cS-1aIC7oVvN0DczzfhH1B8ToLI Önceki Yazılarım-! ♥ Fesleğen ♥ !

Önceki Yazılarım

Daha önce "Ruhun Aynası" sitesinde yayınlanan yazımlarım;

DURMAK, BAKMAK VE İLERLEMEK  

Durdum, baktım ve ilerliyorum...
Niye durdum çünkü hayat istedi, neden baktım çünkü durmak istemiyordum, neden ilerledim çünkü ben öyle istedim.
Hayat biz nasıl istersek öyle ilerlemek istiyor ama gün geliyor bakıyoruz ki hiç de istediğimiz gibi gitmiyor. İşte o an durmak gerekiyor çünkü hayat öyle istemiş bizi başka yerlere, farklı düşüncelere, istemediğimiz duygulara sürüklemiş; o an bakmamız gerekiyor çünkü bakmadan göremeyiz, görmeden nereye gideceğimizi nasıl ilerleyeceğimizi kestiremeyiz.
Nefes alma şansı bir kere veriliyor bizlere ve ne zaman geri alınacağını da bilmiyoruz bu yüzden de aldığımız her nefes diğerinden daha değerli oluyor.  
Bakmak, aldığımız nefeslerin daha değerli olması için gerekli çünkü görmemiz ve ilerlememiz gerekiyor.
Peki neden ilerlemeliyiz ki?
Ne yazık ki yaşam biz durduğumuzda durmuyor, bizim onu yönlendirmemizi bekliyor ama bizi beklemiyor, zaman vermiyor.. Kaçırmamalıyız hayatı ama arabanın arkasına takılmış bir poşet gibi de savrulmamalıyız...
Bir şeylerin yanlış gittiğini hissettiğimizde durmalı, bakmalı ve ilerlemeliyiz..
Hayat bizim kadar basit aslında önemli olan durduğunda neden durduğunu bilmek, baktığında görmek ve nereye doğru ilerleyeceğini bilmek... 01/10/2009

BAHANELER, ZEHİRLİ CÜMLELER..
Kendinizi bir konu hakkında bahaneler söylerken yakalamaya başladıysanız, o konu hakkında  tehlike çanları çalmaya başlamış ve artık sizin gerçekten duymanızı bekliyor demektir. Bir şeyleri sadece düşünme vakti değildir, artık bir şeyler yapma vaktidir. Eğer bahaneleri kolayca sıralayabiliyorsanız farkında veya farkında olmadan zaten o konu hakkında yeterince düşünmüşsünüz demektir, beyniniz istediğiniz cümleleri kolayca ortaya çıkartmış ve siz çoktan bunlara inanmışsınızdır; daha doğrusu inandığınıza inanmaya çalışmaktasınızdır. Bu cümleleri söyleyen ses sizin olabilir ama bunları duymak istemeyen kulaklarda sizin kulaklarınızdır. 
Doğruları bilmeden onun yanlışını da bilemezsiniz. Herkesin hepsini doğru yapmak için emek harcadığı ÖSS için bir öğrenci hepsini yanlış yapmak için çalıştı, evet "yanlış yapmak için çalıştı" çünkü doğrularını bilmeden yanlış şıkkı işaretleyemezdi. İşin sırrı burada, yanlış yaptığımızı biliyor olsak zaten yapmayız ve onun için zaten söyleyecek bir sözümüz yoktur ama yaptığımız şeyde bir sorun olduğunu biliyorsak söyleyeceklerimiz çoktan eşsiz beynimiz tarafından bizim için hazırlanmıştır.
Söylediklerinize dikkat edin, eğer onları duymak istemiyorsanız veya söylediğiniz her cümleyle birlikte içinizde anlamsız bir titreşim oluyorsa bahanelerinizi dinliyorsunuz demektir ve konu her ne ise artık bu konu üstüne gerçekleri kendinize itiraf etme vakti gelmiştir... 07/10/2009
 
BİR KASECİK SALATA

Yarına yetiştirmem gereken bir projem var ve hala bitmedi, şu anda yazı yazdığım masamın üstünde kitaplar, defterler üstüste duruyor., tam bir keşmekeş.. Askerde olan sevgilimin resmi hemen köşeden bana bakıyor, onu ne kadar çok özlediğimi hatırlatıyor bana... Hava soğumaya başladı  ellerim ve ayaklarım buz gibi, üşüyorum. AMA bir yandan kokulu mumum yanıyor ve çalan müzik beni zengin hissettiriyor, o sırada Kadıköy Çarşısından geçerken renkleriyle beni cezbeden roka ve naneden sadece ufak bir kasecik yaptığım ekşi salatadan yerken ağzımdan şu cümleler dökülüveriyor, "Ben çok mutluyum!"... O an resimle ufak bir göz teması yaşıyoruz, ben mutlu hissettiğim için o da gülümsüyor bana biliyorum...
 
