cS-1aIC7oVvN0DczzfhH1B8ToLI 2016-! ♥ Fesleğen ♥ !

24 Ocak 2016 Pazar

#yesilsaclianne


Üçüncü ayımda lohusa topuzumu aldırıp kısa saça geçmiştim, altıncı ayda yeşil saçlı oldum, dokuzuncu ayı heyecanla beklerken "anne" Pelin ile "plndrkn" Pelin'i ayırmaya karar verdim. Annelik maceralarım için yeni adresime beklerim... 
Bol bebe giymeli, BLW ile beslemeli, #annetavsiyeleriyle bezeli bu yerde biri köpekten biri bebekten olma çocuklarıyla yesilsaclianne sizlerle olacak..

19 Ocak 2016 Salı

Günlük Haller

Bak kaç gündür aklımda gireyim de bir şeyler yazayım diye. Kız bir güzel erkenden uyudu, evde bekleyen ütü işlerim, mutfakta boşaltılmayı bekleyen bir bulaşık makinem olmasına karşın oturdum bilgisayarın başına iki kelam edeyim diye, aklıma yazacak bir şey gelmiyor iyi mi?

Bu gün de Defne'nin öğleden sonraki uykusu pek hafifti. Uyudu, ben de kalkayım da yanından içeri gideyim iş halledeyim dedim ama nafile. En ufak hareketimde boncuk gözlerini açıp açıp baktı bana "Hayrola nereye gidiyorsun" der gibi. Mecbur yattım kaldım yanında. Aksi gibi de çok yanpirik yatmışım, uyanacak diye de düzelemedim. Öyle yamuk yumuk ben de uykuya dalmışım yanında. Ayak ucumuzda da Kaju, oh biz mis gibi uyuyoruz. Aradan geçmiş bir saatten fazla, kapı açılıp sevdiceğim gelmez mi? Basılmış gibi hissettim kendimi. "Defne ne yapsam uyandı, mecbur böyle uyudum.. kem.. küm.." diye kaldım. Sanki adam dışarıda haldur huldur çalışırken ben evde yan gelip yatıyormuşum gibi bir garip hissettim. ("annelik yan gelip yatma yeri değildir") Öyle de değil halbuki ama fena denk geldi. Koca kişisinin de gün içinde evde işi ne canım? (Ofise geçerken 5 dk kızını görmeye uğramış zaten, benimlen bir alakası yok konunun) Bunu okuyunca sanmayın ki kendisi bir şey dedi. Ben kendi kendime girdim bir triplere (böyle mi yazılıyor ayol bu trip, tirip mi yoksa, dur bir bakayım Google'a) (doğru yazmışım "trip" olacak) Çok trip atan bir kadın olmadığımdan ötürü bilemedimdi.

İşte böyle blogcan, hayat benim için bir o koltukta devril, bir bu yatakta yuvarlan derken geçip gidiyor. Değil tabi ki. Öyle olsa sıkıntıdan çat diye çatlardım evin ortasında. Bebe kişisi öyle şeylere pek izin vermiyor. Vermesin de zaten. Evde yayılmak için mi izin aldık? Önemli bir iş hallediyoruz şurada, insan yetiştiriyoruz. Çiçek değil ki, bi su, bi ışık ver büyüsün gitsin. Sevgi istiyor, emek istiyor, bez istiyor, meme istiyor... Ha babam istiyor şuncacık boyuyla (68,5 cm boy nedir bu arada? O kadarcık boy mu olur? 1 metre bile olamamışsın daha şu hayatta)

Yarın da annem gelecek. Bir yanım sat kızı annene çık biraz hava al diyor, bir yanım ne yapacaksın sokaklarda Defnesiz, otur evinde ananın dizinin dibinde diyor. Üzerinize afiyet ben biraz çocuğuna bağımlı bir tip oldum çıktım. Çocuk bana bağımlı değil yalnız, ben ona bağımlıyım. (En azından şimdilik öyle gözüküyor.) Ben daha çok onu bırakamama triplerindeyim. (iyi ki trip atmam dedim) Esasen ufaktan alıştırmalar yapmak lazım. Böyle bir çıkıp 1-2 saat en azından takılmak lazım. Lazım da işte içimdeki arabesk ana izin vermiyor. Şehirli bir kadının "Kurban olurum ben sana" tipi annelikle imtihanı. Yalnız bu kurban olma hali gerçekmiş. Ben de çok sinir olurdum bu lafa. Hep derdim ki "Benim için ölme, benim için yaşa" Arkadaş velet bir doğdu, her yanına gidişimde "kurban olurum sana" derken buldum kendimi. Bir garipsedim falan derken pek sevgili Blogcuanne'nin kitabında şu sözlere rastladım. Yalnız değilmişim diye ben bir sevin, bir mutlu ol. Öyle işte..

13 Ocak 2016 Çarşamba

Nerdesin aşkım? Burdayım aşkım!

Anneliğin büyük sözlerini yeme sanatı olduğunu henüz hamile kalmadan öğrenmiş ve kendimi duruma hazırlamıştım. Henüz bu konuda çok skorum yok maşallah iyi ilerliyorum. Yalnız son bir haftadır Defne'ye sürekli olarak "Aşkım" derken yakalıyorum kendimi.

Yahu ben değil miydim çocuklarına "aşkım" diyenlere gıcık olan, ben değil miydim "ben aşkım demeyeceğim" diyen. Bendim tabi, ta kendisi.

