28 Ağustos 2013 Çarşamba

Yirmisekizağustos

30'a doğru hızla gidiyorum ve kimse bu gidişi durduramıyor. Hal böyle olunca en güzeli gülmek ve mutlu olmak değil mi? Hele bir de kapının önünde sevdiklerini buluverince hayat daha eğlenceli oluyor... 

Yeni senemin kutlamaları bir gün öncesinden başladı, kahkahalarım erken çınlattı evimi, erkenden yedim bir sonraki yılın ilk tatlısını.
O zaman dedim ki kendi kendime yeni yaşım da hep böyle mutlu sürprizlerle dolu, sevdiklerim, seveceklerim hep yanımda, mutlu olsun, huzur dolsun... 

İyi ki doğmuşum sevgili okuyucu ben bu doğum günümü pek sevdim. 

26 Ağustos 2013 Pazartesi

Yaz 2013

Yaz "başladığından" beri, Temmuz olup bitip, Ağustos geldiğinden beri hep aynı şeyi söyledim "Ben hala Mayıs ayındayım, benim için halen yaz gelmedi..." Aylardır bir türlü yazın geldiğini, başladığını, sürdüğünü ve elbet bitmek üzere olduğunu kavrayamadım. Haziran - Temmuz bu halde geçmişken Ağustos hepsinden beter oldu. Az önce 26.08.2013 diye tarihi attığımda inanamadım. Ne zaman ayın bitmesine 5 gün kalmıştı? Diğer günler neredeydi? Mesela 12 Ağustos haftası neler yaptım? Kimleri gördüm? Neler hissettim? Hiç bir veri yok aklımda.

2013'ün hızına yetişemedim. O koşuyor bense sadece durup etrafıma bakıyorum sanki. Öylesine bir zaman farkımız var kendisiyle.

Eşzamanlanmam gerekiyor, "an"a dönmem, hissettiğim zamanla içinde bulunduğum zamanı eşitlemem gerekiyor. İyi ya da kötü değil bu fark sadece şaşırtıcı. Son üç aydır esasen sürekli geçen zamana şaşırıyorum. Ne daha kötü ne de daha iyi hissediyorum. Bir dönem hayat beni pek şaşırtamazken son aylarda sadece hızıyla aklımı başımdan almaya yetiyor.


İşlerim, yapmam gerekenler kalıyor, bekliyor çünkü bence halen bir sürü zaman var. Sonra bir bakıyorum geçmiş bitmiş, tükenmiş tüm zamanlar. Çok enteresan, kendimi nasıl hızlandıracağım bilemiyorum da. Hiç daha önce zaman benden önce akıp gitmemişti ki, hep beraber kol kola yürürdük, şimdi o bıraktı beni özgürlüğünü ilan etti ben halen daha yanımdaki rüzgarını o sanıyorum...

"Yıllar göz açıp kapayana kadar geçiyor, bir bakmışsın ki emekli olmuşsun. Günlerinizin kıymetini bilin." der ya yaşını anlatan sayıların büyüklüğüne şaşıranlar. Bahsedilen hızlı geçiş bu mudur? Yoksa o hızla geçen zamanda kaybolup bir anda yaşlanmaya mı başlıyorum? Yaşlanmak böyle bir şey mi a dostlarım? "Sene 2013, zaman akmaya başladı sevgili torunlarım bir daha da hiç durduramadım." mı diyeceğim acaba? Kırılma noktası denen şey bu mudur?

15 Ağustos 2013 Perşembe

#erteleME

Hani kişisel gelişimciler bayılır ya "Her şey kafanda başlar, kafanda biter." diye.
Hani sigarayı bırakmış, çok kilo vermiş, hayatında radikal değişikliklere imza atmış kişilerle konuşunca hep derler ya "Önce kafamda bitirdim, ondan sonrası çok kolay oldu." diye.
Hani ben onlara hep inanırdım da nasıl olacağını bir türlü beceremezdim, "yeterince istemiyorum" diye.
Hani benim hayatımı kabusa çeviren bir huyum var ya "erteleme" diye.
Ertelediğim işleri düşünürüm hep "Neden erteliyorum" diye.
Hiç bir zaman ortak bir sebep bulamazdım sonuca ulaştırsın diye.

Az önce ortak payda bir an düşüverdi aklıma!
Meğer ben kafamda o işleri nasıl çözeceğimi, yapacağımı bulamıyorsam, işi halletmesi alışık olduğumdan farklı bir yöntem gerektiriyorsa işte o zaman çözmeye çalışmak yerine erteliyormuşum. Buradaki kilit nokta zorluk değil aklıma yatmamasıymış. Nasıl bir düşünce yapım varsa bir işi yaparken izlemem gereken yol aklıma yatmıyorsa "başka" bahaneler altında bir güzel erteliyormuşum. Ortak noktayı bulduğuma mı sevineyim yoksa böylesine basit bir sebepten hayatımı erteleyerek yaşayıp ertelediklerimi yapmamanın sıkıntısını çektiğime mi üzüleyim bilemedim.

Ve döndük başa, demek ki gerçekten de bir işi önce "kafamda" bitirmem gerekiyormuş.
Değişik günler beni bekliyor. Şimdi tüm ertelediğim ve ertelediğim için içimi yiyen konuları bir araya getirip aklıma yatmayan noktaları bulmam ve beynimi boşaltmam gerek.


Haydi bakalım kolay gelsin bana...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...