Hayat aslında hep böyle gülümser bize, sadece biz görmek istemeyiz.. Mutlu olmanın doğal kolaylığı yerine mutsuz olmanın zorluklarıyla hayata bakmak daha kolay geliyor bize.. Çevirin azıcık kafanızı sağa sola ve etrafa bakın, mutlu olmanın ne kadar kolay olduğuna siz de şaşıracaksınız...  21/10/2009

"O"
Benim kelimelerim arada kiyafetsiz kalır..
En sevdiğim şiirlerden biri olmasından mıdır, yoksa her konuda söyleyecek sözü olan benin,  duygularımın aklımın ve kalbimin bütün odalarını işgali sonucunda beni savunmasız bırakmasından mıdır bilmem nedendir bu durum... Böyle anlarda kurduğum cümlelerin uzunluğu ve okunurken yaşattığı anlam karmaşası da çabası.. Bu günkü konum aslında yazım tekniklerim olmayacaktı, fakat konuya nereden girebileceğimi bilemediğimden, kifayetsiz kalan kelimelerim için sizlere önceden açıklamamı yapıyorum..
Bir sevdiğim var ve ne yazık ki şu anda çok uzaklarda üşüyor.. Benimse buradan onun için tek yapabildiğim onu sevmeye devam etmek.. 
Bu gün sevdiğimle birlikte olmamızın üçüncü yıl dönümü.. Üç sene önce sonunun bu kadar güzel olabileceğini hiç de tahmin etmezken başlamıştı her şey, her ikimizde güzel bir şeyler yaşamak istiyorduk ama hiç düşünmüyorduk üçüncü yılımızı bile kutlayabileceğimizi..
Genelde bizimki gibi başlamaz ilişkiler, hep bir peri masalındaki kahramanlar olduğumuzu ve bu masalın hiç bitmeyeceğine inanarak başlarız birlikteliklerimize. Dünyayı bırakın pembe gözlüklerle görmeyi, önümüzü bile göremeyecek kadar kör birer aşık olup çıkıveririz, tek istediğimiz "O"'nu görmek "O"'nunla olmaktır.. Sonra ne olursa olur ve önce gözlerimiz pembe pembe etrafı görmeye başlar, bulanıktır biraz görüntü ama tanıdıktır karşımızdaki ses, o yüzden daha sorunlar başlamamıştır fakat bir sabah uyandığımızda ne kadar uzun zamandır içimizde biriken huzursuzluğun nedenini artık bulmak istediğimize karar veririz.. O huzursuzluk "O"'dur aslında, çünkü gözlüklerimiz kırılmıştır artık onu kendi gözlerimizle görebilmeye başlamışızdır.. Sorunlar bu noktada başlar, eğer kendi gözlerimizle gördüğümüz "O"'nu, bu yalın haliyle kabul edebiliyorsak sabah kalktığımızda içimizde biriken huzursuzluğun kocaman bir mutluluğa dönüştüğüne şahit oluruz ama "O"'na çıplak gözle baktığımızda bir yabancı görüyorsak, oradan hemen uzaklaşmalı ve "O"'nu hep o pembe gözlüklerin arkasındaki bulanık ama tanıdık haliyle hatırlamaya devam etmeliyiz..
Bunları anlattım ama bu anlattıklarımın benim sevdiğimle ilişkimle bir alakası yok.. Biz hayal kahramanları olarak başlamadık bu ilişkiye ya da birbirimizin kim olduğunu göremeyecek kadar kör olmadık hiç.. Biz onun yerine sevgiyle baktık hep birbirimize ve kendi masalımızı yaratıp, birbirimizin kahramanı olduk sadece..
Şimdi o masalda herkes kimin kim olduğunu bilerek bakıyor dünyaya, ister pembe gözlüklerle, ister kör olup sadece onun gözleriyle..
Şu anda yanımda olamasan da bir ömür birlikte olabileceğimizi bilmenin huzuruyla kutluyorum günümüzü.. Okuduğunda yüzün bir kere daha gülsün;
Seni Çok Seviyorum..   06/11/2009

