletiyor. Neyse geldi kızımız kuruldu yerine, çıktık biz de yola. İlk servisler yapıldı, kekler yendi, ışıklar kısıldı, otobüs gece sessizliğine hazırlandı. Tam yerimizi bulmuşken feribota geldik. Otobüs daha kuyrukta beklerken kapılar açıldığı gibi hanım kızımız hop diye atıverdi kendini aşağı. Bir bakarım ki hanım kızımızın sevdiceği gelivermiş, motoruyla. Daha ayrılalı bir saat olmuştu ama pek bir özlemişler birbirlerini, hemen uzaklaşıverdiler otobüsün yanından... Bir zaman sonra sıramız geldi, feribotta geçtik, başladık karşı kıyıya doğru aheste aheste yol almaya. Yol bitti, karşı kıyı geldi, tüm yolcular yerini aldı ama yine bir sorun vardı. Bir koltuk yine boş, evet hanım kızımız eksik! Feribot durdu, tüm arabalar karınca gibi döküldü yollara ama biz çektik sağa, hanım kızımız nerede onu çözmeye çalışıyoruz. Muavin ve şoför dört koldan telefonlara sarıldılar, kızın yerini tespit etmeye çalışıyorlar. Bu arada tabi yola çıkarken ilk vakit kaybımızın üzerine bu ikinci vakit kaybı yavaş yavaş otobüsümüzün diğer güzide yolcularının siniri bozmaya başladı. O anda hanım kızımızın motorcu sevgilisinden ayrılamayıp, bizim bindiğimiz feribotu kaçırdığını ve arkadan gelen feribotla bulunduğumuz kıyıya doğru yol aldığını öğrendik. Muavin ve şoför kararsız, devam mı etsinler, durup beklesinler mi bilemezlerken zaten çoktan söylenmeye başlayan ön koltuğun yazlıkçı teyzelerinden biri son sözü avaz avaz bağırmak suretiyle söyledi; "Şoför bey, onu bekleyeceksek ben inerim!" ve şoför kararını verdi. Otobüs çalıştırıldı ve hanım kızımızın bavullarıyla beraber yola devam etme kararı verildi. Hanım kızın yoluna diğer feribottaki aynı firmanın başka bir otobüsüyle devam etmesine ve eşyalarının dinlenme tesisinde kendisine verilmesi netleştirildi.


O an o teyzeye "Sen kimsin ki teyze, sen insen şoför yoluna devam edemeyecek mi?" diyemediğim gibi şoförün de o lafla nasıl gaza geldiğini hatırlar şaşarım. Acaba şoför sonrasında "Neden o kadının lafıyla o kadar gaza geldim?" diye düşünmüş müdür? Bilinmez...

Yıllardır bu hikaye aklıma geldikçe o otobüs teyzesinin kendine olan inancını hatırlar güç bulurum.
Allah hepimizi eşit şartlarda seyahat etme hakkına sahip kişiler içinde kendini diğerinin yerine daha değerli görebilecek kadar özgüven sahibi yapsın. Süphaneke, dinimiz amin...

26 Mayıs 2013 Pazar

Benden böyle...

"Modern, şehirli kadın" imajı var.
Üniversite okumuş, mümkünse yüksek lisans yapmış.
Önce kendisini düşünmesi öğütlenerek büyütülen, kendini düşünmekle, bencilliğin arasındaki ince çizginin farkını ne yazık ki çoğu zaman anlayamayan.
Yuva kurmaktan önce maaşını artıracağı yüksekleri hedefleyen.
"Güçlü kadın" olmak için adının başına karşılığında para kazanılan ünvanlar ekleyen.

Hayat bu herkesin gerçekliği kendine.
Ne doğru var ne yanlış.
Sadece hayat var, yaşanması gerekenler var.
Hepimiz farklı ihtiyaçlara sahibiz dolayısıyla güdülendiğimiz noktalar farklı.

Ben de yıllarca bu çizilen kadına adapte olmaya çalıştım.
Kalıba girmeye çalıştım ya dar oldu, ya bollaşıp üzerimden düştü.
"Doğru", "olması gereken" bu kadınmış gibi geldi.
Ya da öyle olması gerekiyormuş gibi öğrendim.
Bazı hisselerimden dolayı kendimi yargıladığım, neden böyle düşündüğümü/hissettiğimi sorguladığım zamanlar oldu.
Yordum içimdeki sesi.
Hislerimi yıprattım, düşüncelerimi çarpıttım.
Forrest Gump olup farklılıkların güzelliğine kendimi bırakmam zaman aldı.

Sonra bir gün içim aydınlandı.
İşe giderken düşündüğüm sabahlardan birinde bir anda kendimi kabullendim.
Ben o kadın değildim ve en önemlisi olmak zorunda da değildim.
O kadın yanlış ya da kötü olduğu için değil sadece ben olmadığım için.
Benim kendimi gerçekleştirmem gerekiyordu ve bunun yolu maaş çeklerinden geçmiyordu.
"İş kadını" olmanın birincil önceliğim olmadığını, benim için önemli olanın "çalışmaktan" öte "üretmek" olduğunu anladım.
İş hayatında yükselmekten öte ailemi genişletmeyi daha çok arzulamamı kabullendim.
Para kazanmak için ofislere tıkılmak ve sevmediğim işleri yapmak zorunda olmadığımı fark ettim.
Kafamdaki "güçlü kadınları" tarttım, hiç birine karşılığında para kazandıkları özelliklerinden dolayı hayran olmadığımı, hayata karşı duruşlarından etkilendiğimi, güçlü olmaya yüklediğim anlamı keşfettim.