Diyorum arkadaş, hem de böyle dolu dolu diyorum. Her dediğimde kendime sinir olup üç dakika sonra yine diyorum.

Aşkmış ama napiyim...

11 Ocak 2016 Pazartesi

Tarhana Çorbası

Ah canım blog! 

Neler var seninle konuşulacak. Artık yazmak konusunda bir ihtiyaç duymaya başladım. Uzun zamandır yazmadığımdan nereden başlayacağımı bilmiyorum diye erteleyip duruyordum ancak artık daha fazla duramayacağım. Bir şekilde düzene gireriz.

En son bir "Serbest Düşüş" yapmıştım. O zamanlar karnımda olan şimdi yanımda. Onu beklerken çok yazacağımı düşünürken hiç yazmadım. Deftere yazarım dedim o da olmadı. İçimde yaşadım her şeyi. Doğum hikayemi yazmaya çalıştım bir noktada kaldım. Unutmadan tamamlamak lazım.

Yine bir klasik olarak klavyeye dokunuyorum ve parmaklarım yazıyor. Artık konu oradan oraya geçerse sebebi ben değilim bilin istedim.



Şimdi canlar bu doğum, anne olmak falan şahane şeylermiş. Hep söylendiği gibi bir yanı delilik olmakla beraber bence pek keyifli. Benim bu aralar gündemimde özellikle çalışma hayatına dönüş var. Malum uzun yıllar bir türlü istediği gibi bir işe girememiş, işsizlik konusunda aylarca yakınmış biri olarak sonunda istediğim bir işe girmiştim bundan iki sene evvel. Bu güne kadar hep çalışmak istedim ancak hiç bir zaman kariyer insanı olmadım. Benim çalışmaktan anladığım daha çok üretken olmak, her günümü düzene sokmak. Düzeni çok seven bir insan olmakla beraber evde olduğum zamanlarda pis sarmallar içerisinde buluyorum kendimi. Bu yüzden çalışan biri olmam gerektiğine inandım hep bu güne kadar. Çalışmaktan da keyif aldım. Amma velakin şu anda işler biraz değişti. An itibariyle yerde oyuncaklarıyla debelenen küçük insanı bırakıp gitme fikrini içime sindiremiyorum. Daha doğrusu iş yerimle aynı kıtada bulunmuyoruz. Bu da malumunuz İstanbul trafiğiyle beraber günlük yaşamınızdan toplamda 2,5-3 saat çalan bir durum. Benim derdim şu anda daha çok bu boşa geçen zamanla. Zaten daha senden beslenen küçücük bebeni uzun saatler bırakıyorsun bir de bunun bir kısmı sadece boş boş yollarda geçiyor. Küçük şehirlerde yaşayıp eviyle işi yakın olanlar bilin ki çok şanslısınız. Normalde benim çoktan işe dönmem gerekiyordu fakat yasal ücretli iznimin sonuna geldiğimde kızımı bu kadar erken bırakmaya hazır olmadığımı anladım ve ücretsiz izne ayrıldım. Devlette iki sene olan bu ücretsiz izin hakkı özel sektörde altı ay olunca daha yavrun bir yaşına bile gelmeden kapitalizmin kollarına kendini bırakman gerekiyor. (Kahrolsun bağzı şeyler) Bu ikilem sanırım çalışan her kadının yaşadığı bir sorun. Kariyer yolunda olanların karar vermesi daha kolay oluyordur diye düşünüyorum. En azından bebeğini bırakmanın anlamlı bir  karşılığı olabilir. Ancak benim gibi çalışmaksa sadece konu o zaman kafalar karışıyor. Gönlümden geçen kızım 2-2,5 yaşına gelip anaokuluna başlayana kadar daha esnek bir çalışma imkanına sahip olup onunla bol bol vakit geçirmekten yana. Sonra o okuluna sen işine herkes kendi yoluna. Tabi bir yerde para kazanmak da lazım bu tontiklerin geleceği için aynı zamanda üretmeye devam etmek lazım. (Hoş içinden insan çıkarmış, üretimin kralını yapmışsın ama işte...)

Sonra daha size anlatacağım çok şey var. Heyecanla beklediğim yaştayım, 30 oldum. Köpek ve bebekle yaşam var bahsedilmesi gereken. Bebeğini giyen bir anne olarak "Babywearing" olayının şahaneliği var. Henüz tecrübe edilmese de BLW annesi olacak olmanın heyecanları var. Anne olup bebeğimle vakit geçirmek bana fedakarlık yapıyormuşum gibi değil kendim oluyormuşum gibi hissettiriyor. Bu yüzdendir ki iş hayatına kısa süreli bir ayrılık ya da mümkünse esneklik katma fikri "kendim olmaktan" uzaklaşmak değil kendimi tamamlamak gibi.

Hepimiz farklı yaradılışlara sahibiz. Aynı durum herkeste farklı sonuçlar doğuruyor ki öyle de olmalı bence. Hiç bir zaman tek bir doğru yok sadece herkesin gerçeklikleri var. Benim gerçeğim bu.

Kafalar karışık görüldüğü gibi. Adeta bir tarhana çorbası. Tüm konular eve dair. Ama çok da faydalı ve leziz.

Artık daha sık görüşeceğiz. Hem de böyle gelişine yazılardan öte planlı konularla.

Varsa birileri orada öperim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...