21 Ekim 2013 Pazartesi

Kahrolsun bağzı şeyler

Uzun tatiller ya da uzun tatiller sonrası bunalıma girmemize sebep olan sistem yasaklanmalı. 

Bayram tatilini İstanbul dışında, benim canım güzel Ege'mde geçirdik. 
Tatil bitmeden, yollar yoğunlaşmadan cumartesi günü döndük. 
Bir gün de kendimize alışmak için süre tanımış olduk. 
O süre olmasaydı doğa ananın kalbinden kapitalizmin kucağına yapılan geçişi hazmetmem daha da zor olacaktı. Nitekim bu sabah işe gitmek için minibüse binerken adım atamam ve yere kapaklanıp bir süre yürüyememem biliyorum ki tesadüf değildi... 

İstanbul sınırlarından çıktığımız geçmiş pazartesi günü doğanın yeşilliği, gökyüzünün maviliği, hayvanların sesi, havanın temizliği derken adeta yeniden doğduk. 
Şehir hayatının pis havası, sıkışık ve robotik yaşam standartları bizi insanlığımızdan çıkarmış, klasik tabiriyle yaşayan zombilere dönüştürmüşken büyük şehirden kaçmak temiz ve derin bir nefes almak gibi oldu. 

Şükretmek için çoğu zaman yaşıyor ve sağlıklı olmak yeterken şehirde hayat sürerken şükrettiğimiz "yaşam" ne kadar "sağlıklı" işte o biraz tartışmalı.

Hele bir de bizim gibi gelişmesini tamamlayamamış bir ülkede ayakta kalmaya çalışan genç insanlarsanız büyük şehir tam bir girdap oluyor. 
Sömürü zihniyetiyle yürütülen iş ortamları, sadece işinin yapmanın yetmediği hep daha fazlasının beklendiği hiç bir zaman yetemediğimiz işverenlerle sürekli yetersizlik ve mutsuzluk hisleri ile hafta sonu iki gün dinleneceğiz diye çabalamaya "yaşam" deyip şükrediyoruz. 
Maaşın birilerinin para kazanması için harcanan zaman karşılığı verildiği unutuluyor ve zannediliyor ki o para karşılığında o kişi satın alınmış olunuyor. O kişinin tüm aklı, zamanı artık o maaşı ödeyenin. İstediğini söyler, yapar, ay sonu geldi mi öder (!) geçer gider. 
Çalışanların duyguları olduğu, çalışmak için motive edilmelerinin gerektiğinin önemsenmediği bu havasız dünyada ne yazık ki çürüyoruz.

Bunlar ne ilk benim düşüncelerim ne de bunları paylaşan son kişi olacağım. 
Sadece bu gün bunları söyleme sırası bende.


Tüketmekten çok, üretmenin değerinin olduğu, iyi yaptığın tek bir işin bile yaşamını sürdürmene izin verdiği, patronların değil yöneticilerin olduğu, para kazanmanın değil kaliteli iş yapmanın hedeflendiği, hayvanların "canlı" olduklarının hatırlandığı, grinin değil yeşilin çoğaldığı, AVM'lerin değil parkların gezildiği bir dünya hayal mi? 

Olmasa keşke... 

4 yorum:

  1. Bizde bayramda 10 günlüğüne İstanbul'daydık..Artık yılda bir kez gider olduk ama her gittiğimde daha da bozulmuş olduğunu görüyorum..Son paragrafın aslında hayal değil ama büyük şehirler dışında iş olanakları o kadar az ki..Biz de yıllarca hayal ettik ama ne yazık ki ancak iş güç bırakılıp belli bir yaşa geldikten sonra ulaşabildik o hayale..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah keşke böyle yıllar boyu özlemle beklemek zorunda kalmasak temiz huzurlu yaşamı... En azından hayalinize ulaşabilmişsiniz, sizin adınıza çok sevindim...
      Sevgiler...

      Sil
  2. Günaydın Pelincim,
    Düşünüyorum da, söylediklerine anti tez hiçbir şey bulamıyorum, çok haklısın demek üzse de!!
    Sorun, gelişimini tamamlayamamış bir 3.dünya ülkesi olmamız damı! :(, yoksa dünyaya erken gelmemiz demi! :)) herneyse bile umudumuz, bir gün doğa ananın bizi de kucaklayacağını hissedip, yaşamaya çalışmak...
    Bu arada güzel Ege'me hoşgelip, hoşgitmişsin :) sevgilerimle, güzel günler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Günaydınlar!
      Ah keşke aynı fikirlerde olamasak da haksız olsak... Ama öyle umudu kaybetmek yok ;)
      Ege candır, en kısa zamanda tekrar gelmek dileğiyle, sevgiler...

      Sil

Şimdiden çok teşekkür ederim :)

Katılımınız benim için çok önemli, her zaman beklerim...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...