"Kendini olduğun gibi kabul et" diyorlar ya hani.
Doğru.
Ama.
Zor.
Önce istemediklerini fark etmen gerekiyor,
Sonra,
Onları içinden ayıklaman.
Kendini değiştirmekten değil kendini bulmaktan bahsediyorum.

"İçindeki sesi dinle" diyorlar ya hani.
Doğru.
Ama dikkat et.
Sesi önce o kadar kısık ki, inanmadan duyamıyorsun.
Bir kere onu tanıdın mı da, gerisini boşveriyorsun.
Güveniyorsun o sese ve tabi dolayısıyla kendine.

"Hayal et" diyorlar ya hani.
Doğru.
Hem de sapına kadar doğru.
Bulabilirsen hayalini, hiç aklından çıkarmıyorsun yapacaklarını.
Yaratıcılığına şaşırıyor, düşündüklerinle daha çok inanıyorsun kendine.

"Önce kendini sev" diyorlar ya hani.
Doğru.
Ama.
Zor hem de çok zor.
Sonra.
Kendini fark edince, sesi duyunca.
Kolay hem de çok kolay.
Hatta.
Doğal hem de çok doğal.
O an seviyorsun kendini.
Hem de çok pek çok.

Şimdi hayallerim ve geleceğimle dopdoluyum.
Her an yeni fikirler geliyor aklıma.
Hayalim çoğalıyor olduğu yerde...

Kendimi keşfetme ve kabullenme şansını elde ettiğim, sahip olduğum zenginliğim ve hayattan gelecek olanlar için  her gün şükrediyorum.
İçindeki sese inanmayan dış seslerden etkilenenlerin en kısa zamanda o sese inanmaları ve güvenle "kendi" hayatlarını yaşamaları dileğiyle...

Hayallerin her an gerçek olduğu günlerde görüşmek üzere...

23 Mayıs 2013 Perşembe

22 Mayıs 2013

Sevgili 22 Mayıs 2013, çok güzel bir gündün... 
Seni hiç unutmayacağım, hayatıma kattıkların için teşekkürler... 

20 Mayıs 2013 Pazartesi

-yor olmamak...

Bir kaç senedir güzel Türkçe'miz ne yazık ki İngilizce'nin altında eziliyor... 

Uluslararası firmalardan sonra Türk firmaları içerisinde de hızla yayılan İngilizce terimlerin günlük konuşma diline yansımasına alıştık. Terimlerin İngilizce kullanımı yeterince sinir bozucuyken bir de üzerine yepyeni bir zaman yarattık. 

"-yor olacağım" diye kullanılan zamanın Türkçe'de karşılığını, hangi dil bilgisi dersinde öğrendiğini bilen hatırlayan var mı? Yok ne yazık ki. Çünkü öyle bir zaman "şimdilik" Türkçe'mizde yok. Onun yerine gelecek zamanında kullanılan "yapacağım" "okuyacağım" "olacağım" var... İngilizce'deki "Future continuoues tense" karşılığı olan "-yor olacağım" ilk kim tarafından kullanılmaya başlandı bilmiyorum ancak önümüzdeki yıllarda Türkçe dil bilgisi derslerinde gelecek zaman çeşitlerinden biri olarak karşımıza çıkarsa hiç şaşırmayacağım. Tabi bu şekilde bir Türkçe zamanı olarak kabul görürse kullananlara söyleyecek bir lafımız olamaz ama şimdilik bu kullanımın kurallar dışı olduğunu unutmasak iyi olacak...

Bu konuda hassasiyet gösteren bir tek ben değilim tabi ki... Eczacıbaşı bence bu konuda muhteşem bir savaş başlatmış ve şirket içerisinde çalışanlarına farkındalık sağlamak adına güzel bir uygulamaya imza atmış. 
Haberi okuyunca paylaşmak ve sizleri de bu konuda hassas davranmaya davet etmek istiyorum. 

Türkçe'yi unutmamamız dileğiyle... 

14 Mayıs 2013 Salı

Sana ne!

"Sana ne!" diye bir kelime var bu hayatta.

Kime ne söylediğini bilmeyen, doğru düzgün okumadan, incelemeden yargılayan, kendine bakmadan sadece karşısındakini gören, eleştirilerini açık yüreklilikle yapamayacak kadar korkak, kimi hadsizlere söylemek için birebir.

Karşılık vermeye değmeyecek laflar etseler de "Benim hayatım, benim kararlarım, benim alanım, seni kimse hiç bir şey için zorlamıyor, hoşlanmadığın yerde bulunmak zorunda olmadığın gibi kimsenin canını boşu boşuna sıkmaya da hakkın yok..." diyesi geliyor insanın. Ve diyor da.

Mark Twain der ki "Asla aptal insanlarla tartışmayın, sizi kendi seviyelerine indirip tecrübeleriyle yenerler..."

Saygı ve sevgilerimle,
plndrkn

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Eşlemekle eşlememek işte tüm mesele bu...

Yıkanmış, kurumuş çoraplar, pazar günü saat 13:30 sularında salondaki üçlü koltuğun üzerine eşlenmek üzere bırakıldılar.
Günlerden pazartesi, saat 22:50 suları, yıkanmış kurumuş çoraplar oldukları yerde yaşamlarını sürdürmeye devam ediyorlar... 
Bakalım kim kimi yenecek?  
Evlilik dediğin işte böyle bir şey, her zaman sev sevil, aşkım canım değil aynı zamanda çorap eşlemek demek... Bekarken eşlenmiyor muydu bu çoraplar nedir anlamadım, iki senedir ütüye rakip bizim evde..                   


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...