BAKIŞ AÇISI
Kişiye zenginlik katacak şeylerden birinin "bakış açısı" olduğunu düşünüyorum ve farklı bakış açılarına sahip olup, yer yer farklı gözlerle etrafa bakmanın çok eğlenceli bir deneyim olduğunu gözlemliyorum.
İşte her zaman hayatın içindeki ufak mucizeleri görmeye çalışarak yaşayan ve bunları sizlerle paylaşmaktan çok keyif alan benden, bu gün biraz daha farklı şeyler okuyacaksınız. Okuyacaksınız diyorum ama beni kimler okuyor hatta birileri okuyor mu onu bile bilmiyorum ama ben  yinede ,günlüğünü kimsenin okumadığını bildiği halde sanki hislerinin karşılığındaki kişi yazdılarını okuyormuş gibi yaşadığı aşkı, öfkeyi, kıskançlığı bütün içtenliği ile sayfalara döken bir genç kız gibi paylaşıyorum içimdekileri orada yazılarımı takip ettiğini düşündüğüm hayali okurlarımla..
Farklı bakış açılarının eğlenceli dünyasına yaptığım yolculuktan kalan gezi notlarımı beğenicek misiniz bakalım.. 
Böyle bir şeyler anlatmak, kendi kendine felsefe yapmak garip değil mi?
Sokrates bile zamanında en iyi bildiği şeyin hiç bir şeyi bilmediği olduğunu söylerken biz nasıl oluyor da herşeyleri bilirmiş gibi bilgiçlikler yapıyoruz..
İki günlük ömrümüzde yaşadığımız irili ufaklı acılarla olgunlaşan ruhumuzun artık söz söyleyebilecek kadar büyüdüğüne nasıl karar veriyoruz..

Aslında sadece kendi dünyamızda yaşarken üstüne gidip bütün insanlık adına nasıl konuşuyoruz..
Ben kendim başta olmak üzere benim gibi yaşadıklarını bütün içtenlikleriyle çevrelerindekilerle paylaşmaya çalışan insanlar için nasıl oluyor da bu kadar ukala konuşabiliyorum?
Kendi yağımızla kavrulup giderken şu hayatta kendi kendine bir şeyler paylaşmak tuhaf değil mi..? 11/11/2009
 
ALIŞMALI MI ALIŞMAMALI MI?
İnsan alışıyor. Alıştıkça uyuşuyor. Uyuştukça ne hissettiğini bilmiyor. Düşündükçe işin içinden çıkamıyor. İyiye de kötüye de alışıyor insan. Özlemeye alıştım ben de bu aralar, ne kadar özlediğimi bile düşünemiyorum. Özleme o kadar alıştım ki, sanki hayatım hep bu duyguyla geçmiş gibi.. Kimi zaman varlığa alışıyoruz kimi zaman yokluğa.. Ama sadece alışıyoruz bu demek değil ki yokluğunu hissettiğimiz şeyi artık istemiyoruz ya da varlığıyla bizi sıkanın hayatımızdan çıkmasını istemiyoruz.. "Sadece alışmak" masum bir şey belki, insanı rahatlatıyor, o duruma alışmanın verdiği bir uyuşuklukla rahatlıyoruz.. O rahatlığın içinde düşünmeye, hissetmeye çalıştığımız zaman kayboluyoruz kendi içimizde.. aslında daha çok şey var söylenecek ama alışkanlığın verdiği bir uyuşukluk var üzerimde...  18/11/2009
 
GÖLGE
Arkanızda bir ışık yoksa korkun çünkü siz yoksunuz demektir, varlığınız dünyaya yansımıyordur.  Işığınızın sadece yolunuzu aydınlattığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuzdur, ışık sizin o yolda olduğunuzun bir kanıtıdır aynı zamanda, sizi büyütür ve o yolun içinde olduğunuzu gösterir. Işığınızı öyle bir ayarlayın ki o her zaman sizinle yürüsün ve arkanızdan gelerek yolunuzu aydınlatarak nereye gittiğinizi, nereye gidebileceğinizi  göstersin ve artık karanlığı yararak kendini ortaya koyan varlığınızı hatırlatsın.
Işığınızı arkanıza aldığınız zaman karanlığa girmekten korkmayın,  çünkü her zaman önünüzde giderek sizinle birlikte büyüyen bir siz göreceksiniz... Işığınız her daim sizinle olsun.. 12/01/2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Şimdiden çok teşekkür ederim :)

Katılımınız benim için çok önemli, her zaman beklerim